Sızıntı Arşivi

Mart 1980 · s. 18 · 2 dakikalık okuma

Dokumacı Karıncalar

M.Uslu · Din Ve Ahlâk

Zoolojide adı Lecophylla longınode olan uzun boylu sarı dokumacı karıncalar Afrika’nın yağışlı ormanlarında, ağaçların yüksek tepelerinde, nesli bir tek kraliçe karıncadan gelen ve bazen 500 000 kadar işçi karıncadan müteşekkil topluluklar halinde yaşarlar. Büyük ve küçük olmak üzere iki gruba ayrılırlar. Bunların yanısıra erkek karıncalar da mevcuttur. Fakat bunlar karınca ailesinin ortak işlerine pek az karışırlar. Geliştiklerinde genç bir kraliçe ile yuvadan- çıkarlar, döndükten sonra da pek az yaşarlar.

Büyük işçi karıncalar 6 mm boylarıyla diğer karıncalara nispeten daha büyüktür. Vazifeleri, gıda temin etmek ve yuva yapmak gibi devamlı işlerdir. En küçük bir tecavüz- karşısında koşuşur ve mütecavizi ısırmakla kalmayıp, üzerine karınca asidi de atarlar. Kraliçe karıncayı korumak da büyük karıncaların işidir, burada ona ne derece bağlı olduklarını gösterirler. Çok ince hareketlerle yardım ederler ve her dakika başka bir büyük işçi karınca önceden hazmettiği bir sıvı yiyeceği kraliçenin ağzına bırakır. Erkek muhafız karıncalar ise nadiren hususi bir gıda yumurtası yumurtlarlar, bu da kraliçenin yiyecekleri arasına girer. Böylece arkası kesilmeyen leziz yiyecekler kraliçeye her gün yüzlerce yumurta yapma imkânı verir.

Her yumurta, çıkışından hemen sonra bir büyük karınca tarafından hususi bir kuluçka hücresine taşınır. Burada daha küçük karıncalar çalışmakta, yumurtalara bakmakta, yedirmekte ve küçük larvaları yıkamaktadırlar. Yavru tam büyüdüğü andan itibaren, bakım işine büyük işçi karıncalar da katılırlar.

Dokumacı karıncalar yuvalarını yapraklardan yaparlar. Ağaç üzerinde başka bir dala yerleşmeyi kararlaştırdıkları andan itibaren dalın yaprakları üzerine dağılırlar. Yaprakların kenarlarını kıvırmaya ve buralardan çekmeye başlarlar. Bu işte ilk muvaffak olana diğerleri muavenet eder. Birkaç yaprak bükülüp bir araya raptedilecekse bu yapraklar arasında asma köprüler gibi canlı zincirler teşkil ederler. Sonra zincirin bir ucundakinden bir evvelki ve daha sonra da diğerleri uçtaki karıncanın üzerinden diğer yaprağın ucunu bu yaprağa doğru çekerek geçerler; öyle ki iki yaprak üst üste gelir. Birkaç karınca ayak ve ağızlarıyla sabırla yaprakların kenarlarını tutarken birkaçı da diğer kuluçka yuvasına koşar ve yarı gelişmiş, larvalar getirirler. Larvalar ağ ipi ifrazıyla birlikte mekik vazifesi görecektir. Yetişkin karıncalar larvaları yaprak kenarlarına bastırınca larvaların ağ salgı bezleri çalışmaya başlar; karıncalar da yaprakları birbirine ağ ile sıkı sıkı tutturuluncaya kadar larvaları ileri-geri götürürler. Artık yuva hazırdır. Karınca kolonileri çok çabuk büyüyebilir, hatta birkaç ağaç üzerine de yayılabilir. Bu ise büyük bir gayret ister, çünkü yapraklar kuruyunca yeni bir yuva yapılacaktır: İçlerinde sanki çocuk bahçelerinin ve gözetleme kulelerinin de bulunduğu yüzlerce oda! Büyük karıncaların gözetlemediği bir tek yer yoktur. Düşmanlarını kovalarlar, avlanırlar, bitki şırası emen böceklerin kendileri için bal tadındaki gaitelerini de toplarlar. Bir karınca için böyle ince sanat ve düşünce mahsulü şeyler karıncanın kendinden olmasa gerek. Bu gibi şeyleri herhangi bir mektepte okuyup öğrendiklerini de bilmiyoruz. Demek her hayvan gibi karınca da büyük bir ilim, sanat ve kudret Sahibini çok iyi gösteriyor. Fıtratındaki istidat cihetiyle vazifesi ne ise onunla meşgul oluyor, başka işlere karışmıyor.

İnsana gelince: İlimle tekâmül kanununa tabi insan için herşeyde Sahib-i Hakikisine gitmeye bir yol var; ayrıca bir sürü ibret, ders ve numune. En az bir karınca kadar vazife ve aczini idrak edip teavüne şiddet-i ihtiyacını hissedebilseydi insan!

M. USLU