Sızıntı Arşivi

Kasım 1993 · s. 28 · 3 dakikalık okuma

Tercih Çizgisi

Safvet Senih · Edebiyat

TERCİH ÇİZGİSİ

Yerin, göğün kapılarının açılıp, nimetlerin bol bol saçıldığı bazı ülkeler var ki; insanlar, İlahi iltifatları görüp şükretme yerine, Karun gibi nankörlüğe düşerek “biz bunları ilmimizle elde ettik” deme yolunu tutuyorlar. İlahi prensiplerin önce bir kenara itilmesi, genelde inkâr edilip ve hevesten doğan prensiplerini, mabud düşüncesine yükseltilen nefsaniyet direktifleriyle medeniyet düsturu haline getirdiler..

Saadet çarkının dönmesi için İlahi prensip, insanlara: “Kuvvete değil hakka dayanın, böylece adalet ve dengeyi sağlayın” demişti. Onlar ise, tecavüz ve taarruzlara, hıyanet ve cinayete sebep olacak bir yol tutarak, hakkı bir tarafa atarak sadece kuvvete sarıldılar. Onun için ilk ve orta çağlarda işlenen bütün zulümlere rahmet okutacak kötülükleri Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nda irtikâp ettiler.

Yarattığını, En İyi Bilen’den gelen mukaddes esas, insanların, fazilete sarılarak yeryüzünde muhabbete dayalı bir “gönül dünyası” kurmalarını istemişti. Onlar ise bu mevzuda, prensiplerinde fazilete hiç yer vermeyerek menfaate dayalı bir sistem kurdular. İstek ve arzular sonsuz olunca, abartılmış ihtiyaçların sevkiyle alçak menfaatler uğruna işlenen cinayetlerin sonu gelmedi. Petrol çıkarları için Ona Doğu’da çıkarılan yangın, bu işin sonu olmasa gerek...

İlahı düstur, birlik ve dayanışmanın sağlanıp insani duyguların canlanması için ‘karşılıklı yardımlaşma’ esasını telkin etti. Ama onlar, fıtratı bozulmuş bazı canavarlar için geçerli olan ‘cidal prensibi’ni benimseyip, hayatın bir mücadeleden ibaret olduğunu iddia ettiler. Kırk yamalı bohça haline gelen evrim teorisinin, baygın bakışlı, karışık kafalı kâşifi tarafından da desteklenen; “Hayatta sadece güçlüler kalır, hayat mücadelesini sadece kuvvetliler kazanır” iddiasına sımsıkı sarılarak kendi menfaatleri için merhametsizce bir kıyıma giriştiler. Böylece insanlarda gizli duran ve zararlı madenler halinde bekleyen bütün hasis hisler boy gösterdi. İşkenceden, cinayetten zevk alan bir sürü psikopat bu arada yetişmiş oldu.

Mukaddes prensip, ırkçılığı reddettiği halde, onlar başkasının zararına uyandırılmış bir ırkçılık anlayışına kapıldılar. Hepsinin altında üstünlük davası, gurur ve kibir vardı. Bunun da temelinde kendilerinden başka bütün insanları hizmetlerine verilmiş birer hayvan gibi gören Yahudi ırkçılığı vardı. Bugün dazlaklar, klu klux klan vs. hep aynı anlayışın zakkumlarıdır.

Din düsturları, insanlığa layık bir refah ve yükseliş için heva ve hevesi, nefis ve enaniyeti gemleyici hidayet esaslarını telkin ettiği halde onlar, sınır tanımaz arzularını tatmin yolunda bütün kötü duyguları kışkırtıcı imkânları hazırladılar. Şeytanın arayıp bulamadığı iç gıcıklayıcı ortamı hazırlayıp şehvetleri var güçleriyle kamçılamaya başladılar. Böylece insanlık, mânevi bir meshe, bir iç değişikliğine uğradı. Yani bakıyorsunuz karşınızdaki sûreta (dış görünüşüyle) insan, ama sireta (yaşayışıyla) değişik bir dört ayaklıyı temsil ediyor. Asrın çeşitli illetlerini teşhiste son derece mütehassıs bir sertabibin ifadesiyle: “Şu medenilerden çoğunun eğer içini dışına çevirirsen görürsün: başta maymunla tilki, yılanla ayı... Hınzır sireti olur suret. Gelir hayali karşıma postlarıyla tüyleri... İşte şununla görünür meydandaki âsârı...”

Bir başka eserinde de aynı zat, İlahi prensiplerin ışığında yetişmiş nurani insanlarla, nefsaniyet atmosferinde boy atmışların mukayesesini yaparken aradaki farkı körlere de göstermek için şöyle diyor: “Eğer istersen hayalinle Nurşin karyesindeki Seyda’ nın meclisine git hak. Orada fukara kıyafetinde melikleri, padişahları ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kudsiyede göreceksin. Sonra Paris’e git ve en büyük localarına gir, göreceksin ki, akrepler insan libası giymişler ve ifritler adam suretini almışlar.

Gırtlağına kadar gömüldükleri bu bilinmez felaketin kucağından onları kurtaracak olan, hep çağlar üstü kalmış ve pörsümez bir hakikat olduklarını her zaman hissettirmiş olan ilahi esaslardır. Sahip olduğumuz hazinenin kıymetini bilip insanlığın imdadına bir an önce koşalım.

SAFVET SENİH

Not: 173. sayımızdaki, yazarımız Safvet Senih’in ‘İfade Buulları” isimli yazısının birinci sütununun en altında bir atlama olmuştur. Düzeltir, Özür dileriz. Doğrusu;“....................Mesela, “Yemîn” Yemen’e, “Seyf” Zülfikâr’a (Tevhid, haşir ve nübüvvet bahislerini çok güzel izah ve ispat eden bir risale), “Ruus’el istibdad” istibdadın reislerinden Rusya’ya. “Fe’s” Fas’a, “Muhenned” Hind’e, “Cezzar” Cezayir’e, “Arabi” Araba işaret etmektedir,”