Eylül 1989 · s. 36 · 5 dakikalık okuma
Sizden Gelenler

ÜMİT
Bırak ağlamayı ümitvar ol kardeşim,
İstikbâlin çehresi sana selâm veriyor
Rehber bizim, ışık bizim, yol bizim.
Beklediğin şafak karanlığı deliyor.
Hamza Gülsen/ANKARA
Şiiriniz muhteva bakımından çok güzel. "İstikbalin çehresinin" bize "selâm vermesi", "beklenen şafağın karanlığı delmesi" imajları çok tatlı. Bu güzel imajların, bu güzel şiirin ufkunda bizi dolaştıran genç arkadaşımızı kutluyoruz. Şiirinizin en zayıf yeri birinci mısraı. Şiir hiç bir zaman "bırak", "ol" gibi sert sayılabilecek ifadelerden hoşlanmaz. Şâir kelimeleri seçmesini bilen insandır. Zaten şâiri diğer insanlardan ayıran, şâiri şâir yapan da budur. Başarılar diliyor, yeni çalışmalarınızı bekliyoruz. Selâmlar.
SABAHLAR
Yeşeren ümitlerin hasat mevsimi yakın
Artık nurlu bir ufuk vadediyor sahahlar.
Sis bağlamış perdesi çekiliyor âfâkın
Arınmış bir zamanı yadediyor sabahlar.
Öteler ötesinden gelen muştu sesinden
Kozası açılıyor ruhun aşk nefesinden
Kavrayıp gönülleri gafletin pençesinden
Felaha uçuruyor kanat kanat sabahlar..
Y. Emre Hasocak / KAYSERİ
Günümüz insanın "yeşeren ümitlerini, nurlu bir ufka gidişini", inananlar için yeni bir "sabahın" oluşunu, "öteler ötesinden gelen muştu sesini" çok başarılı bir şekilde anlatmasını bilmişsiniz. Şâir geleceğe ümitle bakan ve baktıran insandır. O, ümitsizlik değil ümit dağıtan, ümit veren, ümitsizlik kapılarını kapayan, en ağır şartlar altında bile bundan vazgeçmeyen insandır. Mesela, İstiklâl Marşı şâirimiz Mehmet Akif, böyle bir şâirdi. Toplumun herşeyini kaybettiği, ümitsizliğe kapıldığı bir devirde, yıkık, dökük, perişan Anadolu'da; Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk'ın, Kimbilir belki yarın belki yarından da yakın" diye haykırmış, Anadolu insanına ümit vermişti. Şâir hiçbir zaman bu sosyal görevini unutmamalıdır. Bu yönüyle sizi tebrik ediyoruz. Teknik açıdan ise biraz daha dikkatli olmanızı kelimelerinizi seçerken biraz daha hassas davranmanızı istiyor, yeni şiirlerinizi bekliyoruz. Selâmlar.
BAHAR İÇİN
Çağlar gönüllerde binbir heyecan,
Sarar her tarafı tatlı bir koku.
Mecnun olur bu iklimde her insan,
Görüverir varın üstünde mührü.
Böyle bir dünyanın işçisi er'e,
Tarih selâm durur, semâ tak olur.
Arş'ın sakinleri inerler yere,
İnançsız kalblere ölüm hak olur.
R. Sadık Gürbüz / ANKARA
Bahar, baharın tatlı güzelliği, "gönüllerde çağlayan" binbir heyecan ve bu muhteşem kâinat karşısında insanın kendinden geçmesi ve "varın üstünde mührü görmesi". Yani muhteşem kâinatın, muhteşem sahibinin mührünü görmesi. Ne mutlu bunları duyan, ve başkalarına da duyarabilen şâire. Elbette böyle bir dünyanın işçisi ere; tarih selâm duracak, sema tak olacaktır". Bu mısraların şâirini biz de bütün gönlümüzle selâmlıyoruz. Birçok şâir, şu muhteşem kâinatı görmüş, ona hayran olmuş fakat o muhteşem kâinatın sahibini görememiştir. Meselâ,
Deli eder insanı bu dünya,
Bu gece, bu yıldızlar, bu koku
Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç.
diyen Orhan Veli, bu mükemmel dünyanın mükemmel sanatçısını görememiş, gösterememiştir. Bu duruma düşmediğiniz için sizi kutluyor, yeni şiirlerinizi bekliyoruz.
DÜŞÜNMEZ
İçinde saklıdır, ölümsüzlük arzusu!
Böyleyken bitiyor, mutlak vaktin koşusu!..
Şimdi zevk alsın da, sorulacak sorusu,
Defter dürülecek, durup da düşündün mü?
Sıra sıra dağlar hep çözüldüğü zaman,
Güneşin tükenip söndürüldüğü zaman,
Mü'minler dirilip; ölüm öldüğü zaman,
Ne olacak halin sorup da, düşündün mü?
H. Murat Akınoğlu/Develi-KAYSERİ
İçinizdeki ölümsüzlük arzusundan tekrar dirilişe kadar uzanan zaman ve mekan üstü mes'eleyi iki dörtlükte kısaca özetlemişsiniz.
Gerçi kısa ve özlü sözler daima makbul görülmüştür. Fakat böyle kuvvetli tebliğ vasıtası olan bir meseleyi biraz daha aşıp daha değişik buutlardaki kişilere de mesaj verebilirdiniz. Daha doyurucu yeni çalışmalarınızı bekliyoruz.
HER ŞEY DEĞİŞTİ
Gün biterken sessizlik çöktü içime
Gönlümde garip yalnızlığımın sesi
Hiç bitmeyen günün çekilmez çilesi
Yok halimi tarif edecek kelime
Hayâller avutmuyor artık eskidi
Buruk sevgilerde şimdi teselliler
Bu uzun geceler belki bir gün biter
Son dayanağım sabrım artık eridi.
Murat Tahsinoğlu / ANKARA
Şiiriniz bize, Cahit Sıtkı ve Orhan Veli'nin yalnızlık duygusunu anlatan şiirlerini hatırlattı. Cahit Sıtkı ve Orhan Veli şiirlerinde, ölüm korkusu, ümütsizlik ve yalnızlık duygusun çok güçlü bir şekilde işlemişlerdir. Bu duyguları müsbet olarak vasıflandırmak mümkün değildir. Onların insan üzerinde menfi bir etkisi vardır. Cahit Sıtkı ve Orhan Veli nesli bu duygularında belki biraz mazur görülebilir. Çünki onların bu duyguları terennüm etmesinde yaşadıkları çevre ve şartlarında rolü olmuştur. Fakat biz böyle bir çevre ve şartlar içinde değiliz. Bu yüzden de bu menfi diyebileceğimiz duygulardan kurtulup, ümit dolu, heyecan dolu, yalnızlık duygusunu aşmış şiirler terennüm etmeliyiz. Böyle şiirler yazarsanız, daha başarılı olacağınıza inanıyoruz. Çünkü şiiriniz estetik açıdan gayet güzel. Sizi tebrik ediyor, ümit dolu yeni şiirlerinizi bekliyoruz. Selâmlar.
DİRİLİŞ MUŞTUSU
Diriliş... baharda, coşkun diriliş
Geriliş.. sonsuz ufuklara doğru
Rabbim! bu ne ahenk, bu ne şenleniş!
Eser seher yeli, ruhlara doğru.
Tohum, tohumda, zorlu bir savaş
Çatlayıp filizlenmiş, sevdasında...
Sancılı bir sancı belirir yavaş yavaş
Toprak coşar kabarır bir anda...
Cemil Munzursoylu / ANKARA
Tefekkür ufkunuz geniş. Bu hususta çaplı eserler okuğunuz belli. Bu konular gerçi tebliğ meselesi olduğundan şiire pek gitmiyor. Zira şiir bir telkin vasıtasıdır. Fakat siz Farika Teymur tarzında bir denemeyle şiire yeni bir orjinalite getirmişsiniz. Fakat bu tarz şiirler eğer geliştirilirse halka bazı girift ve anlaşılması zor öğelerin kavranmasında kolaylık sağlayacaktır. Ayrıca okuyucunun kalb ve kafa bütünlüğüne ermesinde basamak teşkil edecektir. Yeni çalışmalarınızı bekliyoruz.
FETİH İÇİN
Yıkılsın kapılar, dökülsün surlar.
Yıllardır beklenen an geldi artık
Patlasın gülleler çöksün kaleler,
Vaadi edilen gün geldi artık.
Tekbir sesleriyle çınla İstanbul
İslâm güneşiyle parla İstanbul
Türkün ak yüzüyle ağla İstanbul
Müşerref olduğun an geldi artık.
Yürü Fatih yürü düşman üstüne
Senin yolun daim iman üstüne
Çevir kafaları "SÜBHAN" üstüne
Hasreti çekilen gün geldi artık.
Murat Selim Çepni/TRABZON
Coşkun bir lirizmle yazmışsınız şiirinizi. Duyguların çağlayanlar gibi akması ve önüne geçen bütün fani setleri yıkması şiirde bir ruh kanatlanmasına vabestedir. Fakat şiir sadece bir duygu işi değil, bir ses, bir ahenk, bir motif, düşünceye hayat verme işidir. O'nun bu san'at yönü asla gözden uzak tutulmamalıdır. Bu da bir deha işidir. Ortaya bir abide dikme ve ona hayat nefhetme gibi bir mesihi güç işi. Bu hususta kafiye ve ölçü öğelerine dikkat etmenizi, tavsiye ediyoruz. Belki buna karşılık "şiirde kafiye ve ölçü şart mıdır?" diyeceksiniz. Hayır değildir. Fakat bazı şiirler kafiye ve ölçü birimleriyle yazılmak için başlanmış olduğunu adeta hissettiriyor. Bunu okuyucu rahatlıkla anlıyor ve şiirden bu ses ve ahengi bekliyor. Fakat şairin başarısız olduğunu görünce sükut-u hayale düşüyor. Şiirlerinizde bu öğeleri serbest olarak kullanıp kullanmayacağınız hususunda kesin bir hükme varın. Göreceksiniz daha olumlu ve olgun eserler vereceksiniz. Selâmlar.
Bize yazı ve şiir çalışmalarını gönderme zahmetinde bulunan, fakat sayfa sayımızın sınırlı olması sebebiyle yayınlıyamadığımız, aşağıda isimleri yazılı okuyucularımıza "Sızıntı"ya olan sevgilerinden dolayı teşekkür ediyoruz.
Yücel Güralp/Ankara, Ülker Aygün/Isparta, Aziz Küçükgök/Antalya, A. Erkam Erin/Ankara, Y. Çevik/İstanbul, A. Şakir Kavrak/Bingöl, Eşref Serkan Yücesoy/Konya, Urve Doğan/Ankara, Ahmet Civelek/Erzurum, İlhan Yoldaş/Malatya, Necmeddin Yıldız/Konya, Mustafa Özgedik/Erzincan, H. Fedai Uzun/Ankara, Ali Çetin/Hollanda, Asım Gürer/Muğla.