Sızıntı Arşivi

Temmuz 1986 · s. 229 · 3 dakikalık okuma

Osmanlılarda Vakıf Anlayışı

Kamil Eminoğlu · Tarih

Temelinde Allah rızası, hayır duygusu ve insanlık sevgisi yatan vakıflar, hayırsever atalarımızın vicdanlarından birer iyilik, güzellik ve şefkat abidesi halinde doğmuş, yükselmiş ve günümüze kadar insanlığa bir çok sahada verimli hizmetlerde bulunmuşlardır. Helal mallarını ve helal paralarını seve seve vakfederek Allah rızasını kazanmayı, cemiyette yardım, fazilet ve sevgi hislerinin gelişmesini gaye edinmiş ceddimiz, yapılmasında fayda mülahaza ettikleri her şeyi vakfa konu seçmişlerdir. öyle ki, “Vakıf yapanlar neler düşündüler?” şeklindeki bir soruya “Neler düşünmediler ki?” diye yeni bir soru ile cevap verilebiir (1).

Lügat manasıyla vakıf “Bir kimsenin belirli şartlarla, resmi bir senet veya vasiyet yoluyla, mülk veya parasını bir amme hizmetinin sürdürülmesi için tüzel kişiliğe sahip bir kuruluş haline getirmesi” demektir. Bu ifadeye uygun olarak İslamiyet’den önceki toplumlarda da bazı vakıf uygulamaları görülmüştür (2). Fakat hakiki manasıyla vakıf müessesesi İslamiyet’le birlikte gelişti. Bilhassa Osmanlı devrinde vakıf müesseseleri en gelişmiş dönemine geldi. İslamiyet’de vakıf kurmak demek, kişinin kendi para ve malından cemiyet adına ve en önemlisi Allah rızası için feragat etmesi, kendi para ve malını bu yolda bağışlaması demektir. Bu arada devletin vakıf kurmak isteyen kimseye yardımı olduğu; mülkiyeti devlete aid olan bir çok gayrimenkulü vakıf kurması şartıyla, o kimseye devrettiği sık sık görülmektedir.

Osmanlı vakıf metinlerinden yapılan tesbitlere göre; hasta ve garip leyleklerin bakım ve tedavisi, bayram günlerinde top atılarak halkın sevindirilmesi, halkın neş’e ve sevincinin artırılması, alışveriş edenlerin aldatılmasını önlemek gayesiyle çarşı ve pazarlara ölçek ve kantar kurulması, yoksul genç kızlara çeyiz verilmesi, düğünlerinin yapılması, halka faydalı eserler yazdırılıp bastırılması, dağıtılması, cezaevlerindeki mahkumların ihtiyaçlarının karşılanması, et fiatlarının kış aylarında yükselmemesini sağlayacak tedbirlerin alınması, ıslah edilmiş koyunluklar kurulması, ziraatın geliştirilmesi, borç yüzünden hapse girenlerin borçlarının ödenmesi, çocukların açık havada gezdirilmesi, Van gölünde gemi işletilmesi, kimsesiz fakirlerin ölülerinin kaldırılması, mektep çocuklarına yardım edilmesi gibi akla gelebilecek her türlü faydalı konuda vakıf kurulduğu görülmektedir. Osmanlı devleti özellikle yükselme ve duraklama devirlerinde, çağının çok ilerisinde bir toplum meydana getirmiştir.(3).

Bu devirde Osmanlı öylesine bir olgunluk seviyesine erişmişti ki, yaz aylarında suların karla soğutularak halka verilmesini şart koşan vakıf, çeşme ve sebiller bile inşa edilmiştir (4).

Sayıları binleri aşan vakıf eserlerinden Selimiye, Süleymaniye, Beyazıt, Fatih külliyeleri bu konuda başka birer misaldirler. Evliya Çelebi’nin verdiği bilgilere göre, Selimiye medresesinin uzunluğu bir mil, eni yarım mildir. Süleymaniye külliyesinin bünyesinde bir cami, bir rasathane, bir akıl hastahanesi, birkaç hamam ve misafirhaneler vardır. Fatih külliyesinde bunlara ilaveten, sekiz fakültesi bulunan bir üniversite ve bir imaret bulunmaktadır. Gureba hastahanesinin vakfıyesinde şu hükümler vardır;

1— Bu hastahanede garipler, soğanın kilosu bir sarı altına da çıkmış olsa ücretsiz tedavi edilecektir. 2— Her hastaya her gün bir tavuk yedirilecektir. 3— Kış aylarında tavuk eti yedirilemezse, İstanbul yakınlarındaki Belgrat ormanlarından yabani ördek veya kaz vurularak hastalara yedirilecektir (5).

Böylesine muhteşem müesseselerin kurulması için büyük vergi gelirlerinden vazgeçerek, maddi destsğini azami derecede tutan devlet, aynı zamanda ciddi bir kontrol da yapmaktaydı. Kaynaklara göre, Süleymaniye hastahanesine bakmakla görevli nazır, her an gelip hastaların hallerini sorar, şikayet ve ihtiyaçlarını tesbit ederdi. Vakıf kuran bir kimse, bir vakfiyename hazırlar ve bu vakfıyenamede fakir, sakat ve kimsesizlere, Allah misafirlerine günde ne kadar yemek pişirileceği teker teker belirtilirdi. Cuma ve bayram günlerinde yemek ve tatlıların daha bol, daha gıdalı olması şart koşulurdu.

Her türlü Maddi ve manevi fedakarlığı yaparak vakıflar kuran ve devirlerini aydınlatan ceddimizin yanında bütün bir hayatını Allah yolunda vakfetmiş ve her türlü benlik duygusundan sıyrılmış yeni bir neslin emarelerini görmenin bahtiyarlığı içindeyiz.

LİTERATÜR

1— İbrahim Ateş, Vakıflar Dergisi. Cilt XVI

2— T.H.Y. Magazin Dergisi, Şubat 1986,

3— Necdet Sevinç, Osmanlılarda Sosyo-ekonomik Yapı (s. 102—109)

4— Osman Ergin Türkiye’de şehirciliğin tarihi inkişaf, (s.7),

5— Evliya Çelebi Seyahatn8mesi (c.2, s.22), — Sızıntı Dergisi (c.4. s.41).