Haziran 1994 · s. 38 · 3 dakikalık okuma
Rehmet ve Nimet Ufkunda Seyreder Güneş

Taha F. Ünal
Güneş o kendine has yörüngesinde menzil-i maksuduna doğru yürür, tâ ki etrafındaki peykleri düşmesin. Ağaç silkinirse meyveleri düşer ama, meyvelerinin düşmemesi için güneşin silkinmesi gerekir. Onun hareketi öylesine bir câzibe merkezi oluşturur ki, dev seyyareler bu câzibenin tesiriyle etrafında döner dururlar. Öyleyse, güneşin sürekli silkinmesi gerekli, tâ ki sistemler devam essin, âhenk sürsün; İlâhî tecelliler hayat ufkunda tüllenip dursun.
Evet, güneş menzil-i maksûduna doğru kendine has yörüngede hareket eder, eder de hayatiyetini ona bağlamış olan yeryüzü varlıkları nefes alır, sıhhate erer. havat bulur. Görmez misiniz ki. toprağın bağrı devamlı güneşe karşı açıktır. O, güneşin ısısıyla deprenir, için için kaynar ve sayısız hayata dâyelik eder, analık eder. Eder de, günebakan çiçekleri yüzlerini güneşten hiç ayırmazlar. Çiçekler, türlü türlü renkleri, kokuları ve edâlarıyla yeryüzünü bayram yerine çevirir, müteşekkirâne güneşe gülümser; onun şahsında Şems-i Ezelî'ye hamd eder ve binbir işve ile salınır dururlar. Evet. ağaçlar hep güneşe doğru boy atar. Ondan ısı ve ışık alır almaz hemen çiçeğe ve yaprağa durur ve meyve vermeğe koyulurlar.
Güneşin vazifesi kolay değildir. Hiçbir şey devamlı kararında kalmaz da ondan kolay değildir. Bazen olur, çoraklaşma başlar: Ters rüzgarlar eser; çiçeklerde bir solma, ağaçlarda eğilme; kuşlarda ve böceklerde suskunluk başgösterir. O zaman güneş, yüzüne kara bulutlar çeker. O kara bulutların arkasında için için dolar, dolar da daha bir rahmet yüklü hale gelir. Çok zaman olur ki, cemâl tecellileri celâl ufkunda doğar. Sema kararır, şimşekler çakar, gökgürültüleri ortalığı velveleye verir. Ve kara bulutlardan dolayı güneşin pırlanta yüzü görünmez hale gelir. Kuşlar da ağaçlar da, çiçekler ve böcekler de bu hâlden ürküntüye kapılır, kapılmaları da gerekir. Bu hâl çok defa daha yüklü rahmetler içinse de, -Allah korusun- bir başka bahar, bir başka çiçekler, kuşlar, böcekler ve ağaçlar için bir tûfan da getirebilir. Öyleyse, revh u reyhan için duâya koşmak, secdeye kapanmak böyle zamanlarda çok gereklidir. Her ne ise, ümit ye'se, rahmet gazaba daima sebkat ettiğindendir ki, kara bulutlardan sağnak sağnak rahmet boşanır da, bahar daha bir coşar, coşar da derelerde tepelerde, yamaçlarda enginlerde nâra atar hâle gelir ve güneş bütün bu bahar senfonisinin serzâkiri olarak şarkılar söylemeye başlar:
Bu mevsim o kadar coşkun ki sular,
Çığlık çığlık vadi, dere inliyor.
Sular gibi köpürüyor duygular
"Gel, sonsuza yelken açalım" diyor.
Duygularla dolu esiyor rüzgar,
Kabarıyor denizlerde dalgalar;
Enginlerde altın saçlı bahar,
Binbir renk ve desenle tülleniyor
Güneşin vazifesi kolay değildir. Her an, için için kaynar o; kaynar da daha bir enerji yüklü hale gelir. İçin için dev patlamalara sahne olur; içinde atomlar atomlara dönüşür; yanar kavrulur. Onun varlığı, ışığı, hareketi, yanması, mağma mağma köpürmesi hayat için gereklidir çünkü; çünkü, sistemler ona bağlıdır...
Şimdi böyle bir güneşi, bırakın kendisiyle aralarında milyonlarca kilometre mesafe bulunan çiçekleri, ağaçları, kuşları ve böcekleri, sürekli etrafında dönen peyklerinin bile anlaması, tanıması mümkün müdür? Nasıl mümkün olsun ki, ona birazcık yaklaşmak kül olmakla neticelenecektir. O tenezzül buyurur; ışık, ısı ve renk tecellileriyle aşıklarına kendilerinden daha yakın olur. Fakat, ona yaklaşmak ne mümkün?
Evet, güneşe yaklaşmak, güneşte var olabilmek için serâpâ nur olmak gerekiyor. Bu da ne peykleri, ne de toprağın üstündekiler için mümkün olmadığına ve aynı anda iki güneş de bulunamayacağına göre, her zaman güneşin tenezzülâtına muhtacız demektir.