Sızıntı Arşivi

Ekim 1993 · s. 27 · 7 dakikalık okuma

Elma Kalp Hastalarının Hizmetinde

Emin Manisalı · Dr. · Sağlık

Dünyayı bütün nimetleriyle insanoğlunun hizmetine sunmuş olan kâinatın sahibi Allah, çeşit çeşit meyve ve sebzeleriyle onu aynı zamanda bir eczahane gibi hazırlayarak çeşitli hastalıklarda kullanılmak üzere emrimize vermiştir. Yeter ki kullanmasını bilelim. Bunun için de hangi bitkide ne gibi şifa verici hassalar olduğunu öğrenmek üzere araştırma ve deneyler yapmak gerekmektedir.

Nitekim İslam’ın ilk dönemlerinde çok hızlı bir gelişme gösteren tıp ve eczacılık gibi insanı doğrudan alakadar eden ilim dallarında çalışan âlimlerimiz, asırlar boyunca yaptıkları çalışmalar neticesinde bitkilerden yapılan çeşitli ilaçlar keşfetmişler ve bunları kitaplara geçirmişlerdir.

İşte şifa kaynağı meyvelerden biri olan elma, A ve C vitamini yüksek, şekeri ölçülü ve kolesterol düşürücü tesiriyle inşaallah bundan sonra, daha düzenli bir yeme ile kalp hastalığı riski yüksek olanların da elinin altında olacak.

Fransa’nın Toulouse Paul Sabatier Üniversitesi’nden bir araştırmacı grubun yaptığı çeşitli deneyler neticesinde, elmanın mevcut kolesterol seviyesini %14’den daha aşağı indirebileceğini gösterdiler.

Bu araştırıcılar deneylerinde aynı genetik yapıya sahip olarak üretilmiş hususi bir dağ sıçanı çeşidini kullandılar. Bu dağ sıçanları yaşlanmaları ile artan bir nisbette karaciğerlerinde hızlı bir şekilde ve fazla miktarda yağ depolamaktadırlar. Kimyevi yapı olarak kolesterolün esterleşmesinden meydana gelen bu yağlar, karaciğer ağırlığının %2’sine ulaşarak dağ sıçanlarını sirozlu hale getirir. Bu karaciğerlere “Kolesterol Esterli Karaciğer” (KEK) adı verilir.

Laboratuar tecrübeleri için araştırmacılar iki grup dağ sıçanı teşkil ettiler. Birinci grupta hem normal karaciğerliler hem de KEK’li (Kolesterol Esterli Karaciğer) sıçanlar; ikinci grupta da kontrol için ayrılmış yine normal karaciğerli ve KEK’li sıçanlar eşit miktarda ayrıldılar. Birinci gruba öncelikle elma, daha sonra ise her zamanki yiyecekleri verilmiş; kontrol grubuna ise elma verilmemiş sadece her zamanki yiyecekleri verilmiştir.

Daha deneyler başlarken elma yiyen ilk gruptaki hayvanların, elmanın üstüne yedikleri günlük normal yem miktarlarını azalttıkları tespit edilmiştir. Sindirim fizyolojileri ve metabolizma açısından incelendiğinde, elma yiyen sıçanların daha çabuk doyduğu ve yedikleri az miktar yemin içindeki besinleri daha iyi özümseyebildikleri anlaşıldı. Bir müddet elma ile beslenen KEK’li sıçanlar, daha sonra incelendiğinde hayret edilecek şekilde karaciğerlerinde normalden düşük bir miktar kolesterol vardı ve sirozlu karaciğer iyileşme yoluna girmişti.

Dağ sıçanlarıyla yapılan bu laboratuar tecrübeleri muhakkak ki insanlaraları olarak uymaz. Çünkü dağ sıçanı ile insanın metabolizmaları ve fizyolojileri birbirinden az da olsa farklıdır. Bunu nazara alan araştırıcılar daha sonraki çalışmalarını insana çevirdiler.

Kolesterolün insanda ortaya çıkardığı başlıca problem, atar damar çeperlerinde birikerek esnekliği azaltması neticesinde, yüksek tansiyon ve pıhtılaşma ile damar cidarından kopan pıhtı parçalarının bir damarı tıkaması ve tıkanan damarın beslediği bölgedeki dokuların ölümüne yol açmasıdır. Bu tıkanma kalbin kendini besleyen koroner damarlarında olabileceği gibi böbrek, akciğer ve beyin gibi hayati organlarda, neticesi ani ölümlere varacak kriz veya felçler şeklinde kendini gösterir.

Elma yedirerek kolesterolün düşüp düşmediğini kontrol etmek için başla Fransa olmak üzere, İtalya ve Finlandiya’da bazı deneyler yapılmış ve neticeler müspet çıkmıştır. Sistemli bir şekilde elma yiyen insanların %50’sinden fazlası %10’un üzerinde bir kolesterol düşüklüğü göstermişlerdir. Küçük değişikliklerle, İtalyan araştırıcılar elma ezmesinin daha fazla tesirli olduğunu, İrlandalılar ise hakiki bir tesir elde edilmesi için günde iki elma yenilmesi icap ettiğini buldular. Fransa’da ise Paul Sabatiler Üniversitesi’ndeki deneyler hala devam etmektedir. Buradaki 26-65 yaşları arasındaki 30 kadar gönüllü isteklerine göre günde iki veya üç elma yiyorlardı. 59 ile 96 yaşları arasında ve Gerontoloji (yaşlılarla ilgilenen) servisinde kontrol altındaki 37 kişi ise yalnız veya karışık olarak sert elma yiyorlardı. İlk gruptaki 23 kişinin kan kolesterollerinde %14’lük bir azalma görülürken ikinci grup olan yaşlıların 19’unda daha zayıf fakat istatistik bakımından manalı bir azalma görüldü.

Kolesterolün normal değerlerinin ne olması gerektiği hususunda yapılan hesaplara göre, 1.80 ila 2.20 gr/lt arasındaki miktarlar makul seviyelerdir. Yaşa göre yapılan bir diğer hesaplamada ise 1 gr/lt’ye ondalık olarak yaşın rakamının ilave edilmesiyle çıkan değer normal kabul edilir. Mesela, 40 yaşında 1.40 gr/lt, 50 yaşında 1.50 gr/lt’lik kolesterol miktarları gibi.

Elma, kolesterol ile ilgili münakaşalara yeni bir sayfa eklemektedir. Aslında perhiz ve hayat tarzının kandaki kolesterol miktarı üzerinde tesirli olduğu uzun zamandan beri bilinmektedir. Güney Afrika’nın yüksek plato çöllerinde avcılıkla yaşayan Kalahari’nin dağ adamları 0.85 gr/lrlik çok düşük kolesterol seviyesine sahiptirler. Halbuki endüstrisi ve refah seviyesi yüksek Amerikalılar ise 2.1 gr/lt gibi yüksek bir değere sahiptir.

Aslında kolesterolün eksikliği de fazlalığı kadar üzücü olmaktadır. Zira denge inde işlerin yürütüldüğü vücut makinası da kâinatın her yerinde olduğu gibi ifrat ve tefritten uzak bir çalışma ortamı ister. Bunun için herşeyin azı da çoğu da zarardır. Bu açıdan bakıldığında, kolesterol hiç de zannedildiği gibi korkutucu bir molekül değildir. Hücre zarlarının, cinsiyet hormonlarının, beyin hücrelerinin yapısında bulunur. Safra asitlerinin sentezlenmesi ve dolayısıyla yağların sindirimi için gereklidir. Nitekim kolesterolden çok korktukları için yumurta, süt, karaciğer ve beyin gibi hayvani gıdaları tamamen kesenlerde erken bunama, cinsi zafiyet ve beyine bağlı çeşitli güç kayıpları tesbit edilmiştir.

Vücut hücrelerimizin hepsi kendileri kolesterol üretebilir. Ancak en fazla kolesterol üretimi yapılan yer bağırsak ve karaciğerdir. Kolesterolün hücrelere girmesi, çıkması, depo edilmesi, esterleşmesi, kullanılması, yenilenmesi, parçalanması gibi her saniye vücudumuzda cereyan eden biyokimyevi hadiseler birçok enzimin yardımıyla ve çok karışık yollarla sürdürülür. Kolesterol metabolizmasını uzun uzadıya anlatmak gereksiz olduğu için burada sadece önemli iki faktör olan LDL ve HDL kısaltılmalarıyla belirtilen düşük yoğunluklu ve yüksek yoğunluklu lipoproteinlerden söz etmemiz kâfidir. Düşük yoğunluklu ve yüksek yoğunluklu lipoproteinlerin karşılıklı ve hassas bir denge içindeki reaksiyonlarıyla, kolesterolün hücre tamirinde ve steroid hormon yapımında kullanılmaları mümkün olur. Vücuttaki kolesterol, karaciğerden geçerken bir seri kimyevi muameleye maruz kalır ve safra asitleri yapılır.

Kolesterolün %80-%90’ı safra tuzlarına (sodyum veya potasyum tarafından nötralize olmuş safra asitleri) dönüşerek dışkı yolu ile atılır. Eğer safra kolesterole aşırı doymuş hale gelirse, safra tuzlan, fosfolipidler ve kolesterol arasındaki denge bozulur, kolesterol hızlanır, safra taşları meydana gelir.

Kolesterolü dışarı atmak için safranın kapasitesi bir endeksle belirtilir. Bu kapasite yükseldikçe taş meydana gelme endeksi düşer. Karaciğerleri yük: sek kolesterollü olan dağ sıçanlarında, elma yeme suretiyle safra akışında yükselme ve safra asitlerinde artma görülmüştür. Böylece elma, taş meydana gelme endeksini yarı yarıya azalttığı için (0,4’den 0,2’ye) safra taşları problemi olmadan kolesterolün iki kat daha fazlası vücuttan atılabilmiştir. Acaba elma bu hadisede nasıl devreye giriyor?

Bu husuata ilk faktör, içinde bulunan ‘pektin’ denilen bitkilerin hücre duvarlarından meydana gelip, pelteleşmiş ve yapışkan olmalarından dolayı, kozmetik, ilaç ve besin (reçellerin hazırlanması) sanayiinde kullanılan maddelerin yardımıdır. Elmada %15, şeker pancarı özünde ve çam ağacı kabuğunda da %25 ila %30 nisbetinde pektin bulunmaktadır.

Beslenme uzmanlarına göre, pektinler besleyici bitki dokuları grubundan olup en çok bilinen türü buğday kepeğidir. Ancak bu, bağırsağa geçiş zamanını azaltırsa, kepek kandaki lipidler üzerinde tesirli olamaz. Tam tersine pektinler ise, kolesterol nisbetini azaltarak yağların özümlenme müddetini kısaltırlar. Amerika, Japonya, İngiltere, Hollanda, Almanya ve Fransa’da yapılan deneyler bunu ispatlamıştır.

Pektinlerin kolesterol üzerindeki tesiri daha önceki konularda belirtilen, Amerika’da yapılmış ankette tesiri ispatlanmış bir ilaç olan “Kolestramin” ile benzerlik gösterir. Bunlar, safra asitlerini midede hapsederler ve dışkı ile vücuttan atılmayı hızlandırırlar. Görüldüğü gibi bu durum, kolestrerolden başlayarak yeni safra asidlerinin sentezleştirilmesiyle ortaya çıkar.

Kolesterol sentezi böylece, başlangıçtakine eşit olarak yükselir ve kolesterolün dışarı atılması göz önün: de tutularak dengenin temininden önce belli bir adaptasyon müddeti (birkaç ay) gerekir.

Pektinlerin rolü saymakla bitmez. Molekülleri, iyonlar (bakır, mağnezyum, kalsiyum) su ve küçük organik moleküllerden oluşur. Böylece mineral dengemizi temin edip, bağırsağımızda kısa zamanda sindirilemeyen tanecikleri küçülterek mayalayan flora’nın kalitesini değiştirirler. Pektinlerin bu tür tesirleri yalnızca birkaç yıldan beri bilinmesine rağmen çok mühim görülmektedir. Beş yıl öncesine kadar pektinlenin, dışkılarla olduğu gibi dışarı atıldıkları düşünülüyordu. Bugün ise azaldıkları ve azalma ürünlerinin (asetik asit, propisonik asit vb.) kolesterol metabolizması üzerine faydalı oldukları ve belki de mide kanserinin tehlikelerini azaltabilecekleri düşünülmektedir.

Bir kişinin kolesterol nisbetini azaltmak için düzenli olarak tatbik edilecek saf pektin miktarı onluk gramlar halinde tesbit edilmelidir. Bu da aşağı yukarı aynı neticeyi veren, günde 1,5 ila 2 kg’lık elmaya tekabül eder ki bir insanın hergün iki kilo elma yemesi mümkün değildir. Öyleyse pektinlerin tesirinin açıklanması kolesterolü düşürmeye kafi değildir. Bu durumda elmadaki pektinlenin esas vazifesi kolesterolü azaltacak diğer mekanizmaların devreye girmesini kolaylaştırmaktır. Bilhassa askorbik asit (C vitamini) ve mağnezyum, bu iş için lüzumlu maddelerin başında gelir. Şu anda araştırmalar kolesterol ve yağ metabolizmasının kompleks biyokimyevi reaksiyonlarının ve elmanın nasıl bu işi yaptığını anlama üzerine yoğunlaşmıştır.

Her ne şekilde olursa olsun elmanın bu hususiyeti inkâr edilemez bir şekilde gösterilmiş olduğundan, damar sertliği riski taşıyan kan kolesterolü yüksek kişiler bol bol elma yiyerek kendi kendilerini tedavi yolunda rahatlıkla mesafe alarak doktorlarına yardımcı olabilirler. Bu arada elma, armut ve ayva gibi meyvalarda bulunan fenollü bileşiklerin antioksidant tesirleri de düşünüldüğünde hücrelerin yıpranmasına veya mutasyonlarına mani olma yoluyla belki bazı kanser tiplerine karşı koruyucu özellikleri de pek yakında gösterilebilir. Bütün bunlar düşünüldüğünde umumi olarak Allah’ın bir nimeti olan meyvelerin yeterince değerlendirilmesinin insan sağlığı açısından ehemmiyeti daha iyi anlaşılacaktır. Hele Türkiye gibi yüzlerce meyvenin bol ve ucuz olduğu bir ülkede yaşadığımız düşünülürse.

Dr.EMİN MANİSALI