Haziran 1994 · s. 39 · 3 dakikalık okuma
Kuzey Kutbunda Yaşayan Garip Bir Yaratık Türlü Ayı Tırtılı

Ali Kılıç
Haziran ayının ilk günlerinde, kuzey kutbunda güneş, ufukta parıltılar saçarak yükselir. Bu arada, tundra (kutuplardaki bitki örtüsü) yarıklarındaki buzlar da yavaş yavaş erir. Buz kristallerinden yapılmış bir kozanın içinde sabırla bekleyen tüylü ayı tırtılı (Gynaephora graenlandica), fıtratının gereğini yerine getirmenin şevkiyle kıpırdanmaya başlar. Buzları eriyen parmak büyüklüğündeki bu böcek, daha sonra, nasibini aramaya koyulur.
Pas rengindeki bu tırtıla, sadece katı bir şekilde donma sanatı ilham edilmiş değildir.
Donma-erime sürecini, yavaş hareketler dizisiyle kimyevî olarak kontrol edebilme istidadı da kendisine ihsan edilmiştir. Bu ihsan sayesinde böcek, donmaya karşı bir çeşit bağışıklık sistemine sahip olduğu için, derin donduruculardan daha soğuk olan o bölgelerde hayatını sürdürebilmektedir. Tığ ucuna benzeyen minicik pembe ayakları ise bambaşka bir güzellikte yaratılmıştır.
Donma hâdisesi canlılar için genellikle ölüm demektir. Zira, hücrelerin içindeki sıvı donduğunda oluşan kristal parçaları, hücre zarını yırtmakta ve hayatî maddelerin bu yırtıktan dışarı akması sebebiyle hücrenin canlılığı sona ermektedir. Fakat Kuzey Kutbu'nda yaşayan bazı örümcekler ve kınkanatlılar gibi tüylü ayı tırtılları da, kimyevî bir madde olan gliserol üreterek, hücrelerinin donarak ölmesine mâni olmaktadırlar. İlim, şuur, irâde, kasıtdolu bu hâdise, tatmin edici bir şekilde "tabiat" senaryosu ile açıklanabilir mi? Evet, bu gliserolün, arabalarda kullanılan antifriz gibi, hücrelerin donmasını engelleyen bir hususiyette olduğunu bilen ve bunu böceğe ihsan eden ancak ve ancak gliserolü, hücreleri, tırtılı, kutuplardaki iklim şartlarını, dünyâyı ve kâinatı yaratan Zât olabilir. Görüldüğü gibi en küçük şey, en büyük şeyle irtibat halindedir. Kâinatı yaratamayan, bu hâdiseye parmak karıştıramaz. O halde sağır, kör, cahil, kudretsiz, iradesiz ve gâyesiz sebepler ve tabiatın "yarattığını''iddia etmek, masallar ve efsanelerde anlatılan hâdiselerin gerçek olduğunu iddia etmek kadar gülünçtür. Bu tür delilsiz iddialara ehemmiyet verilmez.
Sıcak bölgelerdeki tırtıllar, güve olmadan önce, ancak birkaç hafta yaşarlar. Halbuki kuzey kutbundaki tüylü ayı tırtılının güve haline gelmesi için 14 sene geçmesi gerekir. (Şimdiye kadar bilinen en uzun ömürlü tırtıllar bunlardır). Yani bu garip mahluk, donma-erime süreçlerine bir kez değil, tam 13 defa maruz kalır (14. sünde güve olup uçar). Her yaz, sadece üç haftalık bir süre, onun metabolik faaliyetlerini hızlandırarak büyüyebilmesi için elverişlidir. Bu zaman zarfında tundra üzerinde güneşlenen tırtıl, diken tarlasını andıran elbisesiyle bir güneş pili gibi enerji toplar ve bu enerjiyi, aldığı gıdaları hazmetmek için kullanır. Tırtılın besini, "Kutup Söğüdü" adındaki bir bitkidir. Bu bitki, yaz mevsiminin sonuna doğru, tırtılın sindiremeyeceği bazı zehirli maddeler üretir. Bunun üzerine tırtıl, büyük bir kanaat örneği göstererek başka besin maddeleri aramak yerine o zamana kadar kendisine verilen gıdalarla iktifa ederek bunları hazmetmeye koyulur. Üç hafta geçtikten sonra aniden gözden kaybolur. Zira bu arada; ısınan havayla birlikte ortalığı parazitler kaplamaya başlamıştır. Daha sonra ısının düşmesiyle birlikte, tundradaki çatlakların birine saklanan tırtıl yavaş yavaş donmaya başlar. Önce sindirim sistemi, sonra kanı ve ardından hücrelerinin içindeki sitoplazma dışında herşeyi donar. Bu donma süreci, gliserol vasıtasıyla yavaşladığı için hücreler, fizikî ve metabolik yönden kendilerini tahrip etmeyecek küçük kristallerin teşekkül etmesine zemin hazırlarlar. Rahmân'ın kendisini sarıp sarmaladığı bu battaniye içinde tırtıl, sessizce beklemeye koyulur. Öyle ki ne bir nefes ne de bir kalp atışı duyulur.
Hekimler, transplantasyonlarda organları daha sağlıklı muhafaza etmek için bu tırtılların kendilerine ne gibi ilhamlarda bulunabileceğini araştırmaktadırlar. Bazı gıdaların bozulmadan saklanmasında da gliserolün kullanılabileceği bilinmektedir. .
Bu minicik garip mahluklardan öğrenecek ne kadar çok şey var. İnsan ister istemez şu hakikati kabul ediyor: "Uzakta, hayattan eser görülmeyen bir buzlar ülkesinde, parmak kadar bir tırtılı, mini mini pembe ayaklarıyla yaratan, onu besleyip giydiren, hayatı için ne gerekiyorsa veren Allah, bizlerin yapıp ettiklerinden haberdârdır."