Sızıntı Arşivi

Eylül 1981 · s. 10 · 8 dakikalık okuma

Sivrisinekler Ve Beslenmeleri

Naim Reşitoğlu · Zooloji

Sivrisinekler, bilhassa bizim gibi sıcak veya sıcağa yakın ılık bir iklime sahip ülkelerde çeşitli şekillerde kendini hissetti­ren bir mesele olagelmişlerdir. Biz bu ya­zıda sivrisinekler hakkında kısa ve umumî bir malumat verip daha çok beslenmeye dönük faaliyetleri üzerinde duracağız.

Yaklaşık olarak üçbin tür sivrisinek bulunmaktadır. Isırmaları oldukça rahatsız edicidir. İnsanları kaçırtabilmekle beraber çoğu zararsızdır. Ancak 100 kadar sivrisi­nek türü insanlar için kesin olarak zararlı hususiyettedir. Sıtma, San Humma ve bazı parazitik hastalıklar (Filariasis) insanlara sadece belirli türde sivrisineklerin ısırmasıy­la geçmektedir.

Sivrisinekler böcekler sınıfındandır. Umumiyetle bir cm uzunluğunda narin vü­cutları aerodinamik (havada harekete uy­gun) bir yapıdadır. Altı ayaklan vardır. Vü­cudunun başlıca bölümleri hortum, baş ve karındır. Halk arasında “iğne” denilen hor­tum, aslında basit bir şırınga olmayıp mü­kemmel bir şekilde yapılmış bir makine parçasına benzeyen komplike (karmaşık) bir beslenme cihazıdır. Hortum başın ön tarafından çıkar; tüylü., yumuşak yapılı üst kısmına dudak (Labium) denir. Hortumunucunda labella denilen duyarlı, tüylü, iki bölüm (lob) bulunmaktadır. Dudağın için­de U şeklinde bir boşluk bulunmakta ve bu boşlukta fasikül denilen ve sivrisineğin sok­ması sırasında deriye giren minicik bir or­gan demeti yer almaktadır. Fasikül veya yaygın adıyla iğne kanın emildiği ters çev­rili bir oluk şeklinde olan bir üst bölüm (labrum), bıçağımsı iki altçene (mandible), ürerinde destere dişlerine benzeyen kü­çük çıkıntılar bulunan iki üst çene (maxilla) ile tabanı meydana getiren ve içinde tükürük kanalı bulunan düzleşmiş bir alt yutaklar (hyopharynx) ibarettir. Bütün bu parçalar birbirine oldukça kuvvetli bir şe­kilde yapıştırılmış gibi bir arada bulunmaktadır. Fasikül hem delici alet hem de besin kanalı vazifesini görmektedir. Hortumun hemen üstünde tüylü, kısa iki çene duyargaları (maxillary palp) bulunmaktadır. Başta ise oldukça geniş bir alan kaplayan ve bu suretle de sivrisineğe çok geniş bir sahayı görme imkânı veren petek gözler yer al­makta, bu gözlerin biraz altından ise du­yarlı kıllarla kaplı iki anten çıkmaktadır. Antenler bir nevi burun vazifesi yapan, siv­risinek için çok mühim organlardır. Karın ise birbiri üzerinde kiremit gibi oturmuşdış iskelet vazifesi gören kitin levhalarla kaplıdır. Hemen hortumun bittiği yerde ağzın başlangıcındaki bir pompa fasikül (iğne) tarafından emilen besini daha büyük­çe, fanus şeklindeki bir başka bölüme, ya­ni yutak pompasına {pharyngeal pump) ak­tarmaktadır. Pompada bulunan ince tüyle­rin geçen sıvının miktarını ölçtüğü ve da­ha başka organcıkların da bu sıvının cin­sini, yani kan mı yoksa şekerli su mu oldu­ğunu tespit ettikleri ileri sürülmektedir. Yutak pompası (pharyngeal pump) sivrisi­neğin boynundaki kısa yemek borusuna açılmaktadır. Yemek borusu da sırt kesele­rine (dorsal sac) kursağa veya kalın bir ka­pak vasıtasıyla doğrudan doğruya mideye (midgut = orta barsak) açılmaktadır.

Sivrisineklerin anatomilerine kısaca temas ettikten sonra şimdi de beslenme faaliyetlerinden bahsedelim. Henüz bir günlük iken yavru, yumurtanın şansını yemek­tedir. Larva (kurtçuk) halinde ise içinde bulunduğu suyu süzerek burada bulunan bakteri, çiçek tozu (polen) ve tek hücreli bitkiler gibi besinleri yemektedir. Larva, zamanın yaklaşık olarak % 95’ini suyu sü­züp iç in de kilerin i yemekle geçirmektedir. Sivrisineklerin pis suların bulunduk­ları bölgelerde çok çabuk çoğalmalarının sebebi de bu sularda larvalara besin vazifesi gören bakterilerin sonsuza yakın sayıda olmasıdır. Genç, erişkin bir sivrisinek ha­line gelmeden önceki pupa devresinde yavru, suyun üst seviyesine yapışık olarak yüz­mekte ve üzerine herhangi bir gölge düş­tüğünde bir nevi savunma refleksi olarak derhal dibe dalmaktadır. Pupa devresinde ağız ve anüs kapandığından dolayı sivrisi­nek yavrusu dışarıdan beslenmek veya ar­tık maddeleri dışarı atmak gibi faaliyetlerde bulunamaz. Fakat bu yüzden çoğunun öldüğü zannedil memelidir. Çünkü larvanın midesi (midgut = orta barsak) yeni teşek­kül eden normal sivrisinek midesinin or­tasında kalarak bu yeni midenin ilk besinini teşkil etmektedir. Bu sırada hayvanın em­meğe başladığı normal hava mideye gide­rek şişirmekte ve böylece meydana gelen kaldırma kuvveti de pupa devresindengenç, erişkin sivrisinek devresine geçişi kolaylaştırmaktadır. Genç sivrisinek pupa devresinden çıkar çıkmaz hemen karnını doyurmaya çalışmamakta, diplerinde çi­çek, şekerli su ve hatta insan bile olsa ilk 24 saat içinde herhangi bir beslenme faali­yetinde bulunmamaktadır. 24 saat kadar sonra ise birdenbire alarma geçip yiyecek aramaya başlamaktadır.

Aç sivrisinekler her ne kadar şekerli su ile karınlarını duyurabilmekte iseler de şekerli su ile kan arasında bir tercih yapmak durumu ile karşı karşıya kaldıklarında dişi sivrisinekler daima kanı, erkek sivri­sinekler ise daima şekerli suyu tercih etinektedirler. Erkek sivrisinekler de insanın cazibesine kapılıp deriye konabilir, üzerin­de gezinebilir ve hatta hortumunun ucuyla deriyi yoklayabilirler. Ancak katiyen deriyi delip kan emmeye teşebbüs etmezler. Dişilerin de sadece erişkin olanlar kan ara­maktadır. Bazı sivrisinek türlerinin dişileri de insan yerine hayvanların kanını tercih etmektedirler (memeliler, kuşlar, sürüngen­ler ve hatta diğer böcekler).

İnsanı hayrete düşüren bir husus da şekerli su emmiş olan dişi bir sivrisineğin artık 3 saat kadar bir müddet kan aramamasıdır. Bu müddet zarfında sivrisineğin ka­na, özellikle de insan kanına yönelmesini engelleyen mekanizmanın ne olduğu henüz bilinmemektedir. Sivrisinekler şekerli su ararken rastgele hareket etmedikleri, çiçek­leri birbirlerinden ayırt edebildikleri ve sa­dece belirli türde çiçeklerin bal özlerini topladıkları tespit edilmiştir. Bu yüzden, sivrisinekler beslenmeleri sırasında bazı bit­ki türlerinin tozlaşmalarım da sağlamış olmaktadırlar,

Sivrisineklerin görme kabiliyetleri iyi olmakla beraber onları insana celbeden unsur, daha ziyade insanın kendine has ko­kusudur. Koku, sivrisineğin antenlerin de ki hassas duyu organcıkları vasıtasıyla alın­maktadır. Antenleri kesilmiş olan aç, bir dişi sivrisineğin insanın eli üzerine konul­duğu zaman kan emmek için herhangi bir teşebbüste bulunmadığı görülmektedir. Hangi tip kokuların çekici oldukları tam olarak bilinmemekle beraber laktik asid, sabom, amino asidler, karbondioksit, sıcak­lık, nem ve hareketli uzuvların sivrisinek­leri cezp etmekte mühim tesirleri oldukları ileri sürülmektedir. Yapılan deneylerden el­de edilen neticeler, sivrisineklerin ılık eli so­ğuk veya çok sıcak bir ele, kuru eli de ıslak bir ele tercih ettiklerini; ancak sadece so­ğuk bir el bulduklarında bu eli reddetme­diklerini de göstermiştir. Birçok kişinin bu­lunduğu bir odada sivrisinekler pek şahıs ayırımı yapmamakta ve en yakındaki insan eline yönelmektedirler. Bir sivrisinek iki kimseye eşit uzaklıkta olduğunda tereddütte kaldığı da görülmektedir. Sivrisineklerin insan kokusunu, daha doğrusu kendilerini cezbeden maddelerin kokularım, camın ar­kasından bile hissedebildikleri de tesbit edilmiş bulunmaktadır.

Sivrisineğin beslenme faaliyeti anten ve gözleri yardımıyla yakın mesafede besin bulunduğunu anlamasıyla başlar. Sivrisinek seçtiği hedefe kuş uçuşu şeklinde değil de dolambaçlı, kavisli bir uçuş hareketi ile yaklaşmaktadır. Harekete geçmesi ile hedef seçtiği yere konması yaklaşık olarak 5–30 saniye sürmektedir. Ayaklarındaki duyu or­ganları ile besinin sıcaklığı veya şeker konsantrasyonu (yoğunluğu) ile ilgili bilgi­ler edinebilmektedir. Duyu organları yeteri kadar uyarıldıkları zaman sivrisineği hortu­munu indirmeye şevk ederler. Hortumun ucunda bulunan tüyler şekere, belki de çe­şitli tuzlar ile ATP’ye dokunmaya karşı hassastırlar. Hortumun ucu şekere dokun­duğunda sivrisinekte şekerin türüne ve konsantrasyonuna bağlı bir tepki meydana gelmektedir. Şekerin konsantrasyonu ne kadar fazla ise sivrisinekler o kadar çok hoşlanmaktadırlar. Sivrisinek deriyi delme­ye başlamadan önce hortumunun iki ya­nında bulunan duyu organlarını (çene dokungaçları) hortumla yaklaşık 75 derecilik bir açı yapacak şekilde kaldırdığı için bir sivrisineğin deriyi ne zaman delmeye baş­ladığını tahmin etmek kolaydır. Fasikül dediğimiz delici cihazın, basit ifadesi ile iğnesinin, yansını sokup kan emmeye baş­layacak hale gelmesi yaklaşık olarak 50 saniyeye; kan emmesi ise şayet bazarı da öl­dürülerek- mani olunmadığı takdirde yakla­şık 150 saniye (2,5 dakika) kadar sürmek­tedir. Fasikülün çıkarılması ise daha kısa sürmektedir (5 saniye kadar). Ancak gerek sokma gerek çıkarma esnasında hastabakı­cılar gibi doğrusal bir hareket söz konusu olmamakta, daha ileri bir teknikle fasikül düz değil de ileri-geri hareketlerle girip sağa-sola salınmalarla çıkmaktadır. Bazı sivri­sinekler deriye tükürük salgılamakta ve böylece de emilme sırasında kanın pıhtılaş­masını önlemektedirler. Tükürük, alt yutak (hypopharynx) kanalıyla akıtılmaktadır. Bu­nunla beraber tükürük kanalları kesilen siv­risineklerin yine de kan emebildikleri gö­rülmüştür. Şekerli bir sıvı emildiğinde ciberial pompadaki alıcı organcıklar bu sıvının kursağa gitmesini sağlarlar. Kursaktaki sıvı arada sırada azar azar çıkarılıp mideye gön­derilir. Oysa kan emildiği zaman liberal pompadaki alıcılar muhtemelen bir mesaj göndermek suretiyle beynin mideye giden kapağı açmasını sağlamaktadırlar. Böylece kan kursağı atlayarak doğruca mideye (midgut) geçmektedir. Sivrisineğin kamı­nın dolduğu, karında bulunan alıcıların ge­rilmesi suretiyle karın siniri kordonu tara­fından beyine bildirilir ve böylece de emil­me kesilip fasikül çıkarılır.

Sivrisineğin altı ayağı birden kesil­diğinde genellikle beslenmeyi başaramamaktadır. Üçayakla beslenmesini, sürdü­rebilmekte; bir veya iki ayağı kaldığında ise mucitlik kabiliyetini göstererek kamını ve kanatlarından birini destek yaparak beslen­meyi başarabilmektedir.

Sivrisinek ısırmasında kaşıntıya sebep olan faktör tam olarak bilinmemektedir. Ancak, İngiliz araştırmacı Dr. Gillett ka­şıntının ısırmadan 3 dakika sonra başladı­ğını ortaya koymuştur. Kaşıntı umumiyet­le bir saat kadar sonra sona ermektedir. Bununla beraber arada bir tekrar başlayıp günlerce devam ettiği de vakidir. Kaşıntı alerjik olup şiddeti kişiden kişiye, yaşa, cinsiyete, ısırılma sayısına, ısırılmalar arası zaman aralıklarına, ısıran sivrisineğin tür ve yaşına, sivrisineğin fasikülünü (iğne) tam olarak doyuncaya kadar tutup tutmadığı­na bağlı olarak büyük ölçüde değişmekte­dir.

Sivrisineğin sokma sırasında deriye ifraz ettiği tükürük vasıtasıyla protozoa ve virüsler vücuda geçebilmektedir. Fakat bu sırada daha ziyade, daha iri olan fılarial kurtçukların iğne yarası yoluyla kanı emi­len canlıya geçtikleri görülmektedir.

Aedes Aegypti parlak gümüşümsürengi ve siyah çizgileriyle kaplam andıran bir görünüşe sahip bir sivrisinek türüdür. Bu sivrisinekler san humma dâhil birçok has­talığı taşıyabilmektedir. Bu türün dişileri insan kanını tercih etmektedirler. İnsanı ne kadar çok “sevdikleri” bir insan eline kü­çük, parlak san renkli, sıcak bir civcivi alıp san hummaya sebep olabilen bu sivri­sineklerin bulunduğu bir odaya girdiğinde bütün sivrisineklerin doğruca insana yönel­melerinden anlaşılabilir.

Sivrisineklerin beslenme faaliyetleri bir türden diğerine çok değişmektedir. San humma sivrisineğinin (Aedes Aegyp­ti) beslenmesi diğer türlerden çok daha iyi bilinmektedir. Çünkü bu sivrisinekler insanı hissettiklerinde çok çabuk ve homojen bir şekilde reaksiyon gösterirler. Diğer türlerin reaksiyonları ise yavaş olmaktadır. .

Kapalı bir sahada, normal ev sivri­sineklerinin (Culex) davranışları o kadar düzensizdir ki bu türler hakkında araştırma yapmak çok zor olmakta, hatta akıntıya kürek çekmekten farksızdır. Kapalı bir sa­hada -mesela bir odada- bulunan dişi ev siv­risineklerinden sadece bir-ikisi insan derisi­ne konup kendine göre deriyi araştırabilmektedir. Ev sivrisineklerinin bazı ırklarında dişilerin açlıktan ölseler bile (laboratuar araştırmalarıyla) katiyen insan kanı emmedikleri görülmüştür.

Sivrisineklerin nasıl beslendiklerini ortaya çıkararak elde edilen bu bilgilerle, sivrisineklerin insanları rahatsız etmeleri­nin, hastalık yaymalarının nasıl önlenebile­ceğini göstermek için yapılması elzem olan daha birçok iş vardır.

İnsan sivrisineklere bakınca bunların, henüz tek-tük görebildiğimiz kompüterli (elektronik beyin veya bilgisayar) pilotsuz uçaklardan ne kadar daha ileri bir tekniğe sahip olduklarını hayretle görerek büyük bir âlimin “Sivrisinekteki sanat-ı ilahi fildekinden çok olmasa da az da değildir” deyişini daha iyi idrak etmekte ve Yaratıcı'nın sanatı karşısında büyük bir huşu içinde eğilmekten kendini alamamaktadır.