Sızıntı Arşivi

Mart 1990 · s. 72 · 2 dakikalık okuma

Söz

Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

İlk yaradılış; yokluğun bağrına atılan iki harf ve bir heceden ibaret olan “Kün”(ı) sözüyle başlamıştır. Tekden çoğa, vahdetten sonsuza uzayıp giden yollar sözle açığa çıkmış ve kelimelerle aydınlanmışlardır. Söz, gönüllerde yankılanmadan önce, insanın hayvandan, hayvanın da taştan, topraktan farkı yoktu.

Kalem ilk yaratıldığında neyi yazacağını bilememiş ve hayrette kalmıştı. Neden sonra kulağına “söz”ün sırrı fısıldanınca, o feryada, mürekkeb de ağlamaya başladı. Ve o gün-bugündür, kalem söze ulaşınca hep çığlık koparır,mürekkep de yaş döker...

Söz olmasaydı, bizler, ezele ait hiçbirşeyi duyamaz ve Yüce Yaratıcı’nın, gönlümüzü, gözümüzü dolduracak esrarını anlayamazdık... Söz sayesinde kâinat bir meşher, Hak’dan gelen kitablar da birer dellâl kesildi. Söz, zeberced kakmalı bir tâc gibi yeryüzü halifesinin başına konunca,varlığın mânâsı ayân oldu ve biz de bütün bütün ondan ibaret hâle geldik...

Yeri-göğü bir araya getirip, birbirine bağlayan, dünyayı ukbâ ile bütünleştiren sözdür. Her ne kadar onun güzelliği ve yüceliği kendiliğinden görülmese de herşey ona muhtaç, her gizli güzelliğin kaynağı da odur.

O, burçları deviren öyle bir sancak ve kaleler fetheden öyle bir bayraktır ki; onun vesâyâsına girmeyen cihangirler bir köyü bile fethedememişlerdir. Fatih kumandanlar onun girdikleri yerlere girememiş, sultanlar onun ulaştığı ihtişama ulaşamamış ve hiçbir fâni onun kadar uzun ömürlü olamamıştır. Gelenler gitmiş; gidenler unutulup hafızalardan silinmiş; ama o,hep taptaze ve olduğu gibi kalmıştır.

Söz erleri semavî bülbüllerdir. Onların dilleri, dostların sînelerinin inşirahı, düşmanların da korkulu rüyalarıdır. Bunların dillerinden dökülen söz süngüleri,muhariblerin kılıçlarından daha keskin, mızraklarından daha ürperticidir. Hekimler, kılıç yaralannı, ok yaralarını tedavi edebilmişlerdir ama, söz yaralarını tedavi ettikleri görülmemiştir.

Sözün en müıessir ve en içlisini peygamberler,sonra da derecesine gore ilhâma açık saf gönüller söylemişlerdir. Söylemiş ve yerinde karanlığın bağrına yağdırdıkları söz oklarıyla zulmetleri delik-deşik etmiş; yerinde sînelere sa1dıkları beyân kıvılcımlarıyla ruhlarda yangınlar meydana getirmiş ve yerinde de rahmet damlaları şeklindeki kelimeleri dört bir yana saçarak heryeri cennetlere çevirmişlerdır

Hele ilham uveykleninın kanatlandığı vakit, dudaklarından saçılan incileri toplamak için melekler bile onlara koşmuş ve onların dızlerine kapanmışlardır.

Söz erleni güneş gibidirler; kendilerine rağmen durmadan çevrelerıni aydınlatırlar.. derya gibidirler. dunyanin en zengin hazinelerini hem de hiç hissettirmeden sînelerinde taşır ve bir mum gibi etraflarına ışik verir; fakat, başları önlerinde mahçup ve iki büklüm yaşarlar.;Halk içinde mütevâzilerden daha mütevâzi,Hak’la beraber olunca da fevkalâde uyanıktırlar. Çevrelerine yığınyığın cevherler dağıtır dururlar da bunun farkında bile ol- mazlar. Olmazlar; zira, iç dûnyalarında her an daha kıymetli pırlantalar peşindedirler.

Buldukları o, zebercedden nükteleri açıklarken, sesleri kıyamet süru gibi çınlar; sihirleri insi-cinni büyüler; meyhanedekiler de mesciddekiler de heryandan onlann cevherlerine koşar.

Bugun o, Hârut ve Mârut’un bile büyülerini bozan söz sihirbazları var mıdır,yok mudur bilemiyeceğim. Bildiğim birşey varsa, o da sözün elden ayağa düşmüş olmasıdır.

Günümüzde, söz sarrafı gibi görünenlerin çoğu ilhamsız,ötelere kapalı ve Allah’tan kopuk kimseler… Bu itibarla da, beyân sanatı büyük ölçüde başıboşların elinde., ilham perisinin kanatları kırık ve ilhama muhtaç gönüllerde de taklid cadıları çadır kurmuş..bütün bunlardan dolayı dilencilere dendiği gibi “inayet ola!” demekten başka elimizden birşey gelmiyor.

(1):Arapçadaki “Kaf” ve “Nun” kastedilmektedir.