Haziran 1983 · s. 7 · 3 dakikalık okuma
Onunla Olgunluğa Ermiş Ruhlar

İçinde yaşadığı çamurdan kurtulup,
berrak sularda yıkanmak
ve bir daha kirlenmemek üzere
vicdanına ve onun zamanı aşan ebedî kanunlarına
vefalı kalmak isteyenlere nasıl imrenilmez.
Tarihe göz gezdirilince
kuvvette, zekâda, güzellikte, dehâda, ahlâkta
en büyük tanınmış insanların dertler içinde
ömürlerini geçirdikleri görülür.
İnsanın bu manzara karşısında
"Acaba dertsizler, bir köşeye
itilmiş, silik kimseler olmasın?"
diyeceği geliyor.
Arkamızı döndüğümüz büyük hakikati bilmeye,
iyice bilmeye çalışmak
ve ona olan borcumuzu ödemek lâzımdır.
Hakikate borcumuz onu lâyıkı ile bilmekle,
ona inanmakla, onu sevmekle, ona teslim olmakla,
ondan gelecek her derde katlanmakla ödenebilir.
Hakikate kavuşan; en büyük dostu bulmuştuk
Onun için artık, harhangi bir şüphe ve kısır acı kalmamıştır.
Böyle bir imanı bulan,
imkânlarının en erişilmez tepesine çıkmış demektir.
İman, dağları yerinden oynatabilen kuvvettir...
On dokuzunucu yüz yıla ve yirminci yüzyılın ilk günlerine
düşüncesiyle hâkim olan Tolstoy,
ölürken kendisine İncil okumalarını istemişti.
Gazeteleri getirdiler.
Kendisi hakkında yazılanları okumak istiyorlardı.
"Hayır! Onları istemem!" diye bağırdı.
İncili aldılar ve "Dağda Vaaz'ı", okudular.
Bitince tekrar ettirdi. Sonra haykırdı:
"Allahım! Allah'ım! Var olan yalnız Sensin!
Ayakta duran yalnız Sensin, yalnız sen kuvvetlisin.
Ey Kurtarıcı! Hiçliğimi Sen kuvvetinle ört!"
Sonra gözlerini kapadı, dudaklarını kıpırdattı, dua ediyordu.
Eğer mide ve barsaklarımızı ruhun üstüne çıkarmıyorsak,
ruha göre yola girelim ve onu müdafaa edelim.
Kurtulmak için tek çaremiz,
(Allah'ın ahlâkını benimsemek ve Onun yoluna girmektir.)
zira ölümü, acıyı yok etmenin ve hayatta ebediyetin
varlığını ortaya koymanın başka türlü imkânı yoktur.
Ölmek ve tekrar dirilmek, yeniyi bulmak,
yeniyi, büyük yeniyi ve ebedî yeniyi bulmak;
bütün mesele buradadır.
Suç işlerken -bir dakika için- sana o hareketinin
bütün ömrünce yüklediği ağırlığı tasarlasan
ve onun hâtırasının sana taktığı boyunduruğu düşünsen,
ateşe elini uzatmıyacağın gibi
ona da elini uzatmazdın.
Çünkü kötülük uzun sürmez,
yükselen birşey kurumaz, temelinden bozuktur.
Devam eden, var olduran, yalnız îman, yalnız ümittir.
Şâir Sa'dî ne güzel söylemiştir:
"Bulutlar, rüzgârlar, ay ve güneş,
bütün felekler seferber olmuşlardır.
Tâ ki sen bir lokma elde edebilesin
ve onu rahatça yiyebilesin."
Saadet, iradesi olgunluğa erişmiş insanda bulunur.
Hepsinin boş, herşeyin boş olduğunu
pek geç öğrenirsen yazıktır sana!
Servet topladın. Bununla saadetin alâkası ne?
Şan ve şerefin en yüksek tepelerine çıktın,
bundan şana ne? Etinin ve kemiğinin arzularını kovalıyorsun,
bundan bir an için olgun bir haz duyabildin mi?
Birkaç kürek toprakla,
vücud yokluğa gömülecek olduktan sonra
servetin, iktidarın, her türlü tatminin ne kıymeti olabilir?
Ruhun kaderini bugünden, bu andan düşünmek lâzımdır.
Belki yarın pek geç olacaktır.
Henüz ışık ve imkân var iken
bitmeyen bir hazine toplamaya çalış.
Hiçbirşey yapamayacağın karanlık gece
elbette gelecektir.
Bazı insanlar bataklığa -alçaklığa, rezâlete- basarak
başlarını göklere yükseltmek isterler?
Ayaklar çamurda olduktan sonra,
başın göklere yükselmesi hiç bir şeye yaramaz.
Çünkü temel çürüktür.
Rabbin ilim ve kudretiyle her yerde hazırdır.
Onun güzellik tecellîlerini seyretmek isteyen,
Vâsıtî'nin dediği gibi,
bir kırmızı gülü eline alsın ve ona baksın, yeter.
En güzel Sultanlar, en büyük kahramanlar,
en kudretli diktatörler gibi ölüp toprak olacaksın.
Gençliğine güveniyorsun, düşün ki,
en uzun ömrün sonu yarından daha yakındır.
Bunları biliyorsun, böyle iken
kendi yaktığın ateşte yanmaya devam ediyorsun.
Hayatımın en iyi günü, bugün,
en güzel saati bu saat, en bulunmaz ânı bu ândır.
Dünyada ne yapılmışsa "şimdi" yapılmıştır.
Hakikatleştirmek istediğin ideali bugün ele al!
Yarin belki kıyamet kopacaktır.
Bu hakikatı anlamıyan; hayattan hiç bir şey anlamış değildir.
B. Toprak