Eylül 1988 · s. 326 · 1 dakikalık okuma
Şükür
Yalkın Bektöre Op. Dr. · Edebiyat

Bir bayram arifesiydi. Yedi-sekiz yaşlarındaki kızımın elinden tutmuş elbise, ayakkabı gibi ihtiyaçlarını temin için çarşıya çıkmıştık. Çocukluğumdan hatırlarım, yeni bir ayakkabı alındığında sevinçten onunla birlikte yatmaya kalkardık. Çocuğu sevindirebilmek için birkaç dükkân gezmiş, pek çok masraf yaparak önemli ihtiyaçlarını temin etmiştik. Ancak kızım dükkânın birinde ufak, kırmızı plastik bir çanta görmüş, bunu isterim diye tutturmuştu. Ucuz birşey olmasına rağmen böyle lüzumsuz bir şeyi almayı gereksiz görmüş, üzerinde durmamıştım.
Saatlerce dolaşıp, eve geldiğimizde sevinçle bana teşekkür edeceğini umarken, küçük kızımın davranışlarındaki terslik ve memnuniyetsizlik dikkatimi çekti. Sebebini araştırdığımda meselenin küçük ve basit kırmızı çantanın alınmamış olması olduğunu anladım ve birden sinirlenerek;
“-Bu ne nankör çocuk, onun için binlerce lira harcadım, en önemli ihtiyaçlarını temin ettim; oysa o kırk paralık basit bir şey için bunların hiç birini görmüyor” diye hışımla bir tokat yapıştırdım.
Fakat anında kafamda bir şimşek çaktı. Peki ya sen! Sana sağlık, mutluluk, huzur gibi, en azından sahip olduğun bu çocuklar gibi son derece önemli nimetler bahşeden Rabbine ne derece müteşekkirsin? Dualarında dünyaya ait, kendince önemli, gerçekte ise Cenab-ı Hakk’ın sana bahşettiği nimetlerin yanında ancak idrakten yoksun bu ufacık çocuğun istediği kırk paralık çanta gibi kalan isteklerin gerçekleşmediğinde, dualarının kabul olmadığını sanmak gibi gaflete düşen, üzülen sen değil misin? Allah’ın senin için takdir ettiği çok daha önemli, ancak senin idrak edemediğin sayısız nimetlere sonsuz bir sevinçle şükretmek gerekmez mi?
Şükretmeyi bilmek için, ilahi tokadı yemek mi gerek?
Op. Dr. Yalkın Bektöre