Sızıntı Arşivi

Kasım 1996 · s. 477 · 2 dakikalık okuma

Sizlerle Yüzyüze

Sızıntı · Edebiyat

Sevgili Sızıntı Dergisi

Kısa bir süre önce Sızıntı gibi çok güzel bir dergiyle tanışmak bana nasip oldu. Sızıntı’yla tanıştığım ilk günler birbirimize her ne kadar yabancılık çektiysek de kısa süren bu yabancılık ona yaklaştıkça o da daha büyük hasretle bana koşuyordu. Sanki çoktandır birbirimizi kaybetmiştik de o kavuşmanın verdiği hasretle artık beraberdik. Bu kavuşmayla Sızıntı bana bilmediğim, duymadığım ve tatmadığım lezzetleri bana tattırıyordu. Sürekli beraber oluyor, bazen acılarımı, bazen problemlerimi gideriyor mutluluklarımı da yine onunla paylaşıyoruz. Artık Sızıntıyla ayrılmaz bir bütün olduk, ağaçların her mevsim yeniden o güzelliğiyle meyve vermesi ve hasretle beklenen o meyvelerin yenmesi ve alınan tatların ağzımızda kalması gibi, ben de aynı hasretle her ay büyük bir heyecanla yeni Sızıntı’yı bekliyorum. Ve aldığım günkü tazeliğiyle sürekli okuyorum, Sızıntı’nın tadının bozulmadığını, tazeliğini sürekli koruduğunu, renginin solmadığı ve okudukça tazelendiğini her okuduğumda dilimde yeni bir tat bıraktığını hissediyorum. Böyle bir dergiyle tanıştığım için çok mutluyum ve herkesin Sızıntı’nın bu güzel atmosferine girmesini Allah’tan niyaz ederim. Tüm Sızıntı çalışanlarına teşekkür eder başarının daimi olmasını dilerim.

Melik Kırmaç / İstanbul

Can Dostum, Sızıntım

Değerli Sızıntı çalışanları, derginize 6 ay önce bir arkadaşımın tavsiyesi sonucu abone oldum. Elime geçen ilk Sızıntı’yı merakla ve hayretle okumaya başladım, okudukça daha önce neler kaybettiğim geliyordu aklıma. Her konusu başkaydı sanki, her kelimesinde bir başka mana vardı.

Sızıntı’daki konular sanki toplumsal yaralara parmak basıyordu.Belki şifa veremiyordu ama uyarıyordu ve tedbirlerinden bahsediyordu.

Sızıntı’nın ikinci sayısı yeni gelmişti ve ben merakla okumaya koyuldum. Babam o sırada yanıma geldi ve “okuduğun şey nedir?” diye sordu. Ben bir an durakladım, ona Sızıntı’yı nasıl anlatacaktım, Çünkü Sızıntı ne bir cümleyle ne bir paragrafla anlatılabilecek bir dergi değildi, kararımı verdim Sızıntı’yı babama uzattım, kapağındaki yazı dikkatini çekti babamın; kapağını çevirdi konunun içine daldı gitti. Bitirdikten sonra “aferin oğlum, senin böyle dergileri okumana sevindim” dedi. “Neden?” diye sordum. “Çünkü böyle dergiler hem bilimsel konuları ele alıyor hem de toplumsal olaylardan bahsediyor” dedi. Bu olaydan sonra babam ve ben: 239.000 Sızıntı abonesi gibi dört gözle bekler olduk “can dostumuzu.”

Saygılarımla

Ahmet Çalışkan / Adana