Sızıntı Arşivi

Ekim 1993 · s. 24 · 4 dakikalık okuma

Tevekkül ve Tefviz

Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

TEVEKKUL VE TEFVİZ Allah’a güven ve itimad ile başlayıp, kalben beşeri güç ve kuvvetten teberri kuşağında sürdürülen ve neticede herşeyi Kudret-i Sonsuz’a havale edip vicdanen itimad-ı ümmeye ulaşma ile sona eren âlem-i emre ait ahval veya ruhani seyrin mebdeine “tevekkül”, iki adım ötesine “teslim”, bir tur ilerisine “tefviz” ve müntehasına da “sika” denir. Tevekkül; kalbin Allaha tam itimad ve güveni, hatta başka güç kaynakları mülahazasından rahatsızlık duyması ma’nasına gelir. Bu ölçüde bir güven ve itimad olmazsa, tevekkülden söz edilemez; kalp kapılan ağyara açık kaldığı sürece de hakiki tevekküle ulaşılamaz. Tevekkül; sebepler dairesinde arızasız esbaba riayet edip, sonra da Kudreti Sonsuz’un üzerimizdeki tasarrufunu intizardır ki, iki adım ötesi, çok Hakk dostu tarafından “gassalin elindeki meyyit “ sözüyle ifadelendirilen teslim mertebesidir. Birkaç kadem ötede de herşeyi bütün bütün Allah’a havale edip, yine herşeyi O’ndan bekleme makamı sayılan tefviz gelir. Tevekkül, bir başlangıç, teslim onun neticesi, tefviz de semeresidir. Bu itibarla da, tefviz hem daha geniş hem de müntehilerin haline daha uygundur. Zira onda, insanın, kendi havl ve kuvvetinden teberri etmenin, -ki teslim mertebesidir- ötesinde , ufkuna ulaşıp, o kenz-i mahfiyi her an içinde duyması ve kendi güç, kuvvet ve servetine bedel, olan cennet hazinelerinden istimdadı ve onlara istinadı söz konusudur. Diğer bir ma’na da bu, vicdanın kendi özündeki nokta-i istinad ve nokta-i istimdadm ihtarıyla, aczini, fakrını duyup, hissettikten sonra “Tut beni elimden tut ki, edemem sensiz!”diyerek o biricik güç, irade ve meşiet kaynağına yönelmesidir. Tevekkül; Cenab-ı Hakk ve O’nun nezdindekilere bel bağlayıp itimad etme ve O’ndan başkasına kalbin kapılarını bütün bütün kapamak demektir ki; buna, bedenin ubudiyete, kalbin de rububiyete kilitlenmesi de diyebiliriz. Bu mülahazayı merhum Şihab:

-Her işinde sadece ve sadece Allah’a tevekkül ol -ki O’na tevekkül eden asla kaybetmez-Allah’a güven ve Ona itimad içinde bulun ve senin hakkındaki hüküm ve kazasına da sabret; zira O’ndan beklediğin şeyleri, ancak, yine O’nun ihsanı olarak elde edebilirsin” sözleriyle ifade eder. Zannediyorum, Hz. Ömer Efendimiz de, Ebu Musa el-Eşari’ye yazdıkları bir mektuplarında: “Eğer kazaya rıza gösterebilirsen, o bütünüyle hayırdır. Buna gücün yetmezse, dişini sık sabret” sözleriyle bu hususu hatırlatmak istemişti.. Bir başka zaviyeden tevekkül: hemen herkes için Halık’a itimad ve güvenmenin adı; teslim, kalbi ve ruhi hayata uyanmışların hali; tefviz ise, esbab ve tedbire takılmamanın ünvanı ki, haslar üstü haslara mahsus bir hal veya makamdır. Tefviz semasında seyahat eden Hakk yolcusu, zahiren tedbir ve sebeplerle meşgul olsa da, bu iştigal sırf esbab dairesinde bulunmanın gereği ve onun memuriyetinden dolayıdır. Öyle yapmayıp da onları doğrudan doğruya nazara alsa semaların üveyki iken arzın sürüm sürüm sürünen haşereleri haline gelir. Menkıbe kitaplarında bu mülahazayla alakalı şu hadiseyi zikrederler:

Bir Hakk dostu, sebepler ağında tedbir kıskacında yol aldığı esnada hâtiften şu sesi duyar: “ -Vazgeç tedbir kuruntularından; zira tedbirde helak vardır. İşleri bize havale eyle, çünkü biz sana senden daha evlayız.

Sebepler dağdağasından sıyrılıp, vasıtalara gönlünde yer vermeme ma’nasına gelen “tedbiri terk eylemek” halkın içinde Hakk’la münasebetlerini sımsıkı tutabilen koç yiğitlere mahsus bir derinliktir. Sebeplere tevessül ile beraber onlara te’sir-i hakiki vermeme, derecesine göre hem bir tevekkül -herkes için-, hem bir teslimiyet -eşyanın perde arkasına uyananlar için-, hem de bir tefviz ve sikadır -huzur erleri için-.. Allah Rasülü Sallallahü aleyhi ve selem, irade ve cehd u gayreti, tefviz u tevekkül ile iç içe ne hoş ifade buyururlar: “ -Eğer Cenab-ı Hakk’a layıkıyla tevekkül edebilseydiniz sizi, sabah yuvasından aç ayrılıp, akşam tok olarak dönen kuşların beslendiği gibi rızıklandırırdı.”

Bu peygamberane sözden herkes seviyesine göre birşeyler anlar:

1- Avam, bundan Hz. Mevlana’nın hadis iktibası:

- Evet, tevekkül her ne kadar rehber ise de, sebeplere riayet de peygamber sünnetidir Hz. Peygamber (huzuruna girip de “Devemi bağlayayım mı, yoksa tevekkül mü edeyim?” diyen bedeviye) yüksek sesle, “Devenin dizine ipini vur, öyle tevekkül eyle!” beyanı çizgisinde herkese açık Allah’a itimad ma’nasına anlar ki: -Tevekkül edecekler başkasına değil, sadece ve sadece Allah’a güvenip dayansınlar” ayeti buna işaret eder. 2- Hayatını kalp ve ruhun yamaçlarında sürdürenler ise bundan, kendi havl ve kuvvetlerinden teberri ile Allah’ın havlu -Gerçek mü’minler iseniz Allah’a itimad-ı tamme içinde bulunun!” fermanı bunu ihtar eder.

- 3- Fenafillah ve bekabillah zirvelerinde dolaşanlara gelince, bunlar Hz. İbrahim gibi ateşe atılırken bile - deyip, “Cenab-ı Hakk’ın benim halimi bilmesi, benim birşey istememe ihtiyaç bırakmamıştır” tefvizi veya İnsanlığın İftihar Tablosu gibi, düşman gölgelerinin mağaranın içine düştüğü ve herkese ürperti veren tehditlerinin Sevr’in duvarlarına çarpıp yankılandığı esnada bile, fevkalade bir güven ve emniyet içinde: “Tasalanma, Allah bizimle beraberdir!” sözleriyle ifade edilen sikayı anlarlar ki: -Kim Allah’a tefviz-i umur ederse O, ona kafidir” beyanı da bu gerçeği hatırlatır.

Tefviz en yüksek mertebe, sika en âlî makamdır. Bu mertebeyi tutan ve bu makamın hakkını veren, sadece aklıyla, mantığıyla, inançlarıyla değil, bütün zahir ve batın duygularıyla Hakk’ın emir ve iş’arlarında erir ve O’na bir mir’at-ı mücella olur. Mertebeler üstü bu mertebenin kendine göre bir kısım emareleri de vardır.

1- Tedbiri takdir içinde görüp sükûnet bulmak,

2- İradesini gerçek iradenin gölgesi bilip asla yönelmek,

3- Kahrı, lütfu aynı görüp bütün benliğiyle kazaya rıza göstermek bunlardan bazılarıdır.

Bu ma’nada tefvzi, Minhac sahibi şöyle resmeder: - Ben her işimi sevgiliye bıraktım artık o ister beni ihya eder, isterse itlaf” Bir güzel Söz de Enderuni Vasıftan:

Gelir elbet zuhura ne ise hükm-i kader

Hakk’a tefviz-i umur et ne elem çek ne keder”