Ocak 1990 · s. 14 · 5 dakikalık okuma
Sorumsuz Endüstrileşmenin Faturası
M. Adnan Erbil · Doç.Dr. · İnceleme

1988 yılında Amerika'da son 38 yılın en kurak günleri yaşandı; ekili alanların kuruması dünya için de büyük bir felaketin habercisi idi. Gerçi bu beklenmeyen bir hâdise değildi. Çünkü, bilim adamları atmosferde gittikçe biriken karbon dioksit (CO2), metan (CH4), azotoksit (NO), ozon (O3) ve kloroflorokarbon (CFC) gibi gazların dünyanın aldığı ısıyı geriye iadesine engel teşkil ettiğini ileri sürüyorlar ve dünyayı bir seraya benzeterek bu olaya "sera etkisi" diyorlardı. Tabiatta yüzyıllarca kurulu bulunan karbondioksit dengesi endüstrileşme devrinin başladığı 19. ve 20. yüzyılda, fosil yakıtların da kullanımıyla, önemli ölçüde bozulmuştur. Organik maddelerin bozulması ile CH4 artışı %1, soğutucu yapımında, temizlik maddelerinde ve plastik köpük yapımında CFC kullanımı ise %5 oranında artmıştır. Ültraviyole ışınlarından yerküresini korumada rolü bulunan ozon dengesinin de bozulduğu gözlemler arasındadır. Atmosferde çeşitli sebeplerle birikmekte olan gaz bulutunun güneş ışığına engel teşkil edeceği düşünülerek yeryüzünün gittikçe daha soğuk iklimler yaşayacağı tahmin edilirken tam aksine, eskiye nazaran kışların daha sıcak geçmesi, kutuplara yakın bölgelerde ekvatordakinden daha yüksek sıcaklık artışları ve soğuk stratosfere karşı atmosferin sıcak oluşu şaşırtıcı olmuştur.
Atmosferde karbondioksit oranının halen, 1860 yılındakine göre %25 arttığı ve bu birikimin hızla ilerleyeceği bilinmektedir. Bu durumun önüne geçilmediği takdirde 21. yüzyılın ortalarında ortalama sıcaklık artışının 4.5 °C'ye ulaşacağı tahmin edilmektedir; buzul devrinden günümüze kadar ancak bu kadarlık bir artış vukubulmuştur. Ayrıca, verimli arazilerde kuraklık, killi arazilerde bol yağış, buz dağlarının erimesi sonucu deniz seviyesinin yükselmesi gibi vahim sonuçlar da kaçınılmaz olacaktır. Su kaynaklarında, tarımda, enerji kullanımında, deniz ve deniz ürünlerinden faydalanmada önemli ölçüde aleyhte neticelerle karşılaşılabilecektir. Kendi yaşadığı çevre ve zamanın dışında meydana gelecek tahrip ve tehlikelere karşı duyarsız kalınmak suretiyle fert ve devletler planında kurulan medeniyetler ve geliştirilen teknolojiler en yakın geleceğin bir "karabasan"ı mahiyetindedir.
Yerküresinde, sıcaklık ortalaması artışının bir sonucu olarak deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle büyük adalar yok olabilir, çıplak arazilere veya delta ağızlarına kurulu şehirler büyük tehlike ile karşı karşıya kalabilirler. (Ganj—Brahmaputra—Meghna deltalarıyla çevrili Bangladeş gibi). Deniz seviyesinin sadece bir metre yükselmesiyle, ancak yüzyılda bir defa görülen boralar her on yılda bir tekrarlanır hale gelebilir; şiddeti gittikçe artan fırtınalar insanoğlunu çok güç durumlara sokabilir; hayatı yaşanmaz hale getirebilir. Dünyanın genel ısısındaki artış, sulardaki buharlaşmayı teşvik edeceğinden, çoğu yerlerde yağış miktarını %8'lere çıkaracaktır. Meselâ, Hindistan'da yağmurlar iki katma çıkarken kıtaların orta bölgeleri kuraklık geçirecektir. Kaliforniya, Monako gibi bölgeler kışın daha az yağış alacak, yazları ise daha kurak geçecektir.
Ormanlardaki hayat da medeniyet ve sanayinin kurbanları olarak büyük bir felaketle karşı karşıyadır. Dünya ısısının denge dışı seviyelere ulaşmasında rolü büyük olan karbondioksit artışının daha çok fotosentez ve karbonhidrat esaslı gıda maddeleri oluşturacağı sanılsa da, üretimde de düşüşe sebep olmaktadır. Meselâ, sıcaklık ortalamasında 2 °C'lik bir artışın %10 pirinç kaybına sebep olduğu bilinmektedir. Isı artışı hızlandığı taktirde, biyolojik dengenin daha çok bozulmasıyla, üretimde beklenmeyen düşüşler kaçınılmaz olacaktır. Yaratılış mucizesinin bir neticesi olan mikro ve makro âlemdeki hassas dengenin çok az bozulabilrnesi için dahi uzun seneler boyunca, çok büyük tahribatın yapılması gerekli olmuştur. Ancak, açıkça görüldüğü üzere, bu dengede meydana gelen çok küçük bir dengesizlik bile vahim neticelere sebep olmaktadır.
Endüstrileşmenin ağır faturası bir kâbus gibi yerküremizi sarmaya devam ederken, Toronto'da, 48 ülkeden 300 delegenin katıldığı "atmosferdeki değişiklikler" konulu bir konferansta dünyanın sera etkisi, asit yağmuru, stratosferde incelen ozon tabakası gibi konular ilim adamları ve politikacılar tarafından tartışılıyor ve aşağıdaki kararlar alınıyordu:
* 2005 yılına kadar CO2 neşri %20 azaltılmalı ve bu oran, atmosferde zararsız bir CO2 dengesine ulaşılması bakımından, kademeli olarak, %50 oranına kadar yükseltilmelidir.
* Kömür, petrol gibi fosil yakıtlar yerine, yandığında bîrim enerji başına daha az CO2 neşreden doğal gaz veya güneş, rüzgâr, jeotermal ve nükleer enerji kaynakları ikame edilmelidir.
* 2000 yılma kadar CFC kullanımına son verilmelidir.
* Atmosferdeki CO2'ti temizlemede ağaçlar etkili olduğundan hızlı şekilde ağaçlandırmaya gidilmelidir. 250 bin kilometrekarelik genç bîr ormanın yılda 1 milyon ton CO2'i ortadan kaldırabildiği bunun ise bugünkü problemin 1/3'ünün halledilmesine denk olduğu bilinmektedir.
* Denizlerin tabanındaki tek hücreli bitkisel—planktonların büyük kısmı CO2, su ve gıda kalıntılarından, güneş ışığının da yardımıyla, meydana gelmiş zengin gıda zincirleridir. Dolayısıyla herbir CO2 molekülüne ait karbon atomu planktonunun bünyesinde kalmaktadır. Şayet plankton diğer bir deniz organizması tarafından yenmeden ölürse deniz dibinde yüzyıllar boyu çökelmiş olarak kalır. Denizler fosfatlarla verimli hale getirilerek fotosentez oranı artırılabilir ve böylece, CO2 temizlemede bir alternatif olarak kabul edilebilen planktonların çoğalması temin edilebilir.
* Dünyanın ısınmasındaki dengesizliğin önlenmesinde volkanlar da taklid edilebilir. Bilindiği üzere, volkanlar atmosfere sülfürik asit ve teşekkülüne sebep olan kükürtdioksit gazı yayarlar. Sülfürik asit bulutu ise güneş ışığını uzaya yansıtmaktadır ve böylece yeryüzü daha az ısınmaktadır. İşte, gelecek asırda, tahmini iki kat artacak CO2'e ait olumsuzluğun atmosfere SO2 depolamak suretiyle dengelenebileceği İddia edilmektedir. Bu iş ise, günde 24 saat çalışacak 700 jumbo jetten oluşacak bir filo tarafından yılda 20 milyar dolara yapılabilecektir. Bu masrafın, dünyanın ısı dengesinin bozulmasıyla karşılaşacağı tehlikeler gözönüne alındığında çok az olduğu söylenebilir. Ancak, bu tür bir mücadelede oluşabilecek muhtemel asit yağmurları ve beklenmedik olaylar da gözden uzak tutulmamalıdır.
* Yeryüzünün ısısını, CO2'e nazaran en az 10 bin kat fazla tuttuğuna inanılan kloroflorokarbon moleküllerinin, yıldız savaşları projesinden de faydalanmak suretiyle, infrared laserlerle uzayda parçalanabileceğine inanılmaktadır. Bunun için ise, 10 yıl süreyle 500 megawatt'lık, çok yüksek seviyede bir kapasite gerekmektedir.
Akıl, fikir ve iz'anla şereflendirilmiş insanoğlunun yalnızca kendisini düşünerek attığı her adımın faturası, endüstrileşmeyle kazandıklarının katlarınca kayıptır ve toplu bîr intihara zemin oluşturmaktır. Fertler ve onların oluşturduğu toplumlar yaratılışla kendilerine bahşedilen lütuf ve ihsanları kullanırken müreffeh bir dünya ve âhiret saadeti için ilâhi kanunlara uymak ve gelecek nesilleri de düşünmek mecburiyetindedirler. Herşeyi tabiat ve tesadüfte arayanların bozulmakta olan böylesine mükemmel bir dengenin tekrar tabiat ve tesadüfler tarafından kurulacağını beklemeleri de normaldir; bu ise hayalden de öte, saflığın ve halâ eşya ve hâdiseleri İdrak edememiş olmanın tâ kendisidir.