Sızıntı Arşivi

Ocak 2001 · s. 614 · 3 dakikalık okuma

Ruhların Dirilişi ve Kardeşlik

A. Haydar Polat · Edebiyat

RUHLARIN DİRİLİŞİ VE KARDEŞLİK
İttifak ve iftirak, toplumun en önemli ve can alıcı hususlarından biridir. Tarihte olduğu gibi günümüzde de ehemmiyetini koruyan aktüel bir mevzudur. Anlaşma ve uzlaşma, kardeşçe huzur ve güven içinde yaşama, herşeyden evvel bir akıl ve mantık işidir. Akla ve mantığa dayalı bir vahdet, hislerden uzak bir uhuvvet; daha dayanıklı ve daha uzun ömürlü olur. Günümüzde ise vahdet ve kardeşlik daha çok hissidir. Onun için kısa olmakta; ehl–i iman, ehl–i İslam birbiriyle çok uğraşmaktadır. İç ve dış faktörleri hesaba katarak, birlik ve kardeşliğimizin akıl ve mantık yoluyla yeniden ele alınması çok büyük önem arzetmektedir.
Kendi elimizle yıkılış ve tükenişimizi hazırlamak istemiyorsak; düşmanımızın, nefis ve şeytanın oyununa gelmememiz gerekmektedir.
Farklı düşünce ve anlayış, farklı yaradılışın neticesidir. Böyle oluşunda bizim farkedemediğimiz çok gizli hayırlar ve hikmetler vardır.
Allah (cc) böyle murat etmişse, aksi onun işine müdahale olmaz mı?
İnsanların vifak ve ittifakı müsamahanın, hoşgörünün ve gönüllerde mürüvvet ve sevginin mayalanmasıyla olacaktır. “Benim elimle olmadıktan sonra, başkalarının başarısını da, getireceği hayrı da istemem” gibi gizli şirk kokan düşünceler vicdanlardan sökülüp atılmadıkça; anlaşma ve uzlaşmanın olmayacağı unutulmamalıdır.
İman zaafı ahlak zaafını; ahlak zaafı ve taklitçilik de toplumu ayakta tutacak bütün dinamiklerimizi aldı götürdü. Bu korkunç tahribat ve levsiyat karşısında ehl–i iman bile nefsini ve neslini korumada çok zorlandı ve zorlanmaya devam etmektedir.
Bu kadar zorluk, sıkıntı, musibet karşısında millet olarak ayakta kalmamız, dünya çapında bir varlık göstermemiz, inayet–i İlahi’den başka bir şey değildir.
Omuzlarımıza konulan emaneti korumak, bütün kardeşlerimizle hayır yarışında olduğumuzu, büyük bir hazineyi taşıdığımızı, bu sebeple, birbirimize destek verme, dua etme, kusurlarımıza karşı müsamaha ile, iyilikle, güler yüzle karşılık verme durumundayız.
Bu yeni doğuş ve oluşumun havari, ensar ve muhacirleri; saadetini başkalarının saadeti için unutmuş, kin ve nefret duygularını yutmuş, güldürmek için ağlamayı, yaşatmak için ölmeyi tercih etmiş, milletinin ve topyekün insanlığın saadet, huzur, güven ve emniyeti uğruna her türlü fedakarlığı yapma azim ve kararlılığı içindedirler.
Şimdiye kadar kin ve nefretin hallettiği hiçbir mesele olmadığına göre, medenilere galebenin ancak ikna ile olabileceği gerçeğiyle hareket edilmelidir.
Hele aynı millet ve aynı dinin mensupları, aynı pınar ve kaynaktan beslenen kardeşler isek; tenkitlerimiz yıkıcı, kırıcı ve küstürücü değil, yapıcı olmalı ve arkadaşlarımızın meziyetlerini takdirle karşılamalı ve bu hasletleriyle sevinmeli değil miyiz?
Dünyanın neresinde olursa olsun, tanısın tanımasın; “Mü’minler sadece kardeştirler. O halde ihtilaf eden kardeşlerinizin arasını düzeltin...” (Hucurat, 10)
Mü’min kardeşleriniz hakkında sözlü alay etmeyi, kaş göz hareketleriyle eğlenmeyi, arkadan çekiştirip gıybet etmeyi, telefon dahil aleyhte söz getirip götürmeyi; suizanda bulunmayı Kur’an men ediyor. Çünkü bunlar kalbi hayatın fesadına, yuvaların yıkımına, toplumun kin ve nefretle gerilimine sebeptir. “Fitne, katlden daha şiddetlidir” beyanıyla Kur’an, bu tehlikeye işaret buyurmaktadır.
Duyduğunuz herşeyi kabullenmeyin: “Ey iman edenler, herhangi bir fasık (çizgiden çıkmış) size bir haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, doğruluğunu araştırın. Yoksa gerçeği bilmeyerek, birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurat, 6)
“Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah ve Rasulünü tasdik eder ve sonra da hiçbir şüpheye düşmezler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla mücadele ederler. İşte imanına bağlı, gerçek mü’minler bunlardır.” (Hucurat, 15)
“Hepiniz toptan Allah’ın ipine (dinine) sımsıkı sarılıp, bölünüp ayrılmayın...” (ali İmran, 103)
Bu ilahi mesaja uygun hareket ettiğimizde hayatımız bereketlenecek, kalbimiz huzur ve itminana kavuşacak; Allah’ın inayet ve rahmeti yağmur gibi başımızdan dökülecek; böylece saadet–i dareynin (dünya ve ahiret saadeti) kapılarını aralamış olacağız.