Haziran 1992 · s. 22 · 5 dakikalık okuma
Teknolojinin Bugünü
Sızıntı · Fen Ve Teknoloji Dünyasından

![]()
İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü Kimya Bölümü'nden Michael Gratsel ve arkadaşları yeni bir güneş paneli imal ettiler. Sandviç gibi tabakalardan meydana gelen panelde, bitkilerin fotosentez yoluyla ışık enerjisinden faydalanma mekanizması taklit edilmiş. Işığı geçirme özelliğine sahip bu yeni paneller, silikona dayalı klasik panellere göre 5-10 kat daha ucuz ve en az onlar kadar verimli. Panelde en dış tabakadaki özel iletken cam hariç, tamamıyle bilinen maddeler kullanılmış. Aynı zamanda panellerin yapımı daha kolay olup az zaman almakta.
Çalışma mekanizması ise şöyle: Üst cam tabakaya gelen ışık iyot iyonları ihtiva eden elektrolit sıvıdan (elektrikle elementlerine ayrılabilen madde) geçerek bir boya tabakasına ulaşır. Aynen bitkilerdeki klorofil gibi bu boya ışıktaki enerjiyi yakalama özelliğine sahiptir. Gelen foton, enerjisiyle boyadan bir elektron koparır. Bu elektron titandioksitten oluşan yarı iletken filme geçer. Bu film tabakası çok ince olduğundan saydam görünür. Burada elektron yakalanır ve camların iç kısmını kaplayan ince, iletken oksit tabakasına iletilir ve bu sayede elektrik akımı oluşur. Devre, elektronu boya tabakasına geri gönderen üst oksit tabakasıyla tamamlanır. Bu yeni güneş pili dizayn olarak silikonlu pillerden farklıdır. Çünkü silikonlu pillerde elektronu tutma ve iletme işinin tamamı silikon tarafından görülür. Pilde titandioksit tabakasının mikroskobik seviyede pürüzlülüğü sisteme çok geniş yüzey alanı kazandırır. Bu sayede üst boya tabakasından gelen elektronların toplanmasında verim arttırılmış olur.

Üzerlerine düşen güneş ışığının yaklaşık %7'sini kullanılabilir elektrik enerjisine çeviren bu yeni paneller metrekare başına 150 wat elektrik üretmektedirler. Panelin en önemli özelliği ise silikon panellere nazaran on kat daha ucuz olması.
NewScıentıst
26 October 1991
SelmanAltay
![]()
Discover bilim dergisinin "BİLGİSAYAR DONANIM VE ELEKTRONİK" dalında 91 yılı mükafatını kazanan proje, askeri birliklerin yeryüzünde bulundukları pozisyonu (yer, bölge) hassas ve kesin bir şekilde tesbit edebilmektedir. Proje aslında halen 1970' de ABD'nin 3,5 milyar dolar ayırarak başlattığı 21 uyduluk bir yüksek irtifalı uydular zinciri projesinden faydalanmaktadır. Henüz 16 tane uydu yörüngesine yerleştirilmiştir. Bu uydular elbette sadece yer (pozisyon) belirleme projesi için değil askeri gözetlemeler (casusluk) haberleşme gibi asıl maksatları için kullanılmaktadır.
Mükafatı kazanan yer belirleme projesinde ana unsur kompüterize bir radyo alıcısıdır. Bu alıcı her uydunun neşrettiği farklı frekansdaki elektromanyetik dalgalardan en az üçünü (daha fazla da olabilir) almaktadır.

Artık iş bilgisayarın hesaplamalarına kalmıştır. Önce sinyallerin uydulardan alıcıya kadar katettiği mesafeler belirlenir. Mesafeler arası farklar bulunur ve trigonom kullanıldığı bir hesaplama ile alıcının bulunduğu yer tesbit edilir.
Projeyi gerçekleştiren şirket ticari kullanma alanları olarak kara, deniz ve hava yolu araçları için uygun alıcılardan başka, saha tarama çalışmalarında 1 inch'in onda biri hassasiyetinde sonuçlar sağlayan, düşük maliyetli ve elde taşınabilen alıcıları da geliştirmiştir.
S.Rıza Sayın
![]()
Yeni Yem fabrikaları gürültü kirlenmesini önleme amacıyla değişik usuller kullanıyor. Önce, yapım teknikleri kullanılarak belli birimler tek bir yapı içine dahil ediliyor. Bunun yanında ürünün son muamele aşamasında gürültü engelleyici bariyerler oluşturuluyor. Böylece dışarıya çıkacak olan gürültü minimize ediliyor.
Fabrikada çalışanları gürültünün menfi etkilerinden korumak için de "aktif gürültü kontrolü" (active noise control (NAC) sistemi kullanılıyor. Sistemin esası, gürültüyü, daha fazla gürültü elde ederek yoketmeye dayanıyor. Bilgisayarla kontrol edilebilen sistemde, bir mikrofon ortamdaki gürültüyü alıp mikroişlemciye gürültü (anti-noise) üretiyor ve hoparlörden ortama veriyor. Eşit genişlikte ve frekansta, fakat zıt fazdaki ses dalgaları karşılaştığında birbirlerinin etkilerini yokediyorlar. Böylece gürültü de ortadan kalkıyor.
Gürültünün önlenmesiyle personelin işitme sağlığı korunduğu gibi, gürültüden mütevellit şahsi performans düşüklüklerinin önüne geçilmiş oluyor.
Toz kirliliği:
Yem fabrikalarında çalışanların karşılaştığı en büyük zorluklardan biri de, çok tozlu bir ortamda çalışmak zorunda olmalarıdır. Bu toz, ürün işlenmesinden kaynaklanıyor. Son sistemlerde, bir merkezi vakumla ortamdaki tozlar emiliyor ve tekrar yem üretme ünitesine gönderiliyor. Bu sayede hem atmosferin ve fabrikanın kirlenmesi önleniyor, hem de toz olarak kaybolacak olan yem miktarı azaltılmış oluyor.
Şüphesiz, insanlar en iyiye layıktırlar. Gerek çalıştığımız ortamlar, gerekse dinlendiğimiz ortamlar, bize gerçek görevlerimizi yapabilme dinçliği temin etmelidir. Bunu da Arz'ın bir halifesi olarak tabiattaki kanunlara müdahale ederek gerçekleştirmemiz mümkündür ve hakkımızdır da. Elverir ki kendi rahatımız için başkalarını rahatsız etmeyelim.
Zir. Müh. Faruk Genç
Feed International
Temmuz 1991 Sh.4,13,36,47.
(Dört ayrı makalenin kısa bir özeti)
![]()
Batı medeniyetinin gerek kültür gerekse düşünce yapısı insanlığa birtakım kolaylıkları, problemlerine birtakım çözümleri, yeni problemler ile birlikte getirmesini netice vermiştir. Bugün bizim de birçok yönleri ile tam mânâsıyla adapte olduğumuz batı tarzı hayatta kolaylıklar ve iyilikler problemlerle içiçedir. İşte çevre problemi: Batı medeniyetinin ekonomi, teknoloji ve bilhassa bilim anlayışı maalesef yeryüzünü kirletip zehirlemekle kalmayıp ozon tabakasına da zarar veren mamuller üretmiştir.
Nükleer santraller, ekstra bir güç ve teknolojiyi sağlaması, ucuz enerji üretimi sebebiyle özellikle batılı ülkeler tarafından büyük heveslerle yaygın şekilde kullanılmaktadır. Fakat yıllardır bu santrallerin atıkları çok büyük bir problem olarak bilim adamları ve ülke yöneticilerinin karşısında durmaktadır. Bu atıklar kısmen yeraltına gömülmekte, kısmen çöplük olarak gördükleri üçüncü dünya ülkelerine atılmakta veya kimseye sezdirmeden açık denizlere bırakılmaktadır. (Geçtiğimiz yıllarda Karadeniz kıyılarımıza vuran radyoaktif madde dolu bidonları hatırlayınız.)
ABD'deki Brookhaven National ve Los Alamos National Laboratuarlarında üzerinde çalışmaların hala sürdürüldüğü nükleer atıkların yumuşatılması projeleri, birlikte başka problemleri de getirmezse nükleer atık hususunda insanlığın ve çevrenin biraz nefes almasına vesile olabilecek gibi görünmektedir. Transmutasyon denen yumuşatma İşlemi ile bir nükleer atığın yarılanma ömrü 10.000 yıldan birkaç yüzyıla indirilmekte böylece atıkların kirletme oranı düşürülmektedir. Projeye göre ağır İzotoplar, halen yaygın şekilde kullanılan reaktör yakıtı gibi çubuklar içine gönderilmekte ve çubuk radyoaktif iyodin ile çevrelenmektedir. Bir hızlandırıcı (accelerator) protonları ağır izotoplara doğru fırlatır. Her proton en azından birkaç çekirdeğe çarparak 50 civarında nötronun serbest kalmasına sebep olur. Bu nötronlar iki reaksiyona girebilirler: Çarptıkları çekirdek ağır ve kararsız bir çekirdek ise bu çekirdek fisyona uğrar. Şayet serbest elektron radyoaktif iyodine çarparsa iyodin bu elektronu absorbe eder ve kararlı Xenon haline gelir. Fisyon reaksiyonları aynı zamanda ısınmaya sebeb olacak ve bu ısı, hızlandırıcı ve diğer sistemler için uygun şekilde kullanılabilecektir.
Proje 1960'lardan beri biliniyor olmasına rağmen hızlandırıcı kullanmak reaksiyon veriminin düşük olmasına sebep olacağından uygulamaya geçilmemiş idi. Askeri maksatlarla geliştirilen yeni hızlandırıcılar projenin hayata geçirilmesine vesile olmuştur.
Uygulama yaygınlaşmasıyla askeri ve ticari maksatlarla kullanılabilecektir.
İnsan ister istemez keşke insanlığa zarar verebilecek sistem ve teknolojilerin gerçekleştirilmesinden önce netice vereceği zararlar da düşünülüp çareleriyle birlikte kurulsaydı diye düşünüyor.
S. Rıza Sayın
Popular Science
Feb. 92'den