Sızıntı Arşivi

Mart 1980 · s. 16 · 2 dakikalık okuma

Onun Şahitleri

Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

DÖRDÜNCÜ ŞAHİD:

Bak şu semavatın denizinde yüzen ve şu zeminin yüzünde serpilen renga renk mevcudata ve çeşit çeşit sanat eserlerine dikkat et. Göreceksin ki her biri üstünde “Şems-i Ezeli” (Allah’ü Teala) nın taklit kabul etmez mühürleri vardır. Nasıl hayatta damgaları canlılarda mühürleri görünüyor ve bir-ikisini gördük. “Hayat vermek” dahi öyle mühürleri vardır. Temsil, derin manaları fehime yakınlaştırdığından bir temsil ile şu hakikati göstereceğiz.

Mesela, Güneş: Seyyarelerden tut, ta su damlalarına kadar, ta camın küçük parçalarına kadar ve kar’ın parlak zerreciklerine kadar, şu güneşin misaliyesinden ve aksetmesinden bir mührü güneşe mahsus nurani bir eseri görünüyor. Şayet o hadsiz şeylerde görünen güneşçiklerini, güneşin aksinin tecellisi aldı olduğunu kabul etmezsen, o vakit her bir su damlasında ve ziyaya maruz her bir cam parçasında ve ışığa mukabil her şeffaf bir zerrecikte; tabii, hakiki bir Güneşin vücudunu adı ile kabul etmek gibi gayet derecede bir diva nelikle, nihayetsiz bir ahmaklığa düşmekliğin lazım gelir.

Mutlak bir irade onda mevcut olduğunu; belki Allah’ü Teala’ya mahsus baki sıfatları dahi onların içinde bulunduğunu kabul etmek adeta o çiçeğin, o sineğin her bir zerresine bir İlahlık vermek gibi dalaletin en ebleh (budala) cesine, hurafelerin en ahmakçasına bir derekesine düşmek lazım gelir. Zira o şey’in zerrelerine, bilhassa tohum olsala, öyle bir vaziyet verilmiş ki; o zerre, parçası olduğu canlıya bakar. O’nun nizamına göre vasiyet alır. Belki o canlının bütün nevine bakar gibi, o nevin devamına yarayacak her yerde tohumunu ekmek ve nevinin bayrağını dikmek için kanatçıklarla kanatlanmak gibi bir keyfiyet alır.

Belki o canlı alakadar ve muhtaç olduğu bütün mevcudata karşı muamelelerini ve rızkının münasebetlerini devam ettirecek bir vazıyet tutuyor.

İşte eğer o zerre, bir “Kadir-i Mutlak” (Allah)’in memuru olmaz e ve nispeti o Kadir-i Mutlak’tan kesilse; o vakit a zerreye; herşeyi görür bir göz, herşeyi kuşatmış bir şuur vermek lazımdır. Elhasıl: Nasıl şu damlalarda ve camın zerreciklerinde atan güneşçikler ve çeşit çeşit renkte, Güneşin aksinin tecellisine verilmezse; bir tek Güneşi mukabil nihayetsiz Güneşleri, kabul etmek lazım gelir. Muhal ender muhal (tamamen imkânsız) bir hurafeyi kabul etmek iktiza eder. Aynen bunun gibi, eğer herşey Kadir i Mutlak’a verilmezse, bir tek Allah’a mukabil nihayetsiz, belki kâinatın zerreleri adedince ilahları kabul etmek gibi, yüz derece muhal içindeki bir muhali (imkânsızlığı) mevcut kabul etmek gibi bir divanelik hezeyanına düşmek lazım gelir.

B. N.