Ağustos 1990 · s. 320 · 5 dakikalık okuma
Suyun Deveranı ve Hayat
Harun Avcı · Prof.Dr. · İnceleme

Dünyada hayatın devam etmesi için belli şartlar lâzımdır. Bunlardan birisi de denizlerde, atmosferde ve toprakta belli miktarlarda suyun devamlı bulunması gereğidir. Su canlıların viicutları için zarurî bir madde olduğu gibi dünyanın ısı dengesinin korunmasında da mühim rol oynar. Suyun hayat üzerindeki tesirleri bütün yönleriyle incelendiğinde, dünyadaki su, su deveranı (hidrolojik döngü)’nın ne derece faydalı, manalı, ne derece güzel ve insanı hayrette bırakan bir hadise olduğu anlaşılır.
Yeryüzünde yağışların meydana gelmesi, bu suların bir kısmının toprak ve bitki yüzeylerinde tutulup tekrar buharlaşması, bir kısmının ise toprak tarafından emilmesi ve geriye kalanın yüzey akışlarla deniz ve göllere taşınması, ordan buharlaşıp bulutları meydana getirmesi, toprak tarafından emilen suyun yeraltısuyunu besleyip nehir ve pınarların menbaını oluşturması hidrolojik döngü olarak adlandırılmaktadır. Rüzgar, iklim şartları ve atmosferik hadiseler gibi kararsız faktörlerin tesiri altında, atmosfer-toprak ve deniz üçlü sistemi arasındaki bu su hareketi hassas bir ölçü ve denge içinde cereyan etmektedir. Bu denge bir an bozulacak olsa canlı hayat tehlikeye düşecek, belki de dengenin bozulma şiddetine göre tamamen kaybolacaktır.
Mesela, atmosferdeki su buharı toplam su içinde en az payı oluşturmakta fakat en aktif rolü oynamaktadır. Buradaki su buharı arzdan geri yansıyan uzun dalga boylu radyasyonların büyük bir bölümünü yutar ve ısınan atmosfer bu enerjisini tekrar yeryüzüne gönderir. Diğer taraftan bulutlar güneşten gelen enerjinin %24 nisbetindeki kısmmı yansıtarak yeryüzünün ısı dengesinin muhafazasına hizmet eder. Bu sayede gece gündüz arasındaki sıcaklık farkı en aza iner.
Atmosferdeki su buharı 13x1012 ton kadar olup, bu miktar değişmeyen sabit bir değerdir. Ancak atmosferdeki su buharı ile toprak ve denizlerdeki su devamlı yer değiştirmektedir. Büyük deniz ve okyanuslardan buharlaşan su, rüzgarlarla suya ihtiyacı olan yerlere taşınır. Burada oluşan bulutlar oradaki canlılara damlalar halinde su serper onların ihtiyacını görüp serinletir, toz- toprağı yatıştırır ve kirleri temizler. Yeryüzüne her saniye ortalama 16 milyon ton su inmekte, aynı miktarda da yeryüzünden buharlaşmaktadır.

Modern bilimin ortaya koyduğu bu gerçek 1400 yıl önce Yüce Rehber tarafından: ‘Her sene yeryüzüne inen su miktarı eşittir. Sadece, suyun indiği yrler muhtelifdir.’’ şeklinde ifade edilmiştir.
Tabii ki, yağış miktarı her yerde aynı değildir.
Türkiye’de bu miktar yıllık ortalama olarak İç Anadolu’da 350 mm. Doğu Karadeniz’de 1200 mm.dir. Yılda 1000 mm. (m2ye 1000 Kg.) yağış düşen bir alanda suyun hiç buharlaşmadığı ve toprağa sızmadığı kabul edilirse bu, tam bir metre derinliğinde bir su tabakası oluşturur. Ancak toprak bir sünger gibi suyu emer, eğer şartlar elverirse, onun bir kısmını daha alt kısımlara iletir ve böylece yeraltı suyu oluşur.
Hidrolojik devri-daim içinde yeraltı suyu ve topraktaki su önemli bir yer işgal eder. Uzun süre yağmur yağmamasına rağmen bitkilerin canlı kalabilmesi tamamen toprakta tutulan su sayesindedir. Bitki köklerinin bulunduğu toprak içerisinde öyle uygun büyüklükte boşluklar vardır ki, buralara sızan sular yerçekimine rağmen daha derinlere sızmaz.
Buharlaşmaktan da nisbeten korunan bu sular bitkilerin emrine hazır vaziyette depo edilir. Yağıştan 2-3 gün sonra 0 3 atınosferlik bir basınçla tutulan bu su, bitkiler tarafından kullanılarak ve buharlaşarak azalır. Su azaldıkça toprak suyu daha büyük bir basınçla tutar ve tutulma basıncı arttıkça bitkinin sudan faydalanması zorlaşır. Bitkilerin emme gücü farklı olmakla birlikte ziraatı yapılan bitkiler 15 atmosferden daha büyük bir basınçda tutulan sudan faydalanamaz ve bu durumda bitki solmaya başlar. Toprakta 0 3 atmosfer ıle 15 atmosferlik basınç arasında tutulan suya, toprağın kullanılabilir “rutubet kapasitesi’ denir. Bu kapasite toprak zerrelerinin büyüklüğüne bağlı olduğu kadar, topraktaki organik madde miktarı da önemli bir faktördür. Bu sebepten dolayı ormanlık bölgelerdeki topraklar daha fazla su tutar. Diğer taraftan toprağın üst katmanındaki su buharlaşmaya maruz kalmasına rağmen, derinlik arttıkça buharlaşmanın tesiri de ortadan kalkar. Böylece derin köklü bitkiler uzun bir zaman devam eden kuraklıklardan bile etkilenmeden hayatlarını devam ettirebilirler.
Yeraltına derinlere sızan su ise hayat için ayrı bir önem taşır. Bu su topraktaki boşluklarda alloviyal materyaller arasında, kristal kayalardaki çatlaklarda ve çözünme neticesinde oluşmuş boşluklarda depolanır.
Kaya tipine göre bu boşluk kaya hacminin %55 ‘ine kadar ulaşabilir. Yeraltı suyunun hareketi ve hızı topraktaki boşlukların çapına bağlı olup, bu hız saatte 3600 metreden 0.36 santimetreye kadar değişir. Yeryüzünün kan damarları olan nehir ve pınarlara bu yeraltı suları menba olur. Yüce Beyandaki “Görmedin mi Allah gökten bir su indirdi onu yerin içindeki kaynaklara geçirdi. Sonra onunla çeşitli renklerde ekin çıkarıyor...” (39/21) ifadesi de açıkca bu
hakikatı ortaya koymaktadır. Suların düzeni bugün herkes tarafından bilinebilir. Fakat Kur’anın vahyedildiği zamandan önceki asırlarda olduğu gibi, 1800’lü yıllarda bile insanlar bu hususta tamamen yanlış telakkilere sahip bulunuyorlardı. Maurice Bucaille tarafından yazılan ‘Kitab-ı Mukaddes Kurt ve Bilim” adlı eserde bu yanlış telakkiler açıklanmakta. Aristo’ya göre, yerdeki su buharı, dağların soğuk oyuklarında yoğunlaşmakta ve böylece kaynakları besleyen yeraltı gölleri oluşmaktadır. Bu nazariye 1877’ye kadar O. Volger’in de içinde bulunduğu birçok taraftar bulmuştur. Bugünkü manada suyun dolaşımı hakkında, Kur’n’dan sonra ilk açık anlayış, 1580’de Bernard Palissy tarafından ortaya konmuştur. Ne var ki, Kur’n bu hakikatı, yaklaşık bin yı1 önce açıkca bildiriyordu. Çünkü o söz, sünger gibi toprağa suyu emdiren yer altında belli süre onu depolayan, sonra da hiç fasıla vermeden çağlayanlar halinde akıtıp canlıların istifadesine sunan Yüce Kudretin sözüydü: ‘ Rüzgarı aşılayıcı olarak gönderdikde gökden su indirdik, böylece sizi suladık. (Yoksa) siz, suyu depo edemezdiniz”(K.15/22) ayetiyle de ayrıca yeraltı sularına dikkatlerimiz çekiliyor.
Hidrolojik devri-daimde diğer bir sistem büyük su depoları olan okyanus ve denizlerdir. Buralar bizzat birçok canlının hayatı için zemin olduğu gibi kaynayan bir kazan gibi devamlı atmosfere su buharı gönderir. Yeryüzünün dörtte üçünün sularla kaplı olması dünyada uygun hayat şartlarının sağlanması açısından gündüzleri güneşten gelen ısıyı emer ve gece bu sıcaklığını muhafaza eder. Böylece yeryüzünün aniden soğumasını önlemiş olur.
ARA BİLGİ :“Yer yüzüne her saniye ortalama 6 milyen ton su inmekte, aynı miktarda da yeryüzünden buharlaşmaktadır.
Modern Bilimin ortaya koyduğu bu gerçek 2400 yıl önce Yüce Rehberimiz (sav) tarafından: “Her sene yeryüzüne inen su miktarı eşittir. Sadec€, suyun indiği yerler muhteliftir” şeklinde ifade edilmiştir”
YAZARI Zir. Müh. Dr. Harun Avcı