Sızıntı Arşivi

Ocak 2004 · s. 594 · 10 dakikalık okuma

Terörde Psiko-farmakolojik Faktör

Ahmet Dindaş · Fen Ve Teknoloji Dünyasından


‘İnsan nedir?’ sorusuna verilebilecek en kısa cevap; onun, biyolojik, psikolojik, zihni, sosyo-kültürel, ahlaki ve ruhani yönleri olan bir varlık olduğudur. İnsanın bu farklı yönleri, birbiriyle hem bağlantılı, hem de etkileşim halindedir. Onun bir boyutuna müdahale edilirse, kısa veya uzun sürede diğer boyutları da tesir altında kalır. İnsanın boyutları arasındaki bütünlük, benliği üzerinden sağlanır ve devam ettirilir. Bu bakış açısından, insanın yukarıdaki boyutlarını farklı alt benlikler olarak da görmek mümkündür. Beden sarayındaki akıl, kalb ve nefis fakültelerinin yürüttüğü hizmetlerin koordinasyonunda düzenleyici rol oynayan insan iradesi, sorumlu olmanın da ön şartıdır. Çünkü insan, iradi olarak işlediği fiillerden mesuldür. Bu açıdan akıl ve irade sağlığı, fert ve toplum planında çok önemlidir. İnsan iradesi; akıl, kalb ve nefis fakülteleriyle karşılıklı münasebet halindedir. Bu durum, birbirlerine hem müspet, hem de menfi yönde tesir eder.
Nöro-psiko-farmakoloji biliminin penceresinden insana bakıldığında, biyolojik bedende; akıl, kalb ve nefis fakültelerinin işleyişine tesir eden üç ana kanal olduğu görülür. İnsanın terbiyesi bu kanallar vasıtasıyla şekillenir. Birincisi; sindirim kanalı olup, ağız yoluyla alınan gıdalar, insan zihnine, iradesine ve duygularına olumlu veya olumsuz tesir eder. Alınan gıda ve içecekler, biyo-kimyevi özelliklerine bağlı olarak, insanın benlik bütünlüğünü bozabileceği gibi, duygu ve davranışlarını da değiştirebilir. Dolayısıyla, İslamiyet'in insan terbiyesinde esas aldığı riyazet sistemi ve helal ile haramı birbirinden ayırma hassasiyetinin hikmeti burada daha iyi anlaşılır. İnsana tesir eden ikinci kanal ise; kokuların iletildiği solunum sistemidir. Teneffüs edilen havadaki moleküller de, insanın bütün boyutlarına tesir etmekte ve iradesi dışında ruh halini ve davranışlarını değiştirebilmektedir. Mesela farklı cinsten kişileri ayrı ayrı uyaran özel kokular bugün kullanımda olduğu gibi, insanın iradesine ve zihni fonksiyonlarına tesir edebilen kokular da son yıllarda üretilmeye başlanmıştır. Burada Peygamberimiz'in (sas) güzel kokuyu teşvik etmesinin, ne kadar hikmetli olduğu, günümüz tıbbında destek tedavi olarak yer verilen aromaterapi (kokulu maddelerle tedavi) açısından bakıldığında daha iyi anlaşılır. İnsana tesir eden üçüncü kanal ise; beş duyu ile zihne akan uyarı, haber ve bilgilerdir. Beyne ulaşan bütün mesajlar, şuurda ve şuuraltında analiz edilip değerlendirilir, buna göre cevap üretilir. Üretilen cevaplar, insanın her boyuttaki sağlığına dolaylı olarak tesir eder. Bu noktada, zihin ve kalbimize göz ve kulak gibi duyularımız yoluyla gelebilecek zararlı mesajların filtre edilmesi yönünde dinimizin yaptığı tahşidatın önemi daha iyi anlaşılır.
Zihnin sağlıklı işleyişinde rolü olan yüzlerce nöro-kimyevi molekül vardır. Bunlar içerisinde serotonin, dopamin ve norepinefrin olarak bilinen üç tanesi, insan psikolojisinin düzenlenmesinde daha tesirli rol oynar. Dopamin, isteğin, motivasyonun, zevk-ödül merkezinin ve dikkatin oluşumunda; serotonin, öz-güvenin, cesaretin, tutkuların oluşumunda; norepinefrin ise, algılama ve uyanıklığın oluşumunda oldukça kritik rol alır. Bu moleküllerin beyindeki kimyevi dengesi, birbirleriyle ve diğer moleküllerle etkileşimi, maddi veya manevi sebeplerle bozulduğunda, kaygı, depresyon gibi birçok rahatsızlık ortaya çıkar. Bu moleküllerin salgılanmasına, geri emilmesine ve alıcılarıyla bağlantılarına tesir eden maddeler, hem psikiyatrik ve psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde, hem de insanın ruh halinin yönlendirilmesinde kullanılmaktadır.
Beyin kimyasının tanziminde; gıdalar, içecekler ve kokular da insanın ruh hallerine tesir etmektedir. Gıdalarla alınan L-triptofan aminoasidi, insan vücudunda enzimatik yolla serotonin yapımında kullanılan başlangıç biyo-molekülüdür. Bu molekülün eksik veya fazla alınması, insanın psikolojisine tesir eder. Modern araştırmalar, omega-3 yağ asidi bakı-mından zengin diyetlerin, depresyon dahil birçok psikiyatrik bozukluğa karşı koruyucu tesire sahip olduğunu ortaya koymuştur. Düzenli egzersiz, beyinde fıtri olarak sentezlenen ağrı kesicilerin ve zevk veren moleküllerin (endorfin ve enkefalin) sentezini uyarır; serotonin fonksiyonlarını artırır ve beynin daha iyi oksijenlenerek daha aktif olmasına vesile olur. Günümüzde, tabii gıda ve içeceklerdeki hafif tesirli psiko-kozmetik maddelerle yetinilmemekte; psiko-aktif ve duygu düzenleyici kimyevi maddeler hem tıbbi sahada, hem de hayattan daha çok keyif alma gerekçeleriyle kullanılmaktadır. Batı dünyasında, manevi temelli bir hayat sürme yerine, kimyevi maddelerin vücuda alınmasıyla daha iyi ve sağlıklı bir hayat sürme anlayışı hakim olduğundan, bu maddelerin kullanımında inanılmaz bir artış vardır. Batı kültürüne kontrolsüzce açık olan toplumlarda da maneviyat eksikliği, bu tür keyif ve zevk verici psiko-kozmetik ürünlerle doldurulmaya çalışılmaktadır. Batı felsefesi ekseninde nefis merkezli yapılan bilim ve teknolojik araştırmalar, bedeni arzuların ve tutkuların insanı esir almasında önemli rolü olan lezzet, koku ve bilgiyi inanılmaz seviyede çeşitlen-dirmiş ve çoğaltmıştır. İnsan zihnini ve duygularını geçici olarak değiştiren kim-yevi maddeler (neuroceutical), üç ana gruba ayrılacak kadar özelleşmiş ve farklılaşmıştır. Yüz kadar çeşidi bulunan bu maddeler;
a) insanın düşünmesine, karar vermesine, öğrenmesine, dikkatine ve hafızasına tesir edenler (cogniceutical),
b) insanın duyguları, ruh hali ve güdüleri üzerinde tesirli olanlar (emoticeutical),
c) insanın koku, tat, dokunma, hareket, görme, işitme gibi fonksiyonlarına tesir edenler (sensoceutical), olmak üzere üç ana grupta toplanmaktadır. Önümüzdeki yıllarda sadece istenen zihni veya psikolojik fonksiyona tesir eden, yan tesirleri azaltılmış ilaçların üretilmesi konusunda yoğun araştırmalar devam etmektedir. Bu kimyevi maddelerin bir kısmı her ne kadar doktor kontrolünde ilaç olarak yeşil reçete ile verilse de, çoğu kaçak olarak, eğlendirme, keyif verme ve insanları tuzağa düşürme gibi maksatlarla kullanılmaktadır. Mesela enerjik çocukların uysallaştırılması, psiko-terapiyle birlikte ritalin gibi ilaçların doktor kontrolünde veya kaçak olarak çocuğa verilmesiyle de gerçekleştirilebilmektedir. Piyasada var olan psiko-aktif maddeler, çeşitli dozlarda kullanılarak, mizacı ve şuuraltı birikimi uygun kişilerin istenilen şekilde yönetilmesi, şuuraltı birikimlerinin açığa çıkartılması, bunların belli işler için uygun hale getirilmesi mümkün olabilmektedir. Bu şekilde, insanlara kendilerinin kurtarıcı, mesih veya (sahte) peygamber oldukları bile söylettirilebilir. Akademik çevrelerde estetik cerrahiye benzetilen psiko-kozmetik (veya psiko-farmakolojik) uygulamalar, dünyadaki istihbarat birimleri ve gizli örgütler tarafından, üyelerini kendilerine bağlamak ve onları istedikleri eylemlere yönlendirmek gayesiyle kullanılmaktadır. Özellikle terörist eylemlerde intihar komandosu olarak kullanılan kişilerin, zihni ve psikolojik alt yapılarının inşa edilmesinde, bu kim-yevi maddelerden yararlanılmaktadır. Mesela çok utangaç bir kimseyi; konuşkan, medeni cesareti artmış bir kişiye dönüştürmek mümkün olabildiği gibi, bir insanın şuuraltında sakladığı öfkelerini, intikam duygularını, nefret hislerini muvakkaten açığa çıkartmak bu kimyevi maddelerle oldukça kolay hale gelmiştir. Ayrıca çok çabuk öfkelenen bir kimseyi, ilaçlarla öfkesiz hale getirmek mümkün olduğu gibi, çok sakin ve korkak birini çok konuşkan ve atılgan hale getirmek de mümkün olabilmektedir. Biyolojik psikiyatri paradigmasına inanan psikiyatristlere göre, yoğun ve uzun süreli psikoterapilere bile, ihtiyaç duyulmadan belli kimyevi maddeler insanlara verilerek, onlarda istenen imaj değişikliğini muvakkaten yapmak, onları konuşturmak ve terörist eylemlere hazır hale getirmek mümkündür. Bugün dünyada, insanın doğrudan şuuraltına hitap eden, şuur ve iradeyi zayıflatmaya, bloke etmeye yönelik çok sayıdaki ilaç ve kimyevi maddenin kullanımını teşvik eden sapkın gruplar ve terör örgütleri vardır. Bu örgütler, bu tür kimyevi maddeleri hem kişileri telkine açık hale getirmede, hem de intihar komandosu olabilecek seviyede cesaretlendirmede, kolaylaştırıcı metot olarak kullanmaktadır. Bu durum Hasan Sabbah'ın, adamlarına haşhaş dahil çeşitli yiyecek ve içecekleri vererek, onları özel suikastlar için cesaretlendirmesini hatırlatmaktadır.


Psiko-kozmetik maddelere çarpıcı örnekler

Kokain ve amfetamin gibi kimyevi maddeler, sempatik sinir sistemini uyararak, kişinin ruh haline, motivasyonuna ve enerjisine tesir eder, bunun neticesinde kişide aşırı bir güven ve kontrolsüz bir cesaret meydana gelir. Ancak bu maddelerin uzun süreli kullanımı, dengeleri bozarak sisteme çok ciddi zarar verir. Anestezide kullanılan "ketamin (ketalar)" isimli madde ise, insanın şuuraltı birikimlerini açığa çıkarır. İşkenceye gerek kalmadan ketamin enjekte edilerek kişi kolaylıkla konuşturulabilir.
Bağımlılık yapmayan marihuanadaki psiko-aktif kimyevi madde kullanıldığında, kişi gerçekle olan bağlantısını ve benlik bütünlüğünü koparır, kendini başka alemlerde hisseder. Ayrıca hafızanın bozulmasıyla, algı ve idrak fonksiyonlarının bütünlüğü ve tutarlılığı kaybolur. Kişi paranoyak düşünceler ve hayali düşmanlar üretir. Düşük dozlarda alındığında ise, mutluluk ve zevk hali oluştuğundan, insanı geçici olarak sıkıntı ve dertlerden uzaklaştırıcı tesiri vardır. Dolayısıyla bu maddenin terörist gruplar tarafından eylem yaptırılacak kişilere gizli olarak verilmesi, bu kişilerin akıl almaz intihar saldırıları düzenlemelerini kolaylaştırabilir.
Depresyonu ve kaygıyı azaltan, hatta insana başka alemdeymiş hissi veren kimyevi maddelerden biri de prozactır. Birçok bilim insanı bu ilaca psiko-kozmetik cerrahi ismini vermiştir. Depresyon tedavisinde kullanılan bu ilaç -kanundışı olarak- insanları cesaretlendirmede, riskli davranışlar yaptırmada da kullanılabilir.
İnsanın duygularına ve davranışlarına tesir eden bir başka psiko-kozmetik madde ise, ecstasydir. Bu kimyevi madde, insanın başkalarına cinsi tacizde bulunmasını kolaylaştıran empatik uyarıcılar grubuna aittir. Ecstasy ve captagon gibi empatik uyarıcı kimyevi maddeler ve solüsyonlar, Batı dünyasında bar ve diskolarda gece hayatını tercih eden kişi ve gruplar tarafından kullanılmaktadır. Mesela diskolarda havaya püskürtülen kokular veya içeceklere konulan çeşitli dozlardaki psiko-aktif ve empatojenik uyarıcılar, oradakilerin hem enerjik kalmasına, hem de iradelerinin kısmen ortadan kalkmasına yol açmaktadır. Kişi ecstasy maddesini aldığında, yanındaki insanlara karşı sempatik ve behimi duygular hissetmeye başlar. MDMA, beyin sinir uçlarında, serotonin ve dopamin salgılanmasını artırır ve geri emilimlerini engeller. Sonuçta kişide çevresine karşı olan güvensizlik, kaygı, endişe, kıskançlık ve korunma duyguları kaybolur.
Ectasy, captagon ve benzeri psiko-aktif duygu düzenleyici maddelerin kullanımı yasak olmasına rağmen, son yıllarda ülkemize kaçak olarak sokulmaktadır. Bu maddelerin gençler arasında kullanımı hızla artmakta ve toplumun ruh sağlığını büyük ölçüde tehdit etmektedir. İnsan, dostları veya ailesiyle sosyal etkileşime girdiğinde beynindeki hücrelerde, fıtri ağrı kesici ve haz verici moleküller üretilir. Aile içi sevgi ve iletişim eksikliği, narkotiklerin ve psiko-kozmetik maddelerin aşırı tüketimini teşvik etmektedir. Bu durum, insandaki fıtri ağrı kesicilerin üretimine olumsuz yönde tesir eder. Bu kişiler, uyuşturucu dünyasında yaşamayı ve hayal aleminde dolaşmayı, insanlarla sıcak ve dostane münasebet kurmaya tercih etmektedir. Bu maddeye bağımlı hale gelmiş kişilerin, daha sonra terör ve fuhuş dahil her türlü kötü maksatla kullanılması kolaylaşır.
İnsan zihnini ve psikolojisini değiştiren bir başka grup kimyevi madde de, psychedelic olarak bilinen LSD25, DMT, psilociybin ve mescaline gibi phenethylaminlerdir. Bu maddeler, insanın algısını değiştirir ve kişi normalde algılamadığı alemleri tecrübe etmeye başlar.
Alkollü içecekler ve sigara gibi psiko-aktif maddeler de, geçici keyif sağlayan, insanın ruh halini değiştiren, iradesini ve şuurunu çeşitli seviyelerde bloke eden hafif tesirli psiko-kozmetik ürünlerdir.


Bu maddelerin tesirleri öğrenildiğinde, katliamların nasıl gerçekleştirilebildiğini anlamak daha kolaydır. Zira bu ilaçlar veya kimyevi maddeler, kime verilirse verilsin, o insanın iradesi ve vicdanı geçici olarak devre dışı kalmaktadır. Sonuçta bu maddeleri kullanarak telkin ve propagandaya açık hale getirilen kişiler, her türlü katliamı yapmaya ve intihar komandosu olmaya hazır hale getirilmiş demektir. Dolayısıyla en masum ve temiz insanların yemeklerine ve içeceklerine bu ilaçlar veya kimyevi maddeler katıldığında, onlara bile akıl almaz şeyler yaptırılabilir. Bütün bunlar dikkate alınmadan, dini referanslarına dayanarak bazı terorist figürlerden dolayı barışı esas alan dinleri ve bu dinlerin müntesiplerini suçlamak büyük bir haksızlıktır.
İnsanın gerek koku, lezzet ve bilgiye olan zaafiyeti, gerekse sindirim-solunum ve beş duyu kanallarının tatmini konusunda çok sayıda tercihinin bulunması, iradesinin felç olmasını kolaylaştırmıştır. Bu açıdan temiz ve masum insanlar, böyle muhtemel tuzaklara düşme- mek için, yediklerine, içtiklerine, kokladıklarına, haber ve bilgi kaynaklarına çok dikkat etmelidir. Yazının başında sözü edilen üç kanalın sağlıklı işleyişinde, toplumun, bilhassa yakın çevrenin çok ciddi tesiri vardır. Özellikle ahlaki değerlerdeki yozlaşma ve sınırsız kazanma hırsından beslenen ve şuuraltına hitap eden reklamlar, insanı büyük ölçüde savunmasız bırakmaktadır. Bu gelişmeler, akıl ve ruh sağlığını korumada, ferdi ahlakın yetersiz kaldığını göstermektedir.

Netice
Yeni bir bilim dalı olan kozmetik psiko-farmakoloji; ilaç endüstrisini, kimyevi maddelerle insanın psikolojisini ve ruh sağlığını değiştirebilme konumuna getirmiş, kişilikleri geçici veya kalıcı şekilde olumlu veya olumsuz yönde düzenleme kapısını açmıştır. Bu bilginin, ahlaki prensipler doğrultusunda insanın sağlığını geri kazanma ve korumada nasıl kullanılabileceği ve bu konudaki etkin hukuki düzenlemelerin nasıl ve ne şekilde yapılacağı, 21. yüzyılın en öncelikli problemlerindendir. Bu maddelerin, değişik gruplar tarafından terörist eylemlere katılacak kişileri hazırlamada, cesaretlendirmede veya önemli anlaşmalar ve pazarlıklarda ikna etme, yönlendirme veya satın almada kullanılması, hem mümkün hem de kolay hale gelmiştir. Dolayısıyla insanlığa karşı büyük bir tehdit oluşturan bu durumun ortadan kaldırılmasında, en azından zararının asgariye indirilmesinde, ferde, aileye, topluma, eğitim kurumlarına, devletlere, devletlerin istihbarat, güvenlik ve yargı birimlerine önemli görevler düşmektedir.

Kaynaklar
- Kramer PD. (1994) Listening to Prozac London: Fourth Estate.
- Ketamine: Dreams and Realities. By Karl Jansen. Sarasota, FL: Multidisciplinary Association for Psychedelic Studies, 2001. 355 + [v] pages.
- Alan Schatzberg & Charles Nemeroff.(2003). Textbook of Psychopharmacology. Amer Psychiatric Press; 2nd edition.
- Robert Forte, ed (2000). Entheogens and the Future of Religion, Published by. Council on Spiritual Practices; San Francisco, 1997 Second Printing .
- Smith KM, Larive LL, Romanelli F (2002) Club drugs: methylenedioxymethamphetamine, flunitrazepam, ketamine hydrochloride, and gamma-hydroxybutyrate. Am J Health Syst Pharm 59: 1067-1076.
- Dughiero G, Schifano F, Forza G (2001) Personality dimensions and psychopathological profiles of Ecstasy users. Hum Psychopharmacol Clin Exp, 16: 635-639
- Koesters SC, Rogers PD, Rajasingham CR (2002). MDMA ('ecstasy') and other 'club drugs'. The new epidemic. Pediatr Clin North Am 49: 415-433.
- Knutson B, Wolkowitz OM, Cole SW, Chan T, Moore EA, Johnson RC, Terpestra J, Turner RA, Reus (1998)VI. Selective alteration of personality and social behavior by serotonergic intervention. American Journal of Psychiatry; 155: 373-379.
- Bruce G. Charlton (1998). Psychopharmacology and the human condition. JRSM. 91. 599-601
- Multidisciplinary Association for Psychedelic Studies(MAPS). www.maps.org
- Erowid online library of information about psychoactive plants and chemicals and related topics. www.erowid.org
- The Entheogen database(Leda). http:// leda.lycaeum.org
- The Entheogen Project. http://www.csp.org/practices/entheogens/entheogens.html