Sızıntı Arşivi

Aralık 1997 · s. 507 · 7 dakikalık okuma

Spora Düşen Gölge Doping

İbrahim Cesur · İnceleme

İnsanın, son yıllarda sporda ulaştığı rekorlar ve zaman zaman çok zor şartlarda gösterdiği olağanüstü basanlar, akıllara durgunluk verecek boyutlara ulaşmıştır. 9.86 saniyeye inmiş olan 100 metre dünya rekoru, bazı dağcıların Everest tepesine; herhangi bir yardım almadan, tek başlarına ve oksijen tüpü olmaksızın çıkabilmeleri veya dalgıçların tüpsüz 130 metre derinliğe dalabilmeleri, insanın sabırla ve programlı çalıştığı takdirde neler yapabileceğinin işaretleridir.

Sportif yarışmalarda verilen ödüllerin cazibesinin artmasıyla birtakım menfaat gruplarının ortaya çıkması, milli ve şahsi prestij kazanma hırsı, sporcuların ‘doping’ denen birtakım ilaçları kullanmasını teşvik etmektedir.

Doping, bugün ferdi bir hadise olmaktan çıkmış, içinde sporcuların, antrenörlerin, doktorların, ilaç firmalarının, devlet adamlarının da bulunduğu büyük bir sektör haline gelmiştir.

Dopingin hemen hemen insanlık tarihi kadar uzun bir geçmişi vardır. MÖ. Romalılar’ın savaş arabaları yarışında atlara, su ve bal karışımı ‘Hydromel’ adı verilen bir madde verdikleri, M.Ö. 300 yıllarında sporcuların, atkuyruğu adlı bitkiyi kaynatıp suyunu içerek iyi neticeler aldıkları, gladyatörlerin uzun süre döğüşebilmek için uyarıcı maddeler kullandığı, İskitler’in savaştan önce atlarına sihirli olduğuna inandıkları otlar yedirdiği ve bu otları yiyen atların savaş süresince çılgınlar gibi koştukları bilinmektedir. Güney Amerika’da yerlilerin uzun süren dağ yolculuklarında yorgunluklarını gidermek maksadıyla, uyancı madde içeren koka fil izlerini çiğnedikleri ve bu sayede çok uzun mesafeleri yürüdükleri söylenmektedir.

Diyetle alınan maddelerle yapılan doping dışında, insan vücudundaki bazı hormonlar, normal fiziki insan gücünün yetmeyeceği bir işi yapabilmeyi sağladığı için tabii doping vazifesini görürler. Vatan ve mukaddesat uğruna yapılan savaşlarda olağanüstü ve fizik kurallarını aşan sayısız gayretler görülmüştür. Çanakkale Savaşı’nda bir askerimizin, çaresizlik karşısında Allah’a sığınıp tek başına iki yüz elli kiloluk bir top mermisini, olağanüstü bir güçle yerinden kaldırıp namluya sürmesi, daha sonra normal şartlarda aynı işi tekrarlayamaması buna bir örnek olabilir. Rahmetli Yaşar Doğunun da bir müsabakada tam yenilecekken gözünün önüne milletimizin kederli ve mahzun hali gelince, sanki elektrik çarpmış gibi alttan sıyrılıp rakibini yenmesi de izahı fiziki hadiselerle mümkün olmayan bir tür doping kabul edilebilir. Ancak bu tip gayrete getirici tesirler ne doping statüsüne girer, ne de yasak sayılır; tam aksine teşvik edilecek bir konsantrasyon hali olarak görülür. Spor psikologları da sporcuları daha çok, bu çeşit bir mânevi dopinge hazırlamaya çalışmaktadırlar.

Yüzyılımızın başlarında; kokain, eroin, striknin, eterli şeker sporcular arasında yorgunluk duygusunu kaldırıp, performansı artırdığı gerekçesiyle çok moda idi.

Dopingin aktüel konu haline gelişi, at ve köpek yarışlarında kullanılmaya başlanmasından itibaren olmuştur. 1962 tarihli Uluslar arası Olimpiyat Komitesi’nin bülteninde aynen şöyle denmektedir: “Doping kullanımı nadir rastlanılan bir hadise olmaktan çıkmış, özellikle bazı spor dallarında alışkanlık haline gelmiş bulunmaktadır.” 1983’ de 400 m. dünya rekoru sahibi Edwin Moses, Amerikan atletlerinin yarısından fazlasının dopingli olduğunu ifade etmiştir. Bu olay bugün o kadar ileriye gitmiş ve kötüye kullanılmıştır ki, her geçen gün sporcular arasında doping yüzünden sağlığını kaybedenler olmaktadır. Mesela Danimarkalı bisikletçi K. E. Jensen (1960) ve İngiliz bisikletçi T. Simpson (1967) bunlar arasındadır.

İşin ciddiyetini göz önünde bulunduran birçok ülkedeki ilgililer, halkı ve sporcuları eğitmek üzere bültenler yayınlamakta, radyo ve TV programlan hazırlamaktadırlar. U Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin Tıp Komisyonu’na göre, sportif performansı artırıcı yasaklı maddelerin alımı veya metotların uygulanması dopingdir. Bu yasaklı maddelerden herhangi birinin idrarda bulunuşu, hangi yoldan alınırsa alınsın doping için yeterli bir delildir. Doping maddeleri bir liste halinde belirlenmekte, yenileri piyasaya çıktıkça listeye ilave edilmektedir.

DOPİNG İÇİN KULLANILAN BAZI İLAÇLAR VE YAN TESİRLERİ

1. Anabolik Stereoidler

Bu maddeler, II. Dünya Savaşı’nda Alman askerlerinin daha saldırgan savaşmalarını sağlamak maksadıyla kullanılmıştır. Sporda ilk defa (1954) Sovyet halter milli takımı tarafından kullanıldığı biliniyor. Anabolik steroid kullanan sporcu, kendini daha hırslı ve saldırgan hisseder. Kas kitlesi ve kas gücünü artırıcı anabolik steroidleri kullananlar, kısa sürede daha fazla sportif aktivite gösterir. Anabolik steroidlerin birçok toksik (zehirli) yan etkileri vardır. Fark edildiğinde artık geri dönüş yoktur. Onun için anabolik steroidler sporcular için en tehlikeli doping maddesi kabul edilir. Yüksek dozda uzun süre alınan steroidler, karaciğer hücrelerinde yıkım meydana getirir. Damar sertliği erken başlar, kan basıncı yükselir, ülser, baş dönmesi, şahsiyet bozuklukları görülebilir. Anabolik steroid kullananlarda tendon (kiriş) yaralanmaları ve yırtılmaları görülür. Ergenlikten önce kullanan sporcularda, epifizlerin (kemiklerin uzayan uç kısımları) erken kapanması sebebiyle boy kısalığı görülür. Kadınlar tarafından kullanılması erkeksi bir karakterin oluşumuna sebep olur.

2. Amfetaminler

Sporcular tarafından, kalp ve kas dayanıklılığını, hız ve kuvvet artışını sağlamak için kullanılır Amfetamin kullanılmasıyla, önce kas yorgunluğunun geçtiği ve dayanıklılığın arttığı tespit edilmiştir. Daha sonraki araştırmalarda; amfetaminlerin yorgunluğu önlemediği, yorgunluğun sebep olduğu tesirleri gizlediği, yorgunluk ve alarm sistemini baskıladığı bulunmuştur Aslında yorgunluk hissi, organizmanın fizyolojik bir koruma vasıtası, enerji potansiyelinin en düşük seviyelere kadar geldiğini ifade eden bir alarm işaretidir Amfetaminlerle bu alarmın kaldırılması sonucu organizma, bütün enerji depolarını tüketerek kısa zamanda bitkinlik safhasına girer ve organizmada ölüme kadar giden bozukluklar kendini gösterir

3. Büyüme Hormonu

Büyüme hormonu, hipofizden salgılanan bir hormondur. Kas gücünü artırmak maksadıyla birçok sporcu tarafından kullanılmaktadır. Kas gücüne tesirinin olup olmadığı konusunda sağlıklı araştırmalar yoktur. En önemli yan etkisi, kemiklerin aşırı büyümesine bağlı devliktir

4. Kan Dopingi

Kan dopinginin gayesi, bisiklet, kürek, uzun mesafe koşuları gibi dayanıklılık gerektiren sporlarda performansı artırmaktır. Dayanıklılık gerektiren sporlarda kanın kaslara oksijen taşıma kapasitesi çok önemlidir. Yüksek dağlarda, havadaki oksijen miktarı düşüklüğüne bağlı olarak kanda taşınan oksijen miktarı azalır Fakat, vücudun bu duruma karşı bir tepkisi olarak bir süre sonra kemik iliğinde alyuvar yapımı artar. Alyuvar yapımının artması ile dokulara yine normal miktarda oksijen taşınmış olur. Bu yüksekliğe bir uyumdur. Bu fizyolojik mekanizmadan, deniz seviyesindeki müsabakalarda performansı artırma maksadıyla, sporculara yüksek rakımlı yerlerde kamplar yaptırılmak suretiyle faydalanılmaktadır Kan dopingi, vücudun bu özelliğini kullanma düşüncesinden çıkmıştır. Bunun için önce sporcudan antrenman başlangıcında 800-1200 ml. kadar kan alınarak uygun şartlarda saklanır. Kanı alınan kişide yeni alyuvarların oluşumu için 5-6 hafta beklendikten sonra yarışmadan kısa bir süre önce yine aynı şahsa, önceden alınmış olan kendi alyuvarları verilir. Kan dopinginden maksat, kandaki hemoglobin yoğunluğunu suni olarak artırmaktır

Günümüzde kan dopingine alternatif olarak eritropoietin kullanılmaktadır. Eritropoietin böbreklerde üretilen bir hormondur Kandaki alyuvar veya dokulara giden oksijen miktarında azalma olursa, böbreklerden eritropoietin salınır Salınan eritropoietin kemik iliğini uyararak kan yapımını artırır Eritropoietin suni olarak üretilmekte ve kullanılmaktadır. Eritropoietin kan dopinginden daha tehlikelidir Çünkü ne kadar sürede etkili olduğu bilinmemektedir. Meselâ, eritropoietin kullanan bir maratoncu, yarışı salı günü bitirse bile tesiri cuma gününe kadar devam edebilir Bir başka deyişle pistteki yarış biter, ama vücuttaki yarış ve tehlike devam eder. Kalp ve beyinde eritropoietin fazlalığına bağlı olarak ani ölümler görülebilir.

Milletlerarası yarışmalarda, kesin kaidelerle sınırlandırılmış olan doping kullanımının önlenmesine büyük önem verilmektedir Bu sebeple doping kontrol laboratuarlarının kurulması bazı şartlara bağlanmıştır Bu şartlar, Milletlerarası Olimpiyat Komitesi tarafından belirlenmektedir. Böyle bir laboratuarda, en azından gaz kromotografisi, ince tabaka kromotografisi, kütle spektrometresi, bilgisayar, kilitlenebilir buzdolabı, radyoimmünoassay için gerekli cihazlar ve yüksek basınçlı likit kromotografi cihazlarının bulunması gereklidir. 1976 Montreal Olimpiyat Oyunları’nda, yukarıdaki standartlara uygun olarak kurulmuş doping laboratuarında gece gündüz 68 kişi görev almış ve doping kontrolü için bir milyon dolar harcanmıştır.

Dopingin laboratuarlarda tespit edilebilmesi için, ne arandığının bilinmesi gerekir.

Bugünkü kaidelere göre, idrarda nanogramla (gramın milyarda biri) ifade edilecek kadar az doping maddesinin bulunması, sporcuyu suçlama için yeterli bulunmaktadır. Doping uzmanları bunu şöyle açıklamaktadır: Bir olimpik yüzme havuzuna bir çay kaşığı şeker atılsa ve karıştırılsa, daha sonra alınan bir kaşık sudaki şekeri bugünkü metodlarla tespit etmek mümkündür.

Teknolojinin bu kadar küçük miktarları bile tespit edebildiğini gören dopingciler, yakalanmamak için doping kontrolü yapılacak idrarın özelliğini bozmaya yönelik metot ve maddeler keşfederek, kullanmaya başlamışlardır. Meselâ, doping yapılacak sporcunun idrar kesesine başkasının idrarını enjekte etme veya “probenecide” gibi ilaçlarla, böbrekten doping maddesinin atılışını engelleme bu tür davranışlardandır.

DEVLET ELİYLE DOPİNG

Yakın zamana kadar milletlerarası yarışmalarda dikkati çeken bir husus, sosyalist ülke sporcularının üstün başarılarıydı. Doğu Bloku’nun çözülmesiyle birlikte, bu ülkelerin spordaki başarılarının ardındaki gerçek de ortaya çıktı: Sistemli kontrollerde belli olmayan doping. Doğu Almanya sporcularının hepsi, devlet organizasyonu tarafından dopingleniyordu... 1988 olimpiyatlarında 127 madalya kazanan Doğu Almanya, 47 madalya kazanan Batı Almanya’ya ve 100 madalya kazanan Amerika’ya fark atıyordu. Doğu Alman Halter Federasyonu Genel Sekreteri’ne göre, bütün halterciler “Vistimon” adlı anabolik steroid haplar ve “Turinabol” adlı iğneler ile dopinglenmekteydiler.

Sporcuların bilerek veya bilmeyerek dopinglenmesi spor ahlakı ile bağdaşmamaktadır. Doğu Bloku ülkelerindeki mâneviyat eksikliğini telafi düşüncesi, sporda da kendini bu şekilde göstermektedir. Daha da üzücü bir durum, Doğu Bloku ülkelerinin yüzücü, buz patenci ve jimnastikçilerinin hikâyesidir. Yaşları 12-13 civarında iken, steroid kullanmaya başlayan bu çocukların başlarına gelenler hakkında konuşmalarını önlemek için, onlara doping maddeleri, kendi bilgileri dışında ve hatta antrenörlerinin ve ailelerinin bile haberi olmadan veriliyordu.

1988 Seul Olimpiyatları’nda doping kullandığı tespit edilen Ben Johnson, yarışmada Carl Lewis’i geçerek 9.79 saniye ile 100 m. dünya rekoru kırmıştı. Önce doping yaptığını kabul etmeyen ve doping maddesinin içeceklerine karıştırılmış olabileceğini söyleyen Johnson, kontroller sonunda uzun süredir doping yaptığı da söylenince, doping yaptığını kabul etmiş, ayrıca 1987’de kırdığı 100 m. dünya rekorunda da dopingli olduğunu itiraf etmiştir.

Doping, sporcular dışında da önemli bir kullanım alanına sahiptir. Bugün özellikle günlük çalışması oldukça fazla olan ve ek bir desteğe ihtiyacı olduğunu düşünen siyasiler, işadamları, öğrenciler doping benzeri maddeler kullanmaktadırlar. Siyasiler, bilhassa seçim sezonundaki yüksek aktivitelerini biraz da dopinge borçludurlar...

Günümüzde çok değişik maddeler ve metotlar doping aracı olarak kullanılmaktadır. Her gün yenileri de bunlara katılmaktadır. Bugün doping yapanlarla, tespit edenler arasında büyük bir yarış vardır. Fakat her zaman doping yapanlar bir adım önde oldukları için, doping olayı ancak, vicdan ve fazilet hisleri yeşertilebilirse engellenebilecektir.