Sızıntı Arşivi

Ekim 1995 · s. 424 · 2 dakikalık okuma

Sırların Perde Önü

Yusuf Bayram · Zooloji

Dünyada yaklaşık 650 tür sülüğün bulunduğu tahmin edilmektedir. Bunlardan en uzunu 46 cm boyundaki Amazon sülüğüdür (Helobdella ghiliani). En çok sülük Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika’da bulunmaktadır. Sülükler sadece bataklıklarda değil Alp göllerinde çöllerdeki su birikintilerinde ve kutuplara yakın denizlerde de yaşarlar.

Çoğu sülük insanların veya memeli hayvanların kanlarıyla beslenerek hayatını idame etmez, hatta çoğu kan bile emmez. En yaygın türleri, su birikintilerindeki omurgasız hayvanlarla beslenirler. Çeneli olan sülükler ise sinek, kurtçuk ve hatta diğer sülükleri yerler. Bazılarının ise pipet benzeri hortumları vardır. Bunlar da sümüklü böceklerin ve sivrisinek larvalarının yumuşak dokularını bu hortumlarıyla çekerek yerler.

Sülüklerin beşte biri tuzlu sularda yaşar. Bunlardan bazıları ahtapotların kanını emerek beslenir. Bazı sülükler ise mağaralarda yaşar ve yarasaların kanını emer. Bazıları da bir filin derisinden bile nüfuz edebilirler. Timsahlar sülükleri ağızlarına alırlar ve daha sonra ağızlarını açarak kuşların gelip onları oradan temizlemelerini temin ederler. Ördekler ise sülükleri boğazlarına ve burun boşluklarına alarak buralarda nasiplenmelerine vesile olurlar.

Tıbbî gayelerle kullanılan sülüklerin çenelerinde 60 ila 100 diş bulunur. Bunlar yarayı üç yönden ısırarak açarlar. Ortaya çıkan şekil Mercedes armasını andırır.

Bu sülükler hazım esnasında gıdalarını mayi halde tutmak için, hirudin adlı pıhtılaşmayı önleyici bir madde salgılarlar Tükürükleri yarayı uyuşturan bir anestetik ile damarları gevşeten bir enzim ihtiva eder.

Yarım saatlik bir sülük tedavisinde bir sülük ağırlığının 5 ila 10 katı kanı emer. Oluşan yara daha sonra saatlerce kanar.

Sülüklerin tıpta en çok revaç gördüğü yıllar 1820- 1850’dir. O zamanların bu konudaki en meşhur doktorlarından Francois Broussais kendi hazımsızlık rahatsızlığını 50 ila 60 sülüğü bir süre kullanarak tedavi etmiştir. O zamanlar sülüklerin yılda 3663 litre Fransız kanı emdikleri tahmin edilmektedir. Hatta bu tedavi metodu o kadar yaygın bir hale gelmiştir ki doktorlar “sülük” olarak adlandırılmışlardır. Bu hem düz anlamıyla hem de hastaların paralarını emmek anlamıyla kullanılmıştır.

Sülük toplayıcıları paçalarını dizlerine kadar sıvayıp bir su birikintisinde gezerek günde 2500 kadar sülük yakalayabilirler. Bu şekilde toplama yüzünden sülüklerin nesilleri tükenmeye yüz tutmuş, bu yüzden Fransa ve Almanya’da talepleri karşılamak üzere özel sülük çiftlikleri kurulmuştur. Rus hükümeti ise sülük ihracını yasaklamış ve yılın belli bir devresini sülük toplama mevsimi olarak ilan etmiştir. Bataklıkların kurutulması yüzünden Avrupadaki tıbbi gayelerle kullanılan sülüklerin nesilleri tükenme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Günümüzde sülükler, cerrahi müdahalelerle dikilen bir organa kan akışını temin etmek için microcerrahide kullanılmaktadır. Ayrıca sinir sistemi üzerinde çalışan bilim adamları için önemli bir ilham kaynağını teşkil etmektedirler.

Sülükler, tromboz (kan pıhtılaşması) gibi dolaşım bozukluklarında kullanılabilecek birtakım kimyevî maddeler de salgılamaktadırlar.