Sızıntı Arşivi

Kasım 1981 · s. 16 · 4 dakikalık okuma

Ötelere Seyahat

Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

İKİNCİ SURET:

Bu gidişata, icraa­ta bak! Nasıl en fa­kir, en zayıftan tut, ta herkese mü­kemmel yemekler, şahane yiyecekler veriliyor. Kimsesiz hastalara çok gü­zel bakılıyor. Hem gayet kıymetli ve şahane yemekler, kaplar, sırmalı ni­şanlar, süslü elbi­seler, muhteşem ziyafetler var. Bak senin gibi sersem­lerden başka her­kes, vazifesine ga­yet dikkat ediyor. Kimse zerrece had dinden tecavüz et­miyor. En büyük şahıs, en büyük bir itaatle, mütevazine, alçak gönüllü­lük içinde bir korku ve heybet altında hizmet ediyor. De­mek şu saltanat sahibinin pek bü­yük bir ikramı, pek geniş bir merha­meti var. Hem pek büyük izzeti, pek celalli bir haysiyeti, namusu yardır. Hâlbuki kerem ve ikram ise, nimet vermek ister. Mer­hamet ise, ihsansız olamaz. İzzet ise, gayret ister. Haysi­yet ve namus ise, edepsizlerin edeb ve terbiyesini ister. Hâlbuki şu memle­kette o merhamet, o namusa lâyık binden biri yapıl­mıyor. Zalim izzetinde (aziz olarak), mazlum zilletinde (zelil olarak) kalıp buradan göçüp gidiyorlar.

Demek büyük bir Mahkeme’ye bırakılıyor.

İKİNCİ HAKİKAT: Hiç mümkün müdür ki; gösterdiği eserler ilenihayetsiz bir ikram, nihayetsiz bir merhamet, nihayetsiz bir izzet ve nihayetsiz bir gayret sahibi olan şu âlemin Rabbi; ikram ve merhametine lâyık mükâfat, izzet ve gayretine lâyık ceza vermesin. Evet, şu dünya gidişatına bakılırsa görülüyor ki en aciz, en zayıftantut ta, en kuvvetli­ye kadar her canlı­ya lâyık bir rızık ve­riliyor. En zayıf, en âcize en iyi rızık veriliyor.*

Her dertliye ummadığı yerden derman yetiştirili­yor. Öyle yüce ve yüksek bir keremle ziyafetler veriliyor ki, nihayetsiz bir ik­ram eli içinde işle­diğini açıkça gös­teriyor.

Meselâ bahar mevsiminde cen­net hurileri tarzın­da bütün ağaçları sündüse benzer elbiseler ile giydi­rip, çiçek ve mey­velerin kakmalı, sırmalı tezyinatı ile süslendirip, hiz­metkâr ederek on­ların lâtif elleri olan dalları ile çeşit çe­şit, en tatlı, en sa­natlı meyveleri bi­ze takdim etmek; hem zehirli bir si­neğin eliyle şifalı ve tatlı balı bize ye­dirmek; hem en güzel ve yumuşak bir elbiseyi elsiz bir böceğin eliyle bize giydirmek; hem rahmetin büyük bir hazinesini küçük çekirdek içinde bi­zim için saklamak ne kadar güzel bir ikram, ne kadar la­tif bir merhamet eseri olduğu açık­ça anlaşılır.

Hem insan ve bazı canavarlardan başka, Güneş, Ay ve Arz’dan tut, ta en küçük mahlûka kadar herşey mükem­mel bir dikkatle vazifesine çalışması, zerre kadar haddinden tecavüz etmemesi, bir büyük heybet altında umumî bir itaat bulunması, büyük bir celâl ve izzet sahibininemriyle hareket ettiklerini gösteriyor. Hem gerek nebati gerek hayvani ve gerek in­sanî bütün validelerin o yüce şefkatleriyle ve süt gibi o hoş gıda ile o aciz ve zayıf yavruların terbiyesi: ne kadar geniş bir merhametin neticesi olduğunu açıkça gösterir. **

Bu âlemi sahip ve hâkiminin madem nihayetsiz böyle bir keremi, nihayetsiz böyle bir rahmeti, nihayetsiz öyle bir celâl ve izzeti vardır. Nihayetsiz celâl ve izzet, edepsizlerin cezalandırılıp terbiye edilmesini ister. Nihayetsiz kerem, nihayetsiz ik­ram ister. Nihayetsiz rahmet kendine lâyık ihsan ister. Hâlbuki bu fani dünyada ve kısa bir ömürde, denizden bir damla gibi milyonlar parçadan ancak bir parçası yer­leşir. Demek o kereme lâyık ve o rahmete münasip bir saadet diyarı olacaktır.

Yoksa gündüzü ışığı ile dolduran Güneşin varlığını inkâr etmek gibi, bu görü­nen rahmetin varlığını inkâr etmek lâzım gelir. Çünkü bir daha dönmemek üzere ayrılıp yok olmak ise, şefkati musibete; muhabbeti, iç yangınına ve ayrılık ateşine; nimeti azaba; aklı uğursuz bir âlete ve lezzeti eleme döndürmekle rahmet ve mer­hamet hakikatinin sönmesi lâzım gelir.

Hem o celâl ve izzete uygun bir ceza diyarı olacaktır. Çünkü ekseriye zalim iz­zetinde (aziz olarak) mazlum zilletinde (zelil olarak) kalıp, buradan göçüp gidiyor­lar. Demek en büyük bir mahkemeye bırakılıyor, tehir ediliyor. Yoksa bakılmıyor değil. Bazen dünyada dahi ceza verir. Geçmiş devirlerde cereyan eden, âsi, inatçı ve inkarcı kavimlere gelen azaplar gösteriyor ki, İNSAN BAŞI BOŞ DEĞİL. Bir celâl ve gayret sillesine her vakit maruzdur.

Evet hiç mümkün müdür ki, insanın, bütün mevcudat içinde ehemmiyetli bir vazifesi, ehemmiyetli bir istidat ve kabiliyeti olsun da; insanın Rabbi de insana bu kadar muntazam yarattığı sanat eserleriyle kendini tanıttırsa; karşılığında insan, iman ile O’nu tanımazsa… Hem bu kadar rahmeti süslü meyveleriyle kendini sevdirse, mukabilinde insan ibadetle kendini Ona sevdirmese... Hem bu kadar, bu tür­lü nimetleriyle muhabbet ve rahmetini ona gösterse; bunlara karşılık insan şükür ve hamd ile O’na hürmet etmese, cezasız kalsın! Başıboş bırakılsın! O izzet, gayret sahibi azametli ve celalli Yaradan bir ceza diyarı hazırlamasın!

Hem hiç mümkün müdür ki, Rahman ve Rahim olan Yaratanın kendini tanıttır­masına mukabil; iman ile tanımakla, sevdirmesine mukabil, ibadetle sevmek ve sevdirmekle ve rahmetine mukabil şükür ile hürmet etmekle mukabele eden, ina­nanlara bir mükafaat diyarını, ebedi bir saadeti vermesin!

* Helal rızık, iktidar ile alınmadığına, belki ihtiyaca binaen verildiğine kati delil; güçsüz kuvvetsiz yav­ruların güzel beslenmesi ve güçlü kuvvetli canavarların geçim darlığı içinde zor beslenmeleri; hem zekâsı olmayan balıkların semizliği, zeki ve hileli tilki ve maymunun geçim derdiyle vücudca zayıflığıdır. Demek rızık, iktidar ve irade ile ters orantılıdır. Ne derece kuvvetine ve iradesine güvense, o derece ge­çim derdine müptela olur.

** Evet, aç bir arslan, zayıf bir yavrusunu kendi nefsine tercih ederek, elde ettiği bir eti yemeyip yavru­suna vermesi; hem korkak tavuk, yavrusunu himaye için arslana saldırması; hem incir ağacı kendi ça­mur yiyerek yavrusu olan meyvelerine halis süt vermesi, açıkça, nihayetsiz merhamet, ikram ve şefkat sahibi bir zatın hesabiyle hareket ettiklerini kör olmayana gösteriyorlar. Evet, nebatlar ve hayvanlar gibi şuursuzların son derece şuurlu ve hikmetli bir şekilde işler görünmesi, mecburen gösterir ki: Sonsuz ilim ve hikmet sahibi birisi vardır ki, onları işlettiriyor; onlar, O’nun namıyla işliyorlar...