Sızıntı Arşivi

Ocak 1989 · s. 493 · 2 dakikalık okuma

Sizden Gelenler

Sızıntı · Edebiyat

YOL KASİDESI

Yollar ki eğri büğrü, yollar ki kıvrım kıvrım

Uzuyor uzadıkça yollar

Her bu-t gelip bağrıma akar.

Karanlıkta ürkek, mahcup bir ışık

Umutlara yanan bir mumdur yollar

İlik geceleri her an bir yürek sarar.

Yüreğimden kopmuş bir damar yollar,

Yollar ufuk ufuk, yollar salkım saçak,

Ruhuma hep böyle tozlar saçacak.

Garip garip, oylum oylum yolcu,

İnce ince, titrek titrek yollar,

O yollarda ağlayanlar var.

İbrahim Engin / KÖYCEĞİZ

SONBAHAR

Yelkenler açmak niye rüzgâr yokken?

Okyanusları fethedebilirsin.

Mehtap, mahzun gönülleri sararken

Pırıltıları seyredebilirsin.

Bu son uçuşu değil yaprakların

Daha ne sonbaharlar var gelecek,

Tomurcukları açar umutların,

Ne idealler var gerçekleşecek.

Islanmak için yağmurlar bekleme.

Gözlerinde dolu dolu yaşlarla,

Sırılsıklam olabilirsin, gelme.

Git sonsuzluğa doğru umutlarla.

İhtiras fırtınaları esiyor,

İçinde yakıp yıkarak aşkları

Çiçekler, güller, pejmurde, rengin soluk

Anla! Gelmiş ömrünün sonbaharı.

Şeref Çolakdemirci / ERZURUM

FİLİSTİNE YOLCULUK

Kapısına yaklaştığımda Filistin’in

Önümde sevgi

Arkama taktığım barışı

Ve koltuklarımdaki umudu

Milyonlarca manyetik ışına çevirip

Filistin vadisine serpiştiriyorum.

Halil özden / ANTALYA

HERKES BİLSİN

Umutlarımız avuçlarımızda saklıdır,

Ak günlere uçmak için durur tetikte.

Sevinçlerimiz telli duvaklıdır,

Sabırla durur en yüksekte.

Kötülüğü hapsettik en dipsiz kuyulara,

Nefrete yer yok diye kalbimizde.

Söz verdik kuşlara, kuğulara,

Ölümsüz türküler bestelenecek yüreğimizde.

Durdu Şahin / SAMSUN

EYLÜL

Darmadağın göğsünde, dalın zülfü perişan

Acısın, tadıyor neye baksam ölümün.

Nasıl sararır benzi, veremli bir ölünün

Elinde can veriyor, sarı yaprak Eylül’ün

Osman Yıldırım / ANKARA

İKLİM’İN SIZINTISI

Yok, serseri rüzgârlı al geceler

Aklın darlığı kalbin sıkıntısı

Bitti sisli, karanlık düşünceler

Geldi ilik iklimin Sızıntısı

Hilmi Ümit OKUYAN

GECEYE DESTAN

Aksamın ışıktan kolları arasında, senin kucağına düşeriz her gün. Ve bir ana gibi; muti, ağ ayrımı yapmadan bağrına basarsın bizleri.

Sen; kötülüğün ve iyiliğin her çeşidini atmosferinde saklayan sütre.

Sen; aydınlık iklimlere sefer tertip edenlerin seçtikleri hareket vakti. Uyanık gönüllerin, dertli kafaların gönül kalemiyle yazılmış arzulu mektubu.

Sen; gamsızların, dertsizlerin ense yaptıkları zümrüt yatak.

Sen; hayatlar meyveler verme uğrunda, kıvranan gariplerin özümleme mevsimi.

Sen; en sancılı karanlığında şafağı müjdeleyen büyük mübaşir.

Yüksek hakikatlerin randevulusu olanların bekleme salonu,

Tatlı hayal ibrişimleriyle işlenmiş, bir gönül kanaviçesiyle süslü dilek ağacı.

Anlat hele şu sakladıklarını, açıyor bohçayı, aç ki; tenteneli perdenin arkasındaki ışık ülkesi görünsün. Görünsün de karanlık gönüller yeniden ümide gark olsun.

A. kadir Çakır / ERZURUM