Kasım 1992 · s. 15 · 4 dakikalık okuma
Paleobiyoloji ve Fosillere Dayalı Biyolojik Tahminler

Selim Çaldıranlı
Paleobiyologlar, biyolojik geçmişi bazı ipuçlarından yola çıkarak yeniden kurmaya ve hayatın tarihçesini çıkarmaya çalışan bilim adamlarıdır. Pekçok biyoloğa göre, onlann biyolojik tarih hakkındaki çalışmaları anlamsız ve lüzumsuzdur. Zira günümüzdeki biyolojik sistemlerin zenginliği ve çeşitliliği insanı tatmin edeeek seviyededir. Biyolojik geçmiş ise bize. fosil birkaç parça kemik ve diş dışında tamamıyla kapalı ve gizlidir. Hayatın tarih içinde gelişimi ancak tahmin edilebilir iken. günümüzün biyolojik sistemleri ölçülebilir ve laboratuarda kontrol edilebilir. Bir paleobiyoloğun yeniden modellediği geçmişe ait bir canlı formu, her zaman yeni bulunan bir kemik veya diş parçası ile değişmeye mahkûmdur. Aynı zamanda bulunan fosil parçalarının sayısı ve bütün bir canlının iskelet sistemine nisbeti ve homojenliği de ayn problemlere sebep olmaktadır.
Bu yazıda biz paleobiyoloji'nin araştırma metodlarının ve canlıların fosil modellerinin nasıl kurulduğuna ışık tutarak, fosil bilim veya paleobiyolojinin ne kadar güvenilir ve geçerli bir biyolojik tarihi ortaya koyabileceğini göstermeye çalışacağız. Paleobiyologlar, ekseriyetle diş ve kemiklerden yola çıkarak, nesli tükenmiş türlerin vücud büyüklüklerini tahmin ederler ve buna dayalı olarak da onun modelini yaparlar. Bundan dolayıdır ki, fosil bilimde, vücud büyüklüğünün doğru tahmini çok önemlidir. Zira paleobiyologlar vücut büyüklüğü tahminini metabolik ve fizyolojik parametrelerle besin, populasyon yoğunluğu, populasyonun büyüme hızı, yuva büyüklüğü ve davranış adaptasyonları, biyocoğrafya gibi biyolojik özelliklerle bağlantılı hale getirmişlerdir. Vücud büyüklüğünün doğru tahmininde yapılacak bir hata. sayılan bütün bu özelliklerle kurulan münasebetleri de hatalı yapacaktır.
Paleobiyolojide çoğunlukla iki farklı araştırma metodu kullanılır. Biri, geçmişten günümüze doğru gelme, diğeri de, günümüzden başlayıp geçmişe doğru gitmedir. Eski fosil bilimcilerin aksine günümüzdeki, paleobiyologlar, bugün eldeki bilgi ve müşahedelerden yola çıkarak geçmişi modellemeyi tercih etmektedirler. Çünkü, geçmişten yola çıkıp günümüze gelme metodunda; eldeki tek malzeme olan fosillerin ne sayısı yeterlidir, ne de güvenilirliği kabul edilebilir sınırlar içindedir.
Bu açıdan, fosillere dayalı olarak geçmişi anlamaya çalışmaktansa, günümüz canlılarının vücud ölçülerinden ve o canlının diğer özellikleriyle münasebet ve uyumundan yola çıkarak geçmişi anlamaya çalışma tercih edilmektedir. Son yıllarda giderek daha çok kabul gören bu araştırma metodu, fosil diş ve kemiklerden canlı modelleri oluşturmanın ne kadar yoruma açık ve spekülasyonlarla dolu olabileceğini de göstermiştir. Bundan dolayı, şimdiye kadar paleobi-yoloji su-i istimallerin çok sık meydana geldiği bir çalışma sahası olmuştur. (Bkz. Piltdovvn Adamı - Archaeopteryx gibi fosillerle alakalı münakaşalar)
Mesela; vücut büyüklüğü İle uyluk kemiği uzunluğu arasındaki münasebet bugün yaşayan Ungulat (toynaklı) türleri arasında araştırılabilir. Fakat istatistikçiler ve mukayeseci biyologlar, türleri bağımsız birer fenomen ve varlık olarak almanın, suni olarak dar güven aralığını vereceğini söylemektedirler. Yani yapılan istatistikî işlemlerin tabii neticesi olarak, yaptığımız tahminlerin gerçekte olandan daha doğru şekilde neticeler vereceğine inanırız. Şimdiye kadar gözden kaçan bu husus çok önemlidir. Çünkü, bugün varlığı bilinmeyen türlerin vücudlarının yeniden modellenmesi yukarıda zikredilen bu hususa bağlıdır. Mesela; vücud büyüklüğü tahminlerinin güvensizliğine örnek olarak: Australopithecus aforensis denilen Lucy İsimli dişi maymun fosili verilebilir. Ağırlığının tahmin edilmesinde hangi kemiklerin kriter olarak alındığına bağlı olarak bu fosilin ağırlığı 24 ile 35 kg arasında değişir. Aynı vücud büyüklüğüne sahip bugün yaşayan memelilerde, yumuşak dokunun kemiğe, kaslara ve deriye nisbetleri çok büyük değişiklikler gösterebilmektedir. Bu da gösterir ki, bütün kemik parçaları bulunmuş olsa bile. bir canlının vücut büyüklüğünü doğru tahmin etme oldukça zordur.
1990 yılında Cambridge Üniv. Press tarafından yayınlanan "Body size in Mammalian PaJeobiology (Memeli Fosil Biyolojisinde Vücud Büyüklüğü) J. Damuth ve B. Macfadden" isimli kitapta, fosil parçalarından, bir canlının vücut büyüklüğünü tahmin etmenin ve bir kaç kemik parçasından o canlının bütün vücudunu yeniden inşa etmenin zorluğu uzun uzun anlatılmaktadır.
Harvard Üniversitesi Antropoloji bölümünden Mark Pagei 13 Haziran 1991 tarihli "Nature" mecmuasında, yukarıdaki kitabın tanıtımını yaparken gözden kaçan bir başka hususu da şöyle anlatmaktadır.
"Geçmişi yeniden kurarken günümüzün canlılarını kriter alma, geçmişi günümüz gibi düşünme olacağından zengin biyolojik tarihi basite almaktır.

Daha kötüsü, geriye bakarak elde ettiğimiz ve tavsif ettiğimiz geçmiş, çok basit ortalama bir geçmişin tasvirinden başka birşey değildir. Biz nesli tükenmiş bir memelinin vücud büyüklüğünü tahmin etmek için bir dişini kullandığımızda, aslında kendi kurduğumuz bir denkleme dayalı olarak elde ettiğimiz ortalama bir vücud büyüklüğünden bahsediyoruz demektir. Hiçbir zaman gerçek vücud büyüklüğünün; onun diş büyüklüğüne bağlı olarak denklemle elde edilenden daha mı büyük daha mı küçük olduğunu bilemeyiz. Tahmin edilen vücud büyüklüğünü, tahmin edeceğimiz diğer biyolojik parametreler için geliştirilen İkinci bir denkleme koyduğumuzda, biz ikinci dereceden bir ortalama ve basitleştirilmiş bir değer elde ederiz. Mesela vücud büyüklüğünden canlının yaşadığı yuva büyüklüğünü tahmin etme, ikinci dereceden ortalama bir tahmini değerdir.
Kısaca; tahminlere dayalı tahminler üretme teşebbüsü olan fosil bilim veya Paleobiyoloji, bize geçmişe ait yeniden modellendirilmiş bir organizmanın sadece çok çeşitli hayvan türlerinin ortalama bir tipi olduğunu kesinlikle söyleyebilir. Ama hiçbir zaman, modellenen o hayvanın geçmişteki belirli bir tür canlı olduğu kesinlikle söylenemez. Diğer açıdan, bugünkü biyolojik bilgilerimiz paleobiyologların karşısına çözülmesi imkansız gibi görünen dev bir problem çıkarmıştır. O da; günümüz canlılarının ölçümlerine dayalı olarak, geçmişe ait canlıların yapılan modellerinin, günümüz canlılarının küçük bir değişiminden veya tekrarından ibaret olmayıp, geçmişi daha çok yansıttığını isbatladıkları iddialarıdır. Bu ise kolay olmayacaktır. Çünkü paleobiyologların mevcut birkaç bilgiden yola çıkarak yaptıkları tefsir ve hipotezlerin çoğu denenip kontrol edilemez mahiyettedir. Zira, tabiatta onların hipotezlerini test edebilecek geçmişe ait yeterli diş veya kemik yoktur."
Durum böyle olduğu halde evrim teorisine delil bulabilmek için yapılan fosil çalışmalarının ve hayali fosil çizimlerinin veya tahmini alçı modellerin hâlâ kurtarıcı olarak görülmesine hayret etmemek mümkün değildir.