Sızıntı Arşivi

Haziran 1992 · s. 23 · 8 dakikalık okuma

His ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

haz92

haz92

ÇIĞLIK

Mescid-i Aksa'da bir ağlayan var,

Kum tanelerinde gözyaşı izi.

O izden derlenmiş sanki semalar,

Çağırır o engin mateme bizi.

Mescid-i Aksa'da iki siyah göz,

Durmadan akıtır, billur damlalar.

Kubbesinde çınlar o İlahî söz,

Her zerre o an bir vecde dalar.

Mermerinde nabızların vurgusu,

"Hürriyet hürriyet" diyerek inler.

Hasret duyduğu, tekbir uğultusu

Ve Saadet asrından altın günler...

Gökler hüzünlü, ah! Yerler hüzünlü,

Zincire vurulmuş Mescid-i Aksa'm!

Yüreğinde hançer zalimin zulmü,

Ezanında, selâsında ritim, gam..

Nerdesin Ömer'im, Selahaddin'im?

Nerdesin, bu hicran bizi tüketti?

Fetih rüzgarıyla örülen iklim,

Bizleri bırakıp nereye gitti?

Nerdesin Fatih'im, Yavuz'um nerde?

Hüzünlü bekleyiş ne dem dinecek?

Gelir mi Hamid Han bir gün seherde?

Gökten zafer tuğu ne dem inecek?

Mescid-i Aksa'da bir çığlık duydum,

Bağrına son nesli çağırır durur.

"Bitsin" diyor, "Bu esaret bu zulüm"

Duyan yürek pek derinden burkulur.

Fethi ÖZ / SİNOP

Şiirinizde bir ızdırabın yankısı, bir iniltinin aks-i sadası var. Lirik yön didaktik imajla süslenmiş. Adeta her mısra bir gözyaşı gibi iz bırakıyor kalbte, ruhta. Kafiye örgüsü perspektifinde gayet güzel olan şiirinizi ses ve ritim yönüyle de beğendik. Sizden daha güzide metafizik ve sosyal dertlerimizi dile getiren şiirler bekliyoruz. Selamlar ve sevgiler.

SUSUN LÜTFEN

Şimdi siz bu satırları okurken kimbilir kaç müslüman acı çekmekte? Kimbilir kaç annenin ızdırabına tercüman olmakta göz yağları? Kimbilir kaç müslüman Türk'ün evi yıkılmakta bağına Ermenilerce? Kaç müslümanın malı yağmalanmakta? Diğer taraftan vahşilikte Ermenilerden hiç de geri kalmayan Sırp canavarlarınca kimbilir kaç müslüman katledilmekte? Masum ve günahsız kaç müslümanın kanına girilmekte hunharca. Hiç düşündünüz mü? Daha da acısı kaç müslüman hanımının, kızının tertemiz namusları kirletilmekte, o pak alınlarına kara bir leke sürülmektedir. Kimbilir kaç müslüman Türk Karabağ'da işkence içinde kıvranıp durmaktadır? Kimbilir kaç Bosna-Hersek müslümanı kana susamış Sırp canavarının taarruzuna maruz kalmaktadır.

Bunlar bir tarih kitabının sayfalarından alınmadı. Ne Balkan Savaşı'ndaki Bulgar mezaliminden bahsediyoruz ne de Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Ermeni canavarlıklarından. Bu, geçmişte yapılanlar sadece bugün Karabağ'da, Bosna Hersek'te müslümanlara yapılanların bir benzeridir. Ne acıdır ki yukarıda bahsettiğimiz bu vahşilikler bugün yapılmakta ve siz televizyon ekranlarından hissizce seyretmektesiniz. Böyle giderse daha da yapılacağa benzemektedir.

Siz neşe içinde, rahat sofranızın başında yemeğinizi yerken kaç müslümanın aç, susuz, canını kurtarmak için sağa sola kaçıştığını hiç düşündünüz mü? Siz çocuklarınız içinde vakit geçirirken, kaç anne ve babanın, yavru acısına düçar olduğu hiç aklınıza geldi mi? Siz huzur içinde yatağınızda uyurken, kimbilir kaç müslüman günlerdir uykuyu unutmuş şekilde hayatta kalma mücadelesi vermektedir? Kimbilir kaç Bosna-Hersek müslümanı, bir serseri Sırp kurşunuyla ebedi uykusuna dalmaktadır? Kimbilir kaç Karabağ Türkü'nün evi basılmaktadır. Kimbilir bunlardan kaçı, tarihte Erzincanlı'nın, Vanlı'nın, Bayburtlu'nun, Trabzonlu' nun yaşadığı Ermeni vahşetini yaşama tehlikesiyle sevdiklerinin acısıyla yanıp tutuşmaktadır? Kimbilir kaç müslüman annesi, cenazeler arasında yara bere içindeki ciğerparesinin cesedini teşhis etmeye çalışmaktadır. Ya da kaç masum yavrucak, sefilane bir şekilde sokaklarda göz yaşları içinde anne ve babasını aramaktadır? Acaba hiç düşündünüz mü?

Acaba kaçınız acı çeken müslüman kardeşinin derdine ortak oldu? Lütfen susun cevap vermeyin. Eğer Karabağ'da Ermeniler tarafından katledilen evladının üzerine kapanıp acısını göz yaşlarıyla anlatan annenin ızdırabına ortak olmadıysanız susun. Susun lütfen BosnaHersek'te katledilen müslüman kardeşiniz için göz yaşı dökmediyseniz. Susun, Karabağ'da namusu kirletilen çocuk yaştaki kızların ve kadınların, namuslarını, namusunuz bilip iki büklüm almadıysanız. Susun, gözleri oyulan müslüman askeriyle aynı işkenceyi çekmediyseniz. Susun lütfen canlı canlı derisi yüzülen Karabağ Türkü'nün acısını ruhunuzun derinliklerinde yaşamadıysanız. Susun, annesini kaybeden çocuğun gözlerinden akan yaşlar kalbinizi eritmediyse. Bir gece dahi olsun seccadenizin başına geçip sabahlara kadar ölenler için ağlayıp dua etmediyseniz. Susun! Orada olup onlara yardım edememenin acısını yaşamadıysanız.

Sanmayın bu canavarlıklar yapanların yanma kalacak, sanmayın mazlum zalimden hakkını alamayacak. Bu dünyada olmasa bile mahkeme-i kübrada mutlak adalet gerçekleşecek ve mazlumlar haklarını orada alacaklardır. Belki onlar bu dünyada geçici acılar, ızdıraplar çektiler. Ama onlara bunu yapan canilerin ebedi hayatı sönecek ve sonsuz bir cezaya maruz kalacaklar.

Allah'ın izni ye inayetiyle "satır satır hece hece hesabı sorulacak tarihin".

İbrahim HATAL / KONYA

Makaleniz ızdırap ve acı yüklü... Derdiniz derdimiz, acınız acımızdır. Sizin gözyaşlarınıza gözyaşlarımızı ortak ediyor ve Mevla'dan bu kâbuslu günlerin bir an önce sona ermesi, bütün İslâm âleminin kurtuluş sahiline ulaşması, huzur iklimine kavuşması için dua ediyoruz.

UYAN ARTIK

Biçare oyalanma o çıkmaz sokaklarda.

Bak ezan çağırıyor, sökmemiş şafaklarda.

Vur nefsine gemi de, kurtul bitmez çileden,

Vakit çok geç olmadan, çık artık semalara.

Dönüp duran şu çarktan, kurtarıp da kendini,

Aşıver beklenmedik bir şafakta bendini.

Zaman bizim unutma, mekân bize emanet,

Parlıyor günden güne tek nizamın kandili.

Tepelerden yol bulup, deden Osman misâli,

Kökten kazı küfürü, içten fethet âlemi.

De ki, sizin olsun üç-beş kırık oyuncak

Benim davam tek artık, görebilmek Cemâl' i

M. Gökhan GÜŞEN / İSTANBUL

Şiiriniz çok güzel. İçten , samimi bir nefes gibi. Zaman bizim unutma, nizamın kandili, Üç, beş kırık oyuncak gibi orijinal terkipleriniz şiirinizin ufkunun açık olduğu hakkında bize kanaat verdi. Sizden bütünlüğünde orijinalitenin nakışları görülen yeni, güzide şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.

VUSLAT ÜMİDİ

Sorma hüzün dolu hatıraları

Geri gelmez heder olan yıllara

Alır gülen neslin gözyaşları,

Götürür beni de o diyarlara...

Karanlık geceme indir yıldızları

Seriver özlem dolu yollarıma

Bırakın sitem yüklü bulutları,

Doğar güneş müjdelenen yarınlara...

Nur SARAÇ / KONYA

Şiiriniz içten bir ses, özlem dolu bir nefes gibi. İlk dörtlükteki mısralar birbirini tamamlıyor. Fakat son dörtlükteki son iki mısra birbiriyle alakalı değil. Yahut şöyle diyeyim: Sitem yüklü bulutları bırakmak biraz mânâ yönüyle zayıf kalmış. Bu sebepten son mısraya mukaddime olamamış. Size şiir üzerinde çok titiz çalışmanızı tavsiye ediyoruz. Zira şiir kelimeleri ses, ritim ve semantik yapı İtibariyle yanyana getirme san'atıdır. En küçük bir kulak tırmalayıcı sesi dahi kaldıramayan hassas bir terazi gibi bu güzide san'at dengesini pek hassas ruhlar, hassas bir çalışmayla ancak başarabilirler. Sizden bu çizgiye ulaşan güzel şiirler bekliyoruz. Sevgi ve selamlar.

IZDIRAP

Çok çileler çektik biz

Bu yüzden solgundur benzimiz

Karşıki tepelere doğru kaymışsa bir iz

Bil ki varıp oraya biz gitmişiz.

Eller kenetlenmiş alınlarda

Da'vamız gönlümüzde kara sevda

Bu gönülleri bu ateş sarmışken

Elveda! Dünya, sana elveda!

Tunay ÖZER / VAN

Şiiriniz bir idealin, bir davanın ızdırabını, çilesini dile getiriyor. Samimi sesiniz, içten duygularınız kelime örgüsünde ritim, ses ve mânâ yönüyle kendini hissettiriyor.Bu lirik mısra demetini biz de aynı davanın sancısını çekenlere iletmeyi bir borç bildik. Sîzden daha güzide ve duygu, düşünce yoğunluğu taşıyan şiirler bekliyoruz. Selamlar ve sevgiler.

UYANIŞ

Beni içine attığınız bu çıkmazları

Tek başıma aşacağım.

Ne kadar ağlasam da feryatlarımı

Size duyurmayacağım.

Artık ayrılıyorum aranızdan

Bir daha dönmeyesiye

Çıkıyorum işte kapınızdan

Bir daha hiç gelmeyesiye

Beni attığınız bataklıklardan

Tek başıma çıkacağım

Bağırsanız bile ardımdan

Sizi duymayacağım.

Ayten KAPLAN / BARTIN

Şiirinizin İlk üç dörtlüğünü köşemize aldık. Diğer bölümde sıradan söyleyişler pek fazla. İlk üç dörtlükteki titizliği bu bölümde gösterememişsiniz. Fakat bir inilti, bir feryat, bir hüzün var sesinizde. Kurtuluşun bayram sevinci ise bu mısralarda nümayan. Sizden daha doyurucu ve iman, azim, ümit ikliminde kaleme alınmış daha nice şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler...

GÜN IŞIĞI

Bana sırtını dönme gün ışığı

Ben de hasretim en az senin kadar aydınlığa

Karanlık çöktü mü bu şehrin üstüne

Mutluluğa bile kahrediyor insan, değil ayrılığa

Bir bebek hıçkırıklarıyla anımsatıyor şarkımı

Ve ben,

Trafiğin dinmeyen uğultusunu ninni yapıyorum kendime

Şu doğan güneş bile döndürmese şarkımı

Yine de soruyorum kendi kendime

Eğer diyorum insan

Bir keder yatağında gözyaşı yerine

Tebessüm kondurabiliyorsa acının dudağına

Ümit bağlamak neden saçma olsun ki

Umut dünyasının umut şehrinde

Ama yine de

Bana sırtını dönme gün ışığı

Ben de hasretim en az, senin kadar aydınlığa

Y. Aslan / İZMİR

Şiiriniz gayet güzel. Estetik yönden de iyi. Duygularınızı hayal ve his mekiğiyle mısralarda oldukça iyi dokumuşsunuz. Sizden daha içli, daha engin duygular aksettiren güzide şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.

HASRETİN ÇAĞRISI

Artık sadece Sen'in ikliminde yaşamak...

Ya Muhammed kalbimi sadece Sana açmak...

Vuslatın arzusuyla bir ömür yana durmak,

Eteğinden tutarak nihayet Hakk'a varmak..

Gel, gel demek çağırmak. Ta yürekten kavrulmak..

Ülfetin ateşinde yanıp yanıp savrulmak...

Ne güzelsin Ya Nebi, sevdana tutulmuşum.

Elimden tut n'olursun kuyuya atılmışım...

Şu diyar-ı Mısır'da pazarda satılmışım...

Kalbim Sana muhtaçmış. Ben, başka dünyalarda

Izdırap içindeyken geldin tuttun elimden...

Seni görmek dilerken her gece rüyalarda.

Kalbimi yakan aşkın çıkmadıkça kalbimden

Anla ki Ya Muhammed Sen'inle yaşıyorum...

Nuruna müştak olan anlar benim halimden..

Irak değildir gönlüm, O Vefa Sultanı'dır

Resûlullah'tır O, derdlerin hem dermanıdır...

Nasıl yakar hasretin hayalimden geçende.

Upuzun gecelerde arar gözlerim Sen'i...

Ruhum bir garib bülbül kokulu bahçende

Uçmak ister, Ya Nebi bırakma çölde beni...

Neyleyim, ney gibiyim rüzgar savurur beni...

Uzaklığın dünyadan yakar kavurur beni...

Mahrum etme sevdandan canların cananısın.

Uğrunda ölüm bile canlara tatlı gelir...

Herkes sayende Ey Gül, inandı ki Allah bir.

Ayrılamam ben Sen'den. gönlümün Sultanısın.

Mahzun olma dayanamaz kalbim buna Ya Nebi.

Muhammedi bir iklim içindedir gönüller...

Eller başka yollarda, fakat ya Muhammed

Dünyaya koşanlara dem tutuyor bülbüller...

İnliyor, ağlıyorum hep Seni arıyorum...

Nerdesin ya Efendim aşkınla yanıyorum

Burhan KALE / KAYSERİ

Şiiriniz oldukça güzel. Bir aşk çağlayanı dolaşıyor sanki mısralarda. Bir hasret ırmağı iz bırakıyor adeta her kelimenin bahar soluğundan... Gerçi bu tarz Nallar pek çok kaleme alınmış ama hiçbir zaman eskimeyen o isim her ele alınışında yepyeni ve tam bir orijinalite katıyor sözlere. Sizden aşk ve hasret ikliminde örülmüş nice mana kaneviçelerini hatırlatan, renkli ibrişimleriyle nakışlı şiirler bekliyoruz. Selam ve sevgiler.

IŞIK EVLER

Dua dua eller ki kalkar ışık evlerde

O an sisler dağılır yırtılıverir perde

Dava denir ağlanır iki büklüm baş yerde

Rabbiyle dolu dolu her akşam her seherde

Abdülkadir SÜPHANDAĞI / İZMİR

Şiirinizin en güzel dörtlüğünü köşemizde yayınladık. Sızıntının başyazısından mülhem olduğunu söylüyorsunuz. Bu normal. Bir resim, bir bakış, bir gülüş, bir makale, bir şiir insana ilham kaynağı olabilir. Sizden gür ilham kaynağınızdan bizlere şiir bengisuları sunmanızı bekliyoruz.