Sızıntı Arşivi

Kasım 1998 · s. 477 · 2 dakikalık okuma

Sizlerle Yüzyüze

Sızıntı · Edebiyat

Göl olup ummanlaşan mürşidim, sessiz gecelerin yalnız ve garip yolcusu Sevgili Sızıntım;

Yedi yıl önce Anadolu’nun ücra bir köşesinden modern bir yerine gelirken bir eylül akşamı, hüzünlü ve kalbi bir şeylere muhtaç olan bir insandım. O gün bir arkadaşım sende yayınlanan “Etme Bulma Dünyası” isimli yazıyı okumuştu. Çok etkilenmiştim. O dönemki akkara, din-bilim, sevgi-nefret kavramlarım ayırmaya çalışıp rotamı çizmeye gayret ederken, yolların çatallaştığı anda kılavuz olarak seni kabul ettim.

Seni daha önce ibretli hikâyelerin dışında anlayamıyordum. Ama okuyunca rahatlıyordum. O günden sonra hep sen, ‘beni anlayacak’ aşkıyla çıktın, ben de anlamak ümidiyle okudum. Dedim ya, seni güz döneminde bülbül gibi bekledim. Yazın yağmuru bekler gibi bekledim.

Keşke çok kolay hazırlaman ve her sabah yeni bir sayınla karşılaşsam. Yine de İzmir’den çıkışını, postayla gelişini ve ayın başında elime ulaşmanı o kadar heyecanla bekliyorum ki şair-i şehrimizin dediği gibi “Ne gece bekler sabahı, ne de şeytan bir günahı, seni bekle­diğim kadar.”

İsmail Akay / Afyon

Gönüllere sevgi sızdıran Sızıntı’ya;

Seninle ilk karşılaşmam çok farklı olmuştu. Çünkü kapağındaki derin mana sızdıran o resim bana çok şeyi hatırlatıyordu. Bir de sayfalarını açıp içindeki akla ve gönle hitap eden yazılarını ve son sayfalardaki şiirlerini okuyunca artık kendimi idealimdeki dergiyi bulmuş sayardım. İşte o günden beri hayatıma yeni renk kattın. Sen sıza sıza gönlümde bambaşka bir yer tutuyorsun ve tutmaya da devam edeceksin. Yapmış olduğun bunca hizmetlerden dolayı Sen’i canı gönülden tebrik ediyor ve can Azerbaycanlınızdan kucak dolusu selâmlar ve saygılar yolluyorum. Rabbim yâr ve yardımcın olsun...

Vüsal Hasanov / Azerbaycan

Doyamadığım Sızıntım;

Ah bir bilseler, suyunun ne fidanlar yetiştirdiğini.

Ah anlayıp, görebilseler ışığının neleri aydınlattığını ve nasıl çukurlara düşmekten kurtardığını. Ah hissedebilseler, akıl ve kalplerinde o doyum­suz tadı.

Ve bir de anlasalar, herkesin aradığının sende olduğunu. Belki, belki o zaman Sızıntım, bir mana verebilirlerdi olup bitenlere, anlarlardı dikenler içinde gül yetiştirmenin ne demek olduğunu ve yine belki o zaman Sızıntım, duyarlardı senden mahrum gönüllerin ızdırap çığlıklarını.

Mehmet Kahraman / Edirne