Sızıntı Arşivi

Kasım 1994 · s. 12 · 3 dakikalık okuma

Risklere Karşı Emniyet Faktörü

Ramiz Arslan · İnceleme

kas94

Mimarların dizayn ettikleri binalarda, mühendislerin inşa ettikleri yapılarda ve insanların meydana getirdiği birçok şeyde tehlike ve başarısızlık ihtimaline karşı bir emniyet faktörü bulunur. Meselâ her bina, köprü, uçak veya asansörün bir istiap haddi, yani taşıyabileceği bir yük sınırı vardır. Bir asansörün kaç insan taşıyabileceğine ait levhaları görmüşsünüzdür. Bununla beraber bakımı düzenli yapılan asansörlerin kazalara yol açmadığı da bir gerçektir. O halde bu aletlerdeki emniyet faktörü, ikazlardaki toplam ağırlığın üstünde bir sayıdır. Evet, asansör için bu sayı 6.65'dir. Bir başka ifadeyle, ikazdaki ağırlığın 6.65 katı daha fazla yük taşıyabilir. Bu yüzden asansörlerden daha çok, köprülerdeki uyarılara dikkat etmek lazımdır. Çelik köprüler için emniyet faktörü sadece 2'dir. Meselâ kurşun levhalarla yüklü tırların arka arkaya dizilerek geçtikleri bir köprü, asansörden çok daha risklidir.

Muhtemel bütün riskleri düşünerek inşa edilen yapıların da emniyet faktörleri maliyet faktörünün artması dolayısıyla sınırlıdır. Yani bir asansör için 6.65 olan bu faktörün, 20-30 olduğu asansörler inşa edilmez. Çünkü maliyet artar. Demek ki ölçü, en az maliyetle en yüksek emniyet faktörüne ulaşmaktır. Öte yandan emniyetle alâkalı hesaplamaların, insana verilen ehemmiyete göre yapıldığı görülmektedir. Yük taşıyan bir asansördeki nisbetin, 4.8'e düşmesi bu yüzdendir.

Vücudumuz da risklere karşı en uygun şekilde yaratılmıştır. Organlarımızın emniyet faktörleri, tam ihtiyaç duyulan seviyededir. Meselâ kemiklerimizin emniyet faktörü 2 ila 4'dür. Yani ağır yükler bile çok büyük tehlike oluşturmaz.

Böbreklerimizden bir tanesi olmasa da hayatımızı devam ettirebiliriz. İnce bağırsaklarımızın yarısı da hayatta kalmamız için yeterlidir. Demek bu organlar için emniyet faktörü yaklaşık 2'dir. Bu nisbetin bir fazlalık veya israf mânâsına geldiği zannedilmemelidir.

Muhtemel bir rahatsızlıkta bile vücudumuzun, kendisine verilen emniyet ve ihtiyat unsurları sayesinde canlılığını devam ettirmesi, ancak ve ancak bir rahmet eseri olarak açıklanabilir. Bu rahmet ve şefkatin kıymetini, böbreklerinden biri çalışmadığı halde hayatını sürdürenler, çok iyi idrak edebilirler. Bazı organlarımız çok büyük emniyet faktörüne sahiptirler. Meselâ pankreasta bu rakam 10'dur. Hayatî enzimlerin üretildiği pankreasın %90'ı tahrip olsa bile hayatta kalabiliriz. Pankreasta bu nisbetin yüksek tutulmasının bir sebebi, bu organın böbrekler ve karaciğerin sahip olduğu “kendisini yenileme kabiliyetine” sahip olmamasıdır. Üreme hücrelerimizdeki büyük nisbetteki fazlalık da bir israf olarak görülmemelidir. Neslimizin devam etmesine vesile olması için yaratılan böyle bir bolluk, gerçekten çok hikmetlidir.

Moleküller seviyede de emniyet hesapları vardır. Bağırsaklarımızdan gıdaların emilip dokulara taşınmasına vesile olan enzimlerin, emniyet faktörlerinin 2 olduğu tespit edilmiştir. Büyük molekülleri, dokularda kullanılabilecek küçük moleküller haline getiren enzimler, normal şartlardan 2 kat daha fazla çalışabilme kabiliyetinde yaratılmışlardır.

Bazı canlılara hususî emniyet faktörlerinin ihsan edildiğini görmekteyiz. Meselâ kediler, daha çok etle beslendikleri için vücutlarındaki arginin denilen bir amino asitin transferine ait emniyet faktörü 7'dir. Etin çok fazla protein ihtiva etmesi yanında hazmedilmesi sırasında azotlu artıklar da ortaya çıktığı düşünülürse bu tür zehirli maddelerin kedinin vücudundan atılmasını temin eden arginindeki yüksek emniyet faktörünün hikmeti anlaşılır.

Farklı büyüklüklerdeki hayvanların kemik yapılarının da tam ihtiyaç duyulan seviye ve keyfiyette olduğu görülmektedir. Bu yüzden ne küçücük bir kuş ne de tonlarca ağırlıktaki fil, işkence çeker gibi yaşamaz.

Bu arada şöyle bir soru akla gelebilir. Canlıların vücudlarında, meselâ bizim bedenimizde bazı organların emniyet faktörleri daha çok olamaz mıydı? Bu şekilde tehlikeleri daha rahat atlatamaz mıydık? Bilemiyoruz ancak bir organın emniyet faktörünü artırmak demek diğer organların faktörlerini azaltmak demektir. Yani, eğer kemikler daha kalın, bağırsaklar daha uzun olsa, diğer organlardan tavizler verilmesi gerekebilecek ve şu an görülmeyen birçok düzensizlikler ortaya çıkabilecekti. Meselâ kemiklerimiz daha kalın olsaydı, hareket edebilmek için kaslarımız nasıl olacaktı kimbilir? Kısacası, mevcut herşey bilgilerimiz ölçüsünde mükemmel yaratılmıştır.