Ekim 1993 · s. 10 · 5 dakikalık okuma
Tarımda Eskiye Dönüş mü?
Harun Avcı · Doç.Dr. · Ziraat
TARIMDA ESKİYE DÖNÜŞ MÜ?
İnsan hayatında gıda maddeleri mühim bir yer tutar. Hatta denilebilir ki rızık, insan için adeta bir odak nokta kılınmış, böylece herkes ömrü boyunca onun etrafında dönüp durmakta ve onun temini için çalışıp çabalamaktadır. Gıda bulamama veya açlık, insanoğlunun en büyük korkularından birisidir. Bundan dolayı, doğrudan sapmalara mukabil İlahi ikaza maruz kalınacağını düşünen insanlar öteden beri, “Allahım bizi açlıkla terbiye etme!” şeklinde dua edegelmişlerdir.
Dünya nüfusu hızla artarken, gıda üretiminin de aynı nisbette artırılması önemli bir mes’eledir. Aslında yeryüzü, denizleri ve karalarıyla doğru ve faydalı kullanmak üzere insana emanet edilmiştir. Yüce beyanda: “Yeryüzünü size boyun eğdiren O’dur. Şu halde yerin üstünde dalaşın ve Allah’ın rızkından yiyin. Sonunda dönüş O’nadır.” (Mülk, 67/ı5) buyurulmaktadır.
İnsanoğlu rızık için, ilk yaratıldığı günden beri toprak ve tarımla uğraşmaktadır. Ancak son 40-50 yıldan bu yana tarımda önemli değişmeler olmuştur. Bu devrede toprak, öküz ve at gücü yerine motor gücüyle sürülmeye başlanmış, böylece eğimli büyük meralar hiçbir tedbir alınmadan ekilmiş, neticede verimli topraklar erozyonla sürüklenip gitmiştir. Bu arada ülkemizde l960’da 42 bin olan traktör sayısı, 1985’de 583 bine ulaşmıştır. Aynı zamanda kimyevi gübre kullanımında da büyük artış olmuş, 1963’de 425 bin ton olan gübre tüketimi, 1987’de 9 milyon 46 bin tona yükselmiştir.

Diğer yandan ürünü böcek, zararlı ve hastalıklardan korumak için kimyevi tarım ilaçlarına başvurulmuş ve bu ilaçların kullanımı yıldan yıla artmıştır. Nitekim ülkemizde etkili madde olarak tarım ilacı kullanımı 1980’de 8159 kg iken 1984’te 13.640 kg’a yükselmiştir. Traktör, gübre ve ilaçla bir tarladan her yıl aynı ürünün alınabileceği inancı, münavebeyi de ortadan kaldırmış ve aynı tarlaya her yıl aynı ürün ekilmeye başlanmıştır.
Birim alandan daha fazla ürün almak için ticari gübre kullanımındaki artış, hiç hesapta olmayan problemlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu, sadece ürün miktarı ve kalitesi üzerinde tesirli olmakla kalmamış, aynı zamanda vegetatif dokuda(gövde ve yapraklarda) dengesiz gelişme, olgunluk ve hasat zamanında gecikme, hastalıklara karşı daha az direnç gösterme ve hasat sonrası depolamaya daha az elverişli olma gibi menfi özelliklere de sebep olmuştur. Diğer yandan, fazla azotla ortamda yetişen, özellikle ıspanak ve marul gibi yaprağı yenen bitkilerdeki nitrat birikiminin insan sağlığı bakımından tehlike oluşturacak seviyeye ulaştığı da tesbit edilmiştir. Yoğun gübre kullanımı sonucu su kaynaklarının kirlenmesi ise, bilinen ayrı bir gerçektir. Aşırı zirai ilaç kullanımı da, hem insan sağlığı, hem de ekolojik denge üzerinde son derece büyük menfi tesirler meydana getirmiştir. Mesela, Adana’da pamuk tarlalarında aşırı ilaç kullanımı neticesi buradaki sulama, drenaj kanalı ve kuyu sularındaki organik intektisid (böcek öldürücü ilaç) miktarı sınır değerinin 22 ile 375 katını aşmıştır.
Aşırı kimyevi gübre ve ilaç kullanımı, aynı tarlada her yıl aynı ürünün yetiştirilmesi ve geniş ovaları sadece birkaç çeşit bitkinin kaplaması ile ortaya çıkan menfi tesirler arttıkça, alternatif tarım metodları araştırılmaya başlanmıştır. Bunlar arasında organik tarım ve biyodinamik tarım giderek ehemmiyet kazanmaktadır. Bu metodların ikisinde de kimyevi gübre ve ilaç kullanımı minimum seviyededir. Toprak yapısını iyileştirmek için toprağa yeşil gübre ve ahır gübresi verilir, hastalık ve zararlılarla biyolojik veya tabii yollarla mücadele edilir, bitkiler münavebe ile yetiştirilir, bitki ve çiftlik hayvanları çeşitlendirici Biyodinamik tarımda, kimyevi madde kullanılmayan organik tarımdan farklı olarak, çeşitli organik artık, kum ve çeşitli bitkilerden oluşan bir karışım toprağa ilave edilmektedir. Bu karışım, az miktarda kimyevi gübre de ihtiva edebilmektedir.
Yeni Zelanda’da biyodinamik tarımla, artık ‘geleneksel’ hale gelmiş olan, yani zirai ilaçlar kullanımına dayalı tarımın toprak üzerine olan tesirleri ve ekonomik neticeleri karşılaştırıldı. Bunun için birbirine komşu olan, ancak biri geleneksel diğeri biyodinamik olarak işletilen tarlalar seçildi. Ayrıca karşılaştırma tek bir ürün için değil, sebze, elma, şeftali, narenciye gibi tarım ürünleri yanında koyunculuk ve sığırcılık yapan işletmeler için ayrı ayrı yapıldı. Karşılaştırmada, herbir tarla çiftinde aynı bitki veya hayvan çeşidi yetiştiriliyordu. Seçilen tarlaların toprak grupları da aynı idi. Karşılaştırma, dört yıl devam etti.
Bu araştırmada yirmi iki tarladan alınan 130 toprak örneği analiz edildi. Yapılan analizlerde, biyodinamik olarak işletilen tarlalardaki toprakların geleneksel olarak işletilenlere göre; organik madde yönünden daha zengin, daha gevşek yapılı ve birim hacimdeki toprak kütlelerinin daha hafif olduğu tesbit edildi. Bu hususiyetler, bitki yetiştiriciliği için arzu edilen durumlardır. Çünkü böyle topraklarda bitki kökleri kolayca gelişir, toprak tava çabuk gelir, nisbeten büyük boşluklardaki su derinlere süzülür, bunun yerine bitki köklerinin ve toprak mikroorganizmalarının ihtiyacı olan hava dolar, küçük boşluklarda ise bitkilere lazım olan nem tutulur. Bu topraklarda mikroorganizma faaliyetleri fazla olduğundan, bitki besin elementleri bitkilerin alabileceği forma daha çabuk dönüşür. Bütün bunlar, ürünü artırıcı faktörler olarak rol oynarlar. Aslında Yüce Yaratıcı, toprak zerreciklerine ve canlılarına verdiği vazifeler ile toprağı sürekli canlı ve hareketli tutacak ve böylece bitki gelişimi için ideal şartları hazırlayacak bir mekanizma kurulmuştur. O halde yapılacak olan şey, bu mekanizmayı kavrayıp onun en iyi şekilde işlemesine yardım etmektir. Aksi takdirde zirai ilaçlarla ve bitkinin ihtiyacı olan besin elementlerini toprağa ilave etmekle herşeyin halledilebileceğini düşünmek fayda yerine zarar getirecektir. Nitekim Yeni Zelanda’da yapılan aynı araştırmada, iki sebze tarlasındaki solucanlar sayılmıştır. Bir metrekare ve 30 cm derinlikteki solucan adedi, geleneksel olarak işletilen tarlalarda 21 iken, biyodinamik olarak işletilenlerde 175 olarak bulunmuştur. Bir solucanın ağırlığı ise birinci tarlada 3,4 gr gelirken, ikinci tarlada 86,3 gr gelmiştir. Bu netice, toprağı sürekli işleyen, altını üstüne getiren ve toprağa gevşek bir yapı kazandıran solucanların zirai ilaçlarla öldürüldüğünü, geri kalanların ise iş yapamayacak hale geldiğini göstermektedir. Yine aynı araştırmanın sonuçlarına göre, geleneksel olarak işletilen tarlalara suni gübre ve ilaç verilmesine rağmen, biyodinamik olarak üretim yapılan tarladakilerle aynı seviyede verim elde edilmiştir. Diğer yandan biyodinamik olarak işletilen tarlalardan elde edilen ürünler, piyasada organik ürün olarak %25 nisbetinde daha fazla fiyatla satıldığından daha fazla gelir sağlamaktadır. Çünkü bu ürünler, hem lezzet yönünden daha üstündür, hem de ilaç olmadığı için sağlık riski taşımazlar.
Bu araştırmadan elde edilen neticeye göre geleceğin ziraatı, ziraatın esas kaynağı olan toprağı koruma, onu canlı, dinamik ve verimli tutan mekanizmaları kavrayıp bunları geliştirmeye dayalı olacaktır. Islah çalışmalarıyla arzu edilen verimli ve hastalıklara dayanıklı çeşitler elde edilebilse bile, bunlar da verimli bir toprak ve ekolojik dengesi bozulmamış tarlalar isteyecektir.
Doç.Dr. Harun AVCI