Ağustos 1982 · s. 29 · 2 dakikalık okuma
Ötelere Seyahat
Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE





ONBİRİNCİ HAKİKAT :
Hiç mümkün müdür ki: Ccnâb-ı Hak; insanı şu kâinat içinde mutlak Rubûbiyetine ve umum âlemlere umumî Rububiyetine karşı en ehemmiyetli bir kul ve ilahî hitâblarına en iyi bir muhâtab ve isimlerinin mazhariyetine en mükemmel bir âyine; ve onu, İsm-i A'zamın tecellisine mazhar olarak en güzel bir şekilde ve bütün Rahmet hazinelerinin içindekileri tartmak, tanımak için, en fazla âletlere sahip bir müdakkik; nihayetsiz nimetlerine en ziyâde muhtaç: fânilikten en ziyade elem çeken ve ebediliğe en fazla arzulu; hayvanat içinde en nâzik; en nâzdar ve en fakir ve en muhtaç; dünyevi hayat itibariyle en fazla elem çeken ve en bedbaht, istidat ve kabiliyetçe en yüksek surette ve mahiyette yaratsın da, onu, kabiliyetli olduğu ve çok arzuladığı ve lâyık olduğu Ebedî bir mekâna göndermeyip, insanın hakikatini ibtâl ederek kendi hakkaniyetine taban tabana zıt ve hakikat nazarında çirkin bir haksızlık etsin!
Hem, hiç kabil midir ki: Hikmet ve merhamet sâhibi zât; insana Öyle bir istidat verip, yer ile gökler ve dağların üzerlerine almaktan çekindikleri Büyük Emâneti yüklenip; yâni küçücük ölçüleriyle ve san'atçıklarıyla Yaradan'ın geniş sıfatlarını, küllî işlerini, nihayetsiz tecellîlerini ölçerek bilip; hem, yerde en nâzik, nâzenin, nâzdar, âciz, zaif yaratıp; halbuki bütün yerin nebatî ve hayvani olan mahluklarına bir nevi tanzimat (düzenleme, tertipleme) memuru yapıp, onların tesbihat tarzlarına ve ibadetlerine müdâhale ettirip kâinattaki ilâhî icraata, küçücük mikyasda bir temsil gösterip ilâhî terbiyeyi hareketlerle ve sözlerle kâinatta ilan ettirmek, Meleklerine tercih edip, halifelik rütbesini verdiği halde; ona, bütün bu vazifelerin gayesi, neticesi ve meyvesi olan ebedi saadeti vermesin! Onu, bütün mahlûkatının en bedbaht, en bîçâre, en musibetzede, en dertli, en aşağı bir duruma atıp; en mübarek, nurânî bir hikmet hediyesi olan aklı; o bîçâreye en uğursuz ve zulmanî ve azab veren bir âlet yapıp azîm, hikmetine büsbütün zıt ve mutlak merhametine tamamen ters bir merhametsizlik etsin! Aslâ ve kat'a!
Elhâsıl: Nasıl temsilî hikâyede bir subayın cüzdanına ve defterine bakıp görmüş idik ki: Hem rütbesi, hem vazifesi, hem maaşı, hem hareket düsturu, hem çeşitli cihazları bize gösterdi ki; o subay, o geçici meydan için değil; belki kararlı, değişmiyen bir memlekete gidecek de ona göre çalışıyor. Aynen onun gibi, insanın kalb cüzdanındaki duygular ve latifeler, akıl defterindeki hâssalar ve keyfiyetler, istidat ve kabiliyetindeki cihazlar; tamamen Ebedî Saadete yönelik ve ona göre verilmiş, ona göre techiz edilmiş olduğuna bütün araştırmacılar ve ilim sahipleri ittifak etmişlerdir. Bu cümleden olarak, Meselâ : Aklın bir hizmetkârı ve tasvircisi olan "kuvve-i hayâliye"ye denilse ki: Sana bir milyon sene ömür ile dünya saltanatı verilecek, fakat sonunda mutlaka yok olacaksın. Tevehhüm (kuruntu) aldatmamak, nefis karışmamak şartiyle "Oh!" yerine "Ah!" diyecek ve çok üzülüp kederlenecektir. Demek, en büyük fâni, en küçük bir âleti ve insanın cihazlarını doyuramıyor. İşte bu kabiliyetdendir ki, insanın ebede uzanmış emelleri, kâinatı kaplamış fikirleri ve ebedi saadetlerinin her nevine yayılmış arzuları gösterir ki:
Bu insan ebed için yaradılmış ve ebede gidecektir. Bu dünya ona bir misafirhanedir ve âhiret için bir bekleme salonudur.