Ocak 1990 · s. 13 · 2 dakikalık okuma
Kudsi Koşu

Sinan Zülfikar
İnanan insanlar koşudadır hep. Bir hareket ve faaliyet olan hayatının matiyyesi sayılan şevkini, himmeti için at yapmasıyla başlatmıştır bu koşuyu. Hakk'ın kudsiyetini daima telkin ve tebliğ için... bu sebeble kudsidir bu koşu.
Fıtratı müteheyyic olan insanın rahatı, yalnız sa'y ve cidâlde olduğundan "meşakkatte büyük rahat var" diyerek Allah'ın (c) "lehüm'ül büşrâ" (1) beşaretinden önce, dirilişimize sebeb olacak, "fefirru ilallah" (2) emrine mâsadak olarak, onun yolunda malımızla, canımızla, bedenimizle mücadeledir bu kudsi koşu.
Altın Çağ insanları olan nebi ve sahabi yolunda ve Fatih'lerin izinde gitmek yani, Nebî'ye (s) muhalefet etmemektir bu kudsi koşu. Zira, böyle davrananları Allah (c). Yüce Beyan'ında şöyle te'dib ediyor:
"Allah'ın Peygamberinin hilafına geri kalanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyle, cihad, hoşlarına gitmedi. "Sıcakta savaşa çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşi daha sıcaktır". Keşki, bilseydiler! yaptıklarının cezası olarak bundan böyle az gülsünler, çok ağlasınlar. " (3).
Diğer bir ifadeyle kudsi koşu, Yâkub olarak, Yusuf'un hasretini çekmek ve Yusuf'un geçtiği imtihanlardan geçmeyi göze alarak O'nun rüyâsındaki hakikate ulaşmaya çalışmaktır. Böyle olursa, Rabb bizlere iyilikte bulunacaktır. Zira, Yusuf (s) babasına: "Beni hapisten çıkaran sizi çölden getiren Rabbim, bana çok iyilikte bulundu" (4) demişti. Gerçekten, o zaman ruh plânında, çölleşen toplum yeşermemiş miydi? Daha sonra oluşan devlete Sultan olmamış mıydı Yusuf (s)?.
Dün olduğu gibi, bugün de kudsi koşuda olan altılar, sekizler, onlar, onüçler müstakbel devletin gölgesine yani, zindana girmiyorlar mı? Fakat, bu "giriş" aydınlığa "çıkış" demektir. Onun içindir ki, "vak'ay-ı âdiye"den göremeyiz olan olayları. Her hâdise boşuna olmadığına göre demekki, çok sırlar var.
Hedefi tek olup, Allah'ın hoşnutluğudur. Ama, tıpkı dünyanın helezonik hareketi gibi üç buudludur bu. Birincisi; Tarih şuuruna ulaşmak için pırıl pırıl âlemimiz olan "mazi"ye doğru koşma, ikincisi; Geçmişimizin kaneviçesine göre "mutlu geleceği" işlemek için "müstakbel"e, doğru koşma, üçüncüsü; Ruh dünyamızla bütünleşmek için, iç dünyamıza yani "hâl"e doğru koşma.
Şayet, üç buudlu olarak mazi, müstakbel ve hâl'e doğru yapılan bu kudsi koşuyu ihmal edersek başka bir ifadeyle, gül bahçesinde gül dermeden dikenlere takılıp kalırsak, hedefe nasıl varacağız? Bu durumda iken niyaz etmeli ve:
"Ya Rabbi! Senin için bir şey yaptığımı söyleyemem, insi ve cinni şeytanların çengellerine takıldığımı, masiyet içinde olduğumu itiraf ediyorum. Aman Yarabbi! Bu durumdan beni ancak Sen kurtarabilirsin, kırılan kollarımı, yaralanan gözlerimi, hastalanan kalbimi ancak Sen tedâvi edebilirsin. İnayet elini istimdat ediyorum Yarabbi".
diyerek dökülen göz yaşlarının ilâhi merhem olmasıyla da yeniden koşuya devam etmelidir.
O halde kimlerdir kudsiler biliyor musunuz? —Bir kutlunun beyanı içinde— Hz. Mesih'in arkasındaki onbir adam ve Hz. Musa'nın etrafındaki bir avuç insandır onlar... İlk plânda Hz. Peygamberin etrafını saranlardır onlar.
Sözümüzü yeniliyor ve diyoruz ki; "Nebilerin vâdinde, velilerin yadında ve akgüvercinlerin kanatları altında olan kudsiler olmaya çalışacağız."
Dipnotlar:
(1) K. K. Yunus/64 "Müjde onlaradır."
(2) K. K. Zariyat/50. "Allah'a (c) koşunuz".
(3) K.K. Tevbe/81—82,
(4) K.K. Yusuf/100.