Mart 1996 · s. 66 · 2 dakikalık okuma
Seyyah Gözüyle Türk İnsanı

Osmanlı Devleti ve Batı aleminin 600 yıl önce başlayan yakın temasıyla farklı iki kültüre mensup insanlar, çeşitli kaynaklar vasıtasıyla birbirlerini tanımaya ve böylece zihinlerinde bir insan modeli oluşturmaya başlamışlardır. Batı Orta Çağının en tesirli müesseselerinden biri olan kilisenin aşın taassubuyla İslam alemine menfi bir imaj yakıştırmıştır.
Bu tek renkli gözlüğü bir tarafa bırakıp, şu veya bu sebeple kendilerine yabancı bir dünyaya, yani doğuya gidip buranın insanını bizzat tanıma fırsatını bulan, Avrupalı seyyahlar da çıkmıştır.
Üç ayrı zaman diliminden birer misal olarak ele alacağımız üç seyahatname, yazımızın özünü teşkil etmektedir. Bu seyyahların anlattıkları, Batılıların bu dönemlere bakışından ne derece ayrıldıkları veya bu bakışta paralellik arz ettikleri, konumuza değişik açılardan ışık tutacaktır.
Bunlardan ilki, 1578 yılında elçilik kanalıyla İstanbul’a gelen Alman rahip Salamon Schweigger’dir. İntibalarını ve yaşadıklarını, Osmanlı hakkında yazılan ilk seyahatname olarak kabul edilen günlüğüne geçirmiştir.
İkinci
seyyahımız Lady Mary Montagu’dur. Lady Montagu bir İngiliz elçisi olan eşine
refakat etmek üzere 1716 yılında Osmanlı ülkesine gelmiş ve dikkatini özellikle
Türk kadınları üzerinde yoğunlaştırmıştır.
Son olarak, taşrada yaşayan Türk kadını üzerine incelemede bulunmak üzere 1978 yılında Türkiye’ye gelen Andrea Baumgartner-Barabak ve Gisela Landesberger’dir. Kaleme aldıkları kitap günümüz Batı dünyasında bir referans eser olarak kabul edilmektedir. Şimdi bu eserleri tarih sırasıyla tek tek ele alalım:
Schweigger’ in Türkler hakkındaki düşünceleri, devrinde yaygın olan, Türklerin “ahir zamanda gelecek olan zalim ve korku veren elçiler olduğu” görüşüne tamamen uymaktadır. Schweigger “Türke” (Türk) ismini Almanca’ ya tercüme etmeye çalışır: Türk, “yakıp yıkan veya daha çok aslında vahşi, hayvani ve zalim” anlamına gelir. Schweigger’ in Türk kadınları hakkında edindiği intiba ise iki boyutludur. Bir taraftan Türk kadınlarının ahlak ve namusunu överken, diğer taraftan bu kadınların şahsında Türklerin gerçek efendilerini keşfettiğine inanır. Kendilerinden korkulan Türk erkeklerinin esasen kılıbık olduklarını, evdeki cadaloz kadından kaçarak fetihlere giriştiklerini yazarak Osmanlılarla alay eder ve onları küçük düşürmeğe ve böylece kendi hemşehrilerine bu “mağlup olmaz” insanlardan korkmaya gerek olmadığı mesajını vermeye çalışır.
Lady Montagu’ nun İngiltere’deki akrabalarına ve arkadaşlarına yazdığı mektupların özünü üst tabakaya mensup Türk kadınlarının hayatı oluşturmaktadır. Montagu, Türk erkek ve kadınları hakkındaki yaygın görüşten farklı bir sonuca varmaktadır: Zavallı Türk kadınlarının esaret altında olduğu şeklindeki yaygın görüşü çürütmekle kalmayıp, Türk kadınlarının Avrupa’nın en hür kadınları olduğu sonucuna varır. Avrupa’da bir baskı sembolü olarak görülen peçe, Montagu’ nun nazarında apayrı bir mahiyet kazanır: Montagu’ ya göre, bu peçe sayesinde kadınlardan kimin yaşlı, kimin genç olduğu bilinmediğinden sokakta