Mart 1988 · s. 90 · 4 dakikalık okuma
Sigaraya Niçin Alışılır
Mufit Uğur · Doç.Dr. · Psikoloji

Kültürün tıbbi ve içtimai normlarına uymaksızın, kişinin risk faktörlerini dikkate almaksızın bir maddeyi kullanması haline Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bir alışkanlık, bir tolerans halinin gelişmesi olarak bakıyor. Yaptığımız çalışmalar, sigara kullanım frekansının dünyanın bütün ülkelerinde değişik olduğunu bize gösterdiğinden, biz de sigara kullanımını bu teşkilatın izahı üzerinden bir alışkanlık olarak ele almak istiyoruz.
Sigara kullanımında en önemli unsurlardan bir tanesi imrendirme unsurudur. Bu unsur ilk kişilik geliştiğinde başlayan bir hadise olarak kendisini gösteriyor. Eğer çevreden çok sevdiğimiz sigara içen bir kişinin bu davranışını örnek olarak almış isek. Bu yanlış hareket ilerde bizim hayatımıza da mal oluyor. Bu durum, bir kişilik faktörünün yanlış kurulması olarak telakki edilebilir. Binanın temelinde ilk konan taşı sonra değiştirmek nasıl zor oluyorsa, kişilik gelişmesinin temelinde kazanılmış böyle bir yanlış alışkanlığı terk etmek de öyle zordur.
Diğer bir unsur, sigaranın içindeki zararlı toksik maddelerden insanların, bilhassa yeni alışanların haberdar edilmemesidir.
Anne babanın sigara içip içmemesi de bu alışkanlığın yerleşmesinde önemli bir unsurdur. Yapılan araştırmalar sigara içen anne babaların çocuklarında bu alışkanlığın daha fazla yerleştiğini göstermiştir.
Yine yapılan deneylerde görülmüştür ki, nikotin maddesi ile sürrenal medullasından (böbreküstü hezinden) salgılanan epinefrin (adrenalin) salgısı artmaktadır. Aynı artış stres halinde de görülür. Streste sürrenal medulladan norepinefrin itrahı olur. Burada şöyle bir denklem kuralım. Stresin yerine norepinefrini koyacak olursak sigara içimi ile alınan nikotin, kişide müzmin bir stres halini yaşatır. Kişinin çevresi içerisindeki davranışları da sigara içimine oldukça fazla tesir eden unsurlardandır. İçtimai faaliyetlerde kişi, vakit bolluğu da söz konusu olduğunda sigara içmeye yönlendirilir. Burada bazı araştırıcılar farmakolojik açıdan mevzuyu şöyle izah ediyorlar: Nikotinin mide ve mezenter sahasındaki bir takım duyu sepertörlerini bloke ettiği biyolojik bir gerçektir. Yemek yendiği zaman mide ve mezenter sahasındaki duyu reseptörleri bu gerginliği hissediyorlar. Kişi böyle bir gerginlik hissini nikotinle inhibe etmek (ortadan kaldırmak) yoluna başvuruyor. Bizim kültürümüzde de çok zaman yemekten hemen sonra sigara teklif edilir.
Sigaranın, içen kadar olmasa da içmeyenleri de tesir altına alan zararlı bir faktör olduğu topluma anlatılmalıdır. Eğer bir toplulukta koroner kalp hastası veya Burger hastası veya bir KOAH’lı hasta varsa bu insanlar için sigara dumanının ihtiva ettiği CO ve diğer metabolitler son derece önemli risk faktörleridir. Sigara içen birisi belki kendini düşünmeyebilir, ama etrafındaki insanları düşünmek zorundadır. Amerika’da sigara kendisi için risk faktörü olan bir şahsın çalıştığı müessesesede sigara içilmez. Artık kitleler, sigaradan, CO’den veya nikotinden arındırılmış yerler oluşturmaktadırlar ki, bunlar daha çok risk faktörlerini taşıyan insanların lehine gelişmelerdir.
Sigaraya ilk defa başlayan bir kişi ise tecrübî kullanımla başlıyor. Burada daha çok kişinin merakı söz konusudur. Bu dönemde bir bağımlılık hali gelişmiyor, tekrar bırakabiliyor sigarayı. Bir grup ise sigaraya başladıktan sonra bunun miktarını arttırıyor. Bir diğer kullanım şekli ise içtimai organizasyonlarda, yemeklerde, davetlerde bir nevi iletişim vasıtası olan sigaranın kullanılmasıdır. Bir diğer kullanım şekli sıkıntılı durumlarda sıkıntı giderici olarak sigara içilmesidir. Burada norepnefrin metabolizmasının etkinliği vardır. Son olarak sigaranın yoğun ve kompulsif kullanımından bahsedebiliriz. Bu kullanımda kişi kendisinin bir koroner hastası bir KOAH, bir Burger hastası olduğunu bilse dahi sigarayı azaltması veya bırakması söz konusu değildir. Sigara bağımlılığı hakkında Amerika Psikiyatri Cemiyetinin yaptığı son tarif şöyle: Sigara içen bir kişinin mükerrer tekrarlarla ondan kurtulma gayreti veya azaltma gayreti olmasına rağmen kişi sigarayı bırakamıyor. İkincisi, sigarayı bırakma söz konusu olsa dahi bir süre sonra kişide sigaranın kesilme belirtileri ortaya çıkıyor. Üçüncü olarak da kişi kendisinde çok yoğun risk (aktörlerinin olduğunu bildiği halde yine sigarayı bırakamadığı bağımlılık halinin geliştiği durumlar söz konusudur.
Sigara alışkanlığını izah edebilmek için bazı teoriler ileri sürülmüştür. Bunlardan birisi Freud tarafından teklif edilen oral dönem teorisidir. Sigaranın bir oral dönem saplantısının fiksasyonu sonucunda hayatın ileri döneminde bir davranış şekline dönüşmesi olarak ifade ediliyor. Bugünkü farmakoloji ve biyoloji bilgilerimiz ışığında bu tür teorilerin kıymeti kalmamıştır.
Son 15—20 yıl içerisinde dünyanın pek çok ülkesinde sigara kullanımında bariz
düşmeler görülmüştür. En mühim düşmeyi Amerika istatistiklerinde görüyoruz.
1968—1979 yılları arasında verilen raporlarda senelik % 1,4 oranında sigara
tüketiminde bir azalma kaydediliyor. Düşük miktarda nikotin ihtiva eden
sigaralar piyasaya sürüldüğünde, bunların içiminde genel olarak bir artma
görülmüş. Yani kişi lüzumlu norepinefrin salgısı yaptıracak nikotini temin
edecek miktarda sigarayı içiyor. Oysaki sadece oral safhaya bağlı b
ir
hadise olsaydı belki bir veya iki sigaranın içimi ile mukoza tatmin olacak ve
hadise bir süre sonra gerileyecekti.
Cinsiyet gruplarına baktığımızda, erkeklerde sigara içimi gittikçe azalırken bayanlarda içme nispeti artıyor. Erkekler arasında sigara tüketimi son 10 sene içinde % 53’den %37 ye düştüğü halde hanımlar arasında bu nispet pek fazla düşme göstermemiş. % 33 civarında kalmış. Başlangıç yaşı olarak en sık 13—19 yaşları tespit edilmiş, bu yaş grubunda kızlar arasında sigara kullanmaya başlama nispeti daha yüksek bulunmuştur.
Doç. Dr. Müfit Uğur