Sızıntı Arşivi

Mayıs 1996 · s. 189 · 2 dakikalık okuma

Sizlerle Yüzyüze

Sızıntı · Kitaplar

Sevgili Sızıntı;

Derginizle tanışalı uzun bir zaman geçmiş olmasa da, ben sanki kırk yıllık bir dostla karşılaşmışçasına mutlu ve umutluyum. Umutluyum diyorum, çünkü Allah’tan umut kesilmez derlermiş. En buhranlı ve yıkık zamanımda tanıştığım Sızıntı’yla bir başka dünya, bir başka iklim yaşıyorum. Adeta içimde sıza sıza göl oluyor her şöz, her nakış...

Başyazı bir başka renk, bir başka söyleyişle içimi ısıtıyor. Hele Kalbin Zümrüt Tepeleri, bir başka deli rüzgarlar estiriyor bende. İlim ve bilimin bir mozaiği gibi, Sızıntı bir başka dokunuyor tenime. Ve beni uçsuz bucaksız maviliklere taşıyor bir anda. Gönül penceremi sonuna dek aralıyor ve meltem esintilerinin yüzümü okşamasında dalıp gidiyorum hülyalara.

Değişik bir tarzınız var. Şimdiye dek hiçbir şeye benim” deme cesaretini gösteremedim ama, izin verirseniz Sızıntı’ya “benim dergim” demek istiyorum.

Ben ve benim gibi susamışlara gösterdiğiniz hassasiyete sonsuz teşekkürlerimi bildirir, yayın hayatınızda başarılar dilerim.

Güzel şeyler yazmayı pek beceremesem de, naçizane, bazen bir şeyler karalarım. İşte onlardan biri olan yazımı size göndermek cüretinde bulundum. Sızıntı’ya layık bir sohbet olarak kabul edip yayınlarsanız sevinirim.

Gökhan Rençber Kozan/Adana

Değerli Sızıntı:

Sizleri istikametimizin başlangıcı olan azmimize, gönlünüzden kopan sevgi tomurcuklarıyla, maneviyatı zengin derginizle güç verdiniz, kurumuş çöller gibi kalplerimizi de bu fani çemberin çıkmazlıklarından çıkarıp hidayete erdirme yolunda bizim için bir adım atmış, oldunuz.

Biz de bu sevgi tomurcuklarıyla ve bu hidayetle, Allah (cc)’ın izniyle cennet bahçelerinde gülüşüp oynaşan nesiller olacağız. umut ve hedef nedir çoktan unutmuş insanımıza projektörleri yansıtıp karanlığı yırttığında, susamış insanımıza o kızgın ve kuru çöllerde b-ı hayat verdiğiniz için çok teşekkürler.

Yetiştirdiğiniz ve yetiştireceğiniz altın nesillerimize” selam olsun

Pehlül Akgümüş Şavşat/Artvin

Teşekkürler, irşadı şiar edinen Sızıntı’m.

Işık ordusundan sızan bir Sızıntı... Artık günümüzde milletimizin takdire şayan gördüğü Altın Neslin bir reşhası. Adı: Sızıntı.

Derginizle tanışmam 1993 yılının Şubat sayısında oldu. Bir sayfasında “İnsan meftun olduğu şeyin kollarında can verir” diyordu, o mümtaz şahsiyet Dünyanın geçici ve fani, lezzet ve hevesatların ileride acıya eleme dönüşeceğini çok veciz bir şekilde beyan ediyordu. Bu kriter, aklımda ileriye dönük birçok suali uyandırmaya sebep oldu diyebilirim.

İşte o günden sonra vuruldum, başyazıya, kalbimize ışık salan zümrüt tepelerine, his ve düşünce ufkuna.. edebiyat, pedagoji, psikoloji, sosyoloji, teknoloji, astronomi ve felsefe dallarında işlenen mevzulara.

Sızıntı, artık benim için bir kevser, bir tiryak-macun ve bir ilaç hükmündedir. Susadığımda ondaki kevserden içiyorum. Acıktığımda ondaki macundan alıyorum, hastalandığımda ondan re- çete alıyorum. Bu bahçeden ayrılmamız imkansız. Zaten kendimi, bu duyguyu ifade etmeye mecbur kıldığım için size yazıyorum.

Sızıntı, inançlı kişilere kainat kitabının daha dikkatli olarak okunmasını öğretirken diğer biçarelere de her gün içinde bulundukları çevrede; çiçekten sineğe, atomdan güneşe kadar her şeyin birer tevhid delili olduğunu beyan etmesi bence en kıdemli özelliği,

Sızıntı sıza sıza bir derya oluşturdu: Bu deryanın suyuyla karanlık düşüncelerin alevlerini söndürecek inançsız fikirlerin oluşturduğu kiri silip nurunu aksettirecek.

Size olan teşekkürlerimi altın ve elmas ile yazsam liyakati var.

Saygı ve sevgiler.

Ramazan Bayrak/Erzincan