Sızıntı Arşivi

Mart 1981 · s. 15 · 1 dakikalık okuma

Susuzluktan Sonra

Ö.B Olcay · Edebiyat

Önceleri bütün sular köyümüzden geçerdi. Cihanı biz sulardık. Bulut bizden yükselir; herşeye Rahmet yağardı; sağnak sağnak.. “Susuzluktan ölen olmamalı” derdik. Hesabı bizden sorulur endişesiyle... Seneler sonra, susuz kalan biz olduk. Kaynağı kurutmak isteyen bedbahtlar kapladı yanımızı, yöremizi, öyle ki, seraptan seraba koştuk. Gece gündüz. Rahmet sevdalarıyla yanık yanık dolaştık. Türkülerimizde hep susuzluk tem’asını işledik. Her yeni günde yeni Ümitlerle “vur kazmayı Ferhat, çoğu gitti azı kaldı” dedik Gözlerimiz büyük günlere ayartı; kalbimiz ince ve duyarlı kaldı hep..

Gökkuşağı gibi demetler hazırladık; ırmak ırmak gözyaşları... Her ses gök gürültüsü; her ses su sesiydi nazarımızda.

Dedelerimiz, konuşunca Rahmetten bahsederlerdi Her yeri kaplayan, geldikçe gelen ve toprakta gül bitiren Rahmetten...

Susuzluk bir noktaya varınca, toprak da çatlar. Rahmetin imdada gelmesi için sanki bir şifredir: Çatlamak, yanmak. Susadığının farkına varanlar, bir ömür boyu bunun ıstırabını çektiler. Kılavuz oldular önümüzde. Kaynağa işaret etti, ışık tuttu, pencereler açtılar. Giderken etrafları yine çöl, yine kuraktı. Ne var ki, gelecekte çok yağmur yağacaktı. Ümit vardı.

Şimdi; o Rahmet günlerinin Ümit tomurcukları. Rahmet çeşmesinden insana, âb-ı hayat sunma arifesindedir.