Sızıntı Arşivi

Kasım 1998 · s. 474 · 4 dakikalık okuma

His ve Düşünce Ufku

Mehmet Erdoğan · Edebiyat

SUİZAN

İki kelimenin haykırışıdır bütün hikâye;

Memleket türkülerinde,

Bağlamanın altı telinde saklıdır

Saklanılmaması gereken.

Oysa seyyar satıcılar,

Perakende olarak pazarlamalardır

Çocuğun gözlerindeki yüreğini,

Toprak kokan ellerini anamın

Ve mayasını

Benden alan,

Seni...

İste iki kelimenin sekerat hâlidir yaşanan

Denizin gözlerindeki sitem,

Mehtaplı gecede kaybettiği yakamozadır.

Rüzgârıma yağmurla paylaşacak

Hiçbir sırrı kalmamıştır ortada

Ve iki kelimenin,

Darağacında sallandığı gece

Çocuğun gözlerindeki yüreğini,

Anamın toprak kokan elleri getirir

Bilinen bütün dualar okunmaya, başlanır

Sevgi niyetine

Umut diye,

Dönecektir diye,

Dön diye

Ruhları sorgular

Şehrin karanlığında kalan yarasalar

Yanaklarda birkaç damla gözyaşı süzülür

Oysa;

“Ölümü de öldüren bir silah” vardır gönüllerde

Ve iki kelimenin

Darağacında sallandığı o gece,

Yanık bir serzeniş olur,

Memleket türkülerinde...

Hakan Zaman / Bitlis

Güzel bir söyleyişiniz var. Yer yer farklı şeyler duyuyoruz, ori­jinal imajlar hissediyoruz mısralarınızda.

Bazı mısraları tekrar etmeniz ayn bir vurgu ve tekrir güzel­liği katmış şiire.

“Çocuğun gözlerindeki yüreğini,

Toprak kokan ellerini anamın” gibi.

“işte iki kelimenin sekerat hâlidir yaşanan. Ve iki kelimenin. Darağacında sallandığı o gece” gibi mısralar ise farklı söyleyişe misal.

“Ölümü de öldüren bir silah” imajı, Ne­cip Fazıl tarzını çağrıştırmasına rağmen akı­cılık içinde (sanki sizin gibi) mısralarla uyum teşkil etmiş.

Sizden daha güzide yeni çalışmalar bekli­yoruz. Selâm ve sevgiler.

ŞAİR

Bazen gizemli bir ölümün uykusundayız;

Rüyaların dilinde, ölümsüz şiir gibi.

Bazen de seninle hayat pususundayız;

Tek bir nefeste bin uzayan son şair gibi.

Zannetme, sonbaharı yaşar dâima ömür!

Ölsen: Çiçeklerin yine senden evvel ölür.

Ölgün bakışlarında o gözyaşların senin,

Soldurmuyor ki rengini solmaz günahımın.

Sevda eliyle ettiğimiz bir yemin için,

Hiç bitmiyor mu hüznü, ölümcül sabahımın?

Sen ölme!.. Ve,

Zannetme, her muamma ışıksız bir perdedir.

Tülbent ağında akrebe küskün esir misin?

Mısrân seninle sırra karışmış seherdedir,

Sevda solan bu bahçeye düşmüş şiir misin?

Rüyası son şair!

Gömdüm umut çiçeklerinin son ahengini.

Bomboş gönüllerin o, çelimsiz baharına.

Serptim de incelen güneşin puslu rengini;

Ancak hayat ölüm gibi haz vermiyor sana.

Sen ölme!,.. Ve,

Zannetme, sonbaharı yaşar dâima ömür!

Ölsen: Çiçeklerin yine senden evvel ölür.

Sen Ötme, şair!...

-Necip Fazıl’a-

Ömer Sadık Taha / Diyarbakır

Şiiriniz güzel. Aruzla yazmış olmanız ga­yet manidar. Bu vezni rafa kaldırmak isteyenlere bir tokat gibi

“Yarım mısralar biraz Mehmet Akif ve bi­raz da Tevfik Fikret’i hatırlatıyor.

“Nazmı, nesre yaklaştıran bir üslup aruzun

son büyük başarısı oldu. Siz bu noktadan başlamışsınız aruza. Güzel bir deneme, iyi bir başlangıç. Fakat bu, burada kalmamalı. Daha farklı üslup, teknik ve muhteva zenginliğiyle farklı ve orijinal şiirlere taşınmalı.

“Gömdüm umut çiçeklerimin son ahengi­ni” mısraıyla başlayan dörtlük bizzat, en gü­zeli...

Yalnız son beyit mana itibarıyla hatalı. Çünkü şair ölse de onun çiçekleri yani şiirle­ri solmaz. Belki vezne uysun diye bu tarz bir mana hatasına düşülmüş olabilir. Belki de bu bazı şairlerin başına gelen kaçınılmaz kader­dir. Onun için yazmış olabilirsiniz.

Sizden yeni şiirler bekliyoruz. Selâm ve sevgiler.

GÜL SEVDALISI

Akbabalar dönüp durdukça başımda

Ve düşlerim ıssızlaşırken gün gün,

Bağrımda yuvalanırken binbir kaygı,

Çağların kalbi can versin rüyalarıma.

Sina yansın kumlarında hasretime

Nil taşsın her bahar Halid’in aşkına

Özlem büyütsün yaprağında nilüferler

Serap değil gül görsün gözlerim

Asırlar şahit olsun sevdamıza.

Asiye Yılmaz / Kırşehir

Ne güzel şiir... İlk mısraı bize Cahit Sıt­kı’nın “Otuzbeş Yaş” şiirindeki “Neden dönüp duruyor havada kuşlar” mısraını tedai ettirdi.

Tabiî bu çağrışımlarınız ilk mısrada bit­memiş, tükenmemiş.

“Sina yansın kumlarında hasretime” mısraı bizleri, Hz. Musa’nın Hakk’ı görmek isteyişine, Hakk’ın da Sina Dağı’na tecelli edişine ve dağın paramparça oluş hâdisesine çekiyor.

“Nil taşsın her bahar Halid’in aşkına” mısraı kabına sığmayan bir askerî dâhiyi çağ­rıştırma açısından ve söyleyiş farklılığından dolayı dikkate şayan..

Bu üslûbunuzu bozmamanızı, bizlere ye­ni şiirler göndermenizi salık veririz. Sevgi ve selâmlar.

BEKLEYİŞ

Bakarken dalar buğulu camlarda

Camlarda hüzün, camlarda hayal

Ne gün gelecek beklenen canan

Ne gün bitecek ömür denen,

Sallandıkça ıslanan, batan bu sandal.

Sıcacık bir el uzanıp,

mıhlanacak bir yere gözler

Mazi bir tokmak her lahza vurulacak

Bitecek belki gönüllerdeki bu telaş

Buluşacak asık ve maşuk, güller ve dikenler

Dönecek M evlana gibi göklerde etekler.

Yaprak yaprak titriyor ellerim

Ellerimde sevdalar ve beyaz karanfillerim.

Yağacak göklerden umutlar üstümüze,

Topraklardan fışkıracak bir gün,

ışık ışık sineler.

Şahidi olacak gönüllerin mis kokulu çiçekler

Kabir başlarında aheste sallanan,

ağlamaklı selviler.

Zeliha Baran / Ankara

Yer yer güzel söyleyişlerle örmüşsünüz şiirinizi. Romantik yapınız bazen realitenin bam teline dokunmuş ve özlü mısralar süz­müş.

“Buluşacak âşık ve maşuk, güller ve dikenler Dönecek Mevlana gibi göklerde etekleri mısraları gayet güzel. Gökte dönen Mevlana’nın eteği misali eteklerdir. Ama siz Mev­lana gibi etekler diyerek temelde yanlış bir teşbih yapmışsınız. Fakat söyleyişiniz o ka­dar uyumlu olmuş ki bu hata sineye çekili­yor.

Bu hata,

“Ne gün bitecek ömür denen Sallandıkça ıslanan, batan bu sandal.” mısralarında da var. Burada ömür sandala benzetilmiş ve onun batışı bitişe teşbih edil­miş. Sandal batar ama bitmez. Fakat söyleyiş güzelliği bu teşbih hatasını da sineye çektiri­yor.

“Yaprak yaprak titriyor ellerim, Kabir başlarında aheste sallanan, ağlamaklı selviler”

mısraları orijinal ve çok güzel. Sizden üze­rinde daha fazla çalışılan yeni şiirler bek­liyoruz. Selâm ve sevgiler.