Sızıntı Arşivi

Haziran 1988 · s. 213 · 3 dakikalık okuma

Sizden Gelenler

Sızıntı · Edebiyat

VATAN

Ey kutsal emanet, benim aziz vatanım

Yokluğun yokluğumdur. Ancak seninle varım

Her zerreni sulardı, kanıyla ecdadım

Ben bedbahtım, akan yalnız gözyaşlarım.

Ey benim, bereketli vatan toprağım

Bugün üstünde doğdum, yarın öleceğim

Ayrılık yoktur, bir de ölümden mi korkacağım

Dün topraktan yaratıldım, yarın toprak olacağım.

Abdullah Can

BİR AN

Bir an olur ölmeyi düşünürüm apansız

Kim bilir ne güzeldir toprağa uzanmak cansız

Ardından günahlarım gelir de aklıma

Sarılırım hayatın ayağına öperim zamansız!

Adnan Demirkol – Kütahya

Sızıntı’ya teşekkür

Şimdiye kadar birçok değişik dergi okudum. Tesadüf sonucu derginiz eline geçtiğinde, gerçekten takdir eltim. Benin içime, ruhuma kadar inebilen tek dergi sızıntı oldu, Bu yüzden size teşekkürü bir borç bitiyorum. Biz okuyucularınıza ‘Sizden Gelenler’ adı altında bir köşe ayırdığınız için de çok sevindik, isteriz ki yeni genç yazar ve şairlerimize daha geniş yer verilsin.

Sema BEKTAŞ Kırıkkale/ANKARA

SOKAKLARIN ÇOCUĞUNA

Sen sokakların çocuğu, güneş doğarken her sabah

Sokakları arşınlarsın,

Bazen yağmur, bazen kar, bazen de ilkbahar çiçekleriyle

Oynarsın,

Gazeller ürkütür seni,

Sen, onlardan korkarsın,

Oyun arkadaşların, korkun bir yana

Uzaktan seyrederim seni.

Sen hep yalnız oynarsın.

Nerede seni sevenler: Annen, Baban?

Arkadaşların...

Doğru, doğru ya sen, sen...

Öksüz kalmıştın.

Yusuf ÇAĞLAR—İSTANBUL

Sevgili Sızıntı

Üç yıldır seni okumaktayım. Ruh dünyamın yegâne ışık kaynağı oldun. Ve inşallah bundan sonra da öyle olmaya devan edeceksin. Seninle tanışmadan önce ruhum sonu gelmeyen karanlık bir tünelde meçhule doğru gitmekteydi. Sen beni sonu gelmeyen o tünelden ışıklı bir dünya ile tanıştırdın. Ruhumda bir inkılâba sebep oldun. Bunun için ömrünün sonuna kadar seni hep seveceğim.

Ö. Talha SELİM —GİRESUN

Sevgili Sızıntı’ya

Sizin yazılarınız, bir bahçedeki güzel kokulu güller gibi, gülü kokladıkça bir hoş olursunuz adeta, kendinizden geçersiniz. İşte o resimleri seyredip, yazılarını okuyup sanki başka bir aleme doğru insanın ümit meşçereliğine götürüyor. Sizin yazılarınızda, başka yazılarda bulamadığım zevki, tadı buluyorum. Yayın hayatınızda başarılar dilerim.

Ramazan Tamer — Yozgat

OSMANLI DESTANI

Bir rüzgârdı onlar, Orta Asya’dan Anadolu’ya esen

Bir rüzgâr ki, zalime poyraz mazluma meltem

Bir ırmaktı, onlar, coşkun sel gibi akan

Bir ırmaktı ki, bolluk, bereket rahmet taşıyan

Bir yağmurdu onlar, susuz topraklara yağan,

Bir yağmur ki, allı asır boyu hiç durmayan.

Bir güneşti onlar, ışıl ışıl sımsıcak,

Bir güneş ki, tüm cihanı aydınlatacak.

Bir destandır onlar, dillerden düşmeyecek,

Osmanlı’dır onlar bir gün yeniden dirilecek.

Vahide DURSUN İZMİR

SEÇMEK

Gerçek nedir bilmeyen

Güzelliği görmeyen

Hak sırrına ermeyen

Dünyada boşa geçti

İnanmak bir başka his

İnançsızlık çıkmaz iş

Ölmeden ölen nefis

Ölümsüzlüğü seçti

Tuğman CİRANOĞLU

ZAMAN CENDERESİNDE DİRİLİŞ

Ebed kervanı

Bahar Elvanı

Lahuti nağme

Paslı beynime

Hep ılgıt ılgıt

Yakılan ağıt

Yollarda diken

İş böyle iken

Tesir mi eder?

Kalplerde server.

Güneş ufukta

Hisler solukta

Canlar dudakla

Zulmet ırakta

Yolcu seferden

Döndü erkenden

Açıldı yelken

Öteden gelen;

Mutlu ses

Acıklı nefes...

Kılıçlar keskin

Bakışlar derin

Ümitle coşan

Güne çağlayan;

Aydınlık iklim

Yegâne derdim.

Bayan serdarım!

Asırlık ‘ah’ım

Son buldu sende…

Nurla esende;

Tekrar diriliş

Sonsuza eriş

Musa HOP BURSA

FETİH SÜVARİLERİ

Fethe gönül kaptırmış binlerce er

Edirne’den yola çıkmış dediler.

İmanla zırhlı tunçtan bedenleri,

Bunlar devrin müjde edilenleri.

Müjdenin aşkıyla bin kez yandılar,

Rüyalarında da Fethi andılar.

Emirle; üç buçuk ayın ardından,

Bir hisar çekildi Allah adından.

Donanma bekler durur, Beşiktaş’ta,

Lakin müthiş fikir var Büyük Baş da.

Kasımpaşa’daki kalaslar yağlı,

Bütün gemiler meleklere bağlı.

Bu kadar emek ve büyük çabadan

Bir gece donanma yürüdü karadan,

Ulubatlı surda göğsü çelikten,

Alındı İstanbul sefil beylikten.

Bir tat belirdi o an damağında,

Ve Ulubatlı şahadet basamağında

Onlar; bir davanın havarileriydi,

Onlar ki, Fethin süvarileriydi.

Turgut Çatık –İstanbul

KERVAN

Neden sonra yürüdü Kervan yavaş yavaş

Heybeler ümit dolu, heybeler zafer dolu.

Kimse duymadı ayak seslerini

Gökler titredi hâlbuki

Saklandı köşelere

Ve alkışlandı

Ve alkışlandı meleklere.

Yürüdü üstüne üstüne yolların,

Güneşini taşıdı yarınların

Ve rengini değiştirdi akşamların

Zeyyad EMRE K.MARAŞ

DEDİLER

Bir asude gönül düşmüştü yerlere

Davranın bir kenara sürün dediler

Bir yanda boğulanlar varken kedere

Bakmayın defterini dürün dediler

Kiminin kitaptadır gözyaşı teri,

Kiminin bir azaptır düşünceleri

Şiirin kucağına sığınmış biri

Beyinlere kelepçe vurun dediler

Ruh yücelirken mabedinde Allah’ın

Bestelenirken şarkısı dinmez ahın

Muştusunu beklerken kutsi sabahın

Geçtiler önüne, durun dediler

Bir yiğit ki geceyi fecre bağlardı

Yalnız dinine dost, milletine yardı

Ağarmış çilesinden yorgun ağlardı

Bu suçtur, hesabını sorun dediler

Halid BAHTİYAR