Sızıntı Arşivi

Mayıs 1997 · s. 171 · 8 dakikalık okuma

Öncesiyle Ve Sonrasıyla Üniversiteye Giriş

Ö. Said Gönüllü · İnceleme

Üniversiteye giriş süreci bir adayın ÖSS ve ÖYS’ye girmesinden bir veya birkaç yıl önce başlayan bir süreç midir? Üniversiteye giren veya giremeyen adayın aldığı bu sonuç onun hayatındaki son birkaç yılın ürünü müdür? Üniversiteye girişte karşılaşılan (gerek öğrenci, gerek ebeveyn, gerekse devlet açısından) sorunlar sadece bu aşamaya mı aittir? Bunlar ağırlıklı olarak nereden kaynaklanmaktadır?

TÜRKİYE’DE ÜNİVERSİTE MESELESİ

Türkiye’de öncesi ve sonrasıyla üniversiteye giriş probleminin sebepler spektrumu oldukça geniştir. Öncelikle, insan kaynaklarının temel eğitimden başlamak üzere yaygın, sağlıklı, verimli ve eşitlikçi değerlendirilememesi ile ilgili olan bu problem üç süreçte ortaya çıkmaktadır: a) üniversite öncesindeki eğitim/öğretim, b) üniversiteye giriş, c) üniversite öğrenimi. Yani üniversite sorununun öncesi ve sonrası vardır. Ülke genelinde ilk ve orta öğrenimin planlanması ve eşit kalitede gerçekleştirilmesi Milli Eğitim Bakanlığını, üniversite giriş sınavı ÖSYM’yi, üniversite ders programı ve bütün bir akademik mevzuat ise YÖK’ü ilgilendirmektedir. Burada kurumlar arası iletişim ve koordinasyon yetersizliği kendini hissettirmektedir. Aynı durum, ülkenin kalkınma hedefleri doğrultusunda hangi disiplinlerden hangi oranda yetişmiş elemana ihtiyaç duyulduğu ve bunların istihdam politikasının ne şekilde olacağı konusunda da görülmektedir. Sözgelimi MEB ve YÖK kanalıyla yurtdışına lisans ve lisansüstü öğrenim amacıyla öğrenci gönderilirken, gerek bilim dalı, gerek öğrenci sayısı, gerekse ülkelerin belirlenmesinde ciddi tutarsızlıklarla karşılaşılmaktadır. (Öğrenci ve burs veren kuruluş açısından zaman ve para kaybına yol açan rastgele bölüm seçiminde, bölüm ve ülke değiştirilmesinde, öğrenimini bitirip ülkeye dönen kişinin mecburi hizmet vereceği üniversitenin belirlenmesinde objektif ve reel kriterlerin gözetilmemesi gibi problemler bunlardan birkaçıdır). Dolayısıyla, farklı aşamalara ait olsalar da, aralarında doğrudan veya dolaylı bir sebep-sonuç ilişkisi olduğu için problemler birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkmamakta ve onları bir bütün olarak ele almak gerekmektedir.

a) Üniversite öncesi

— Üniversite öncesindeki son aşama olan liseler (özellikle de devlet liseleri) bugün Türkiye’de büyük oranda verimsizleşmiştir. Liselerdeki, özellikle de devlet liselerindeki öğretim kadrosu, gerek düşük maaş politikası, gerek teşvik ve ödül gibi motive edici faktörlerin yokluğu, gerekse alt yapı yetersizlikleri yüzünden istekli ve heyecanlı değildir ve talebeyle gerektiği şekilde ilgilenememektedir. Devlet liselerindeki başarılı öğretmenler ya üniversite hazırlık dershanelerine veya özel kolejlere geçmekte, üniversite mezunu genç öğretmenlerin azımsanmayacak bir kısmı da aynı yolu tercih ettiğinden devlet liselerinin öğretim kadrosunun giderek düzey kaybettiği görülmektedir (istisnalar vardır). Çünkü bugün, öğrencileri yüksek puanla üniversiteye giren devlet liselerindeki öğretmenler maddeten ve mânen takdir edilmemektedir. Böylece özellikle devlet liseleri daha ziyade üniversiteye girmek için gerekli bir lise diploması veren kurum hüviyetinde algılanır olmuştur.

— Ezber ağırlıklı, çoğu kez hedefsiz (veya sadece sınav kazandırmayı amaçlayan) bir öğrenim öğrenciyi bezdirmekte, onun çalışma, okuma, merak etme ve araştırma isteğini köreltmekte, verimini düşürmektedir. Bu durum öğrencinin kendine olan güvenini ve performansını olumsuz yönde etkilemekle, üniversite sınavındaki başarısını azaltmakta, öğrenci istediği bölüme girememekte veya sınavı kazanamamakta ve girinceye kadar yıl kaybetmektedir.

— Öğrencilerin yetenekleri ilk ve orta öğrenimde tamamen gün yüzüne çıkartılamamakta, işlenip geliştirilememektedir. Yeteneklerini ancak üniversite yıllarında, hatta lisansüstü programlarda keşfedebilen, başarı grafiği bu yıllarda yükselen birçok öğrenci vardır.

— Bugün öğrenciyi üniversiteye, okuduğu lise ve lisedeki öğretmenleri değil, tıpkı bir lise gibi (lise birinci sınıftan itibaren) üniversiteye hazırlık dershanesi hazırlamaktadır. Fakat bu kurum öğrenciyi sadece zamana karşı yarışacağı bir sınava hazırlamakla, sınav tekniğini, ağırlıklı konuları ve çıkabilecek soru tiplerini göstermekle kalmayıp, onu motive etme, kapasitesini verimli şekilde kullandırma, bilgisini artırma, lisenin veremediği bilgileri ve inisiyatif kullanma yeteneğini kazandırma gibi işlevleri de yerine getirmektedir. Bu sağlıksız durum ancak liselerin yeniden kazanılması ile zaman içerisinde ortadan kaldırılabilir.

b) Üniversiteye giriş

— Üniversite giriş sınavı, üniversite öncesi süreç ile üniversite arasında geçişi sağlayan, seçme-yerleştirme işlevi gören bir köprü konumundadır ve yüksek öğrenim sisteminin bir parçasıdır. Üniversiteye giriş sürecindeki ilk ve en önemli mesele, bu sınava, farklı şartlardan gelen farklı bilgi düzeyindeki adayların girmesidir. Anayasa ile teminat altına alınmış olan ülkedeki her ferdin temel eğitim/öğretim hakkının ülkenin farklı bölgelerinde anayasada öngörüldüğü şekilde yerine getirilemediği görülmektedir.

— Bir diğer problem, üniversite kapısındaki yığılmalardır. YÖK istatistiklerine göre, halen üniversitelerde bir milyon 150 bin kayıtlı öğrenci bulunurken her yıl üniversite sınavına giren aday sayısı bu rakamın çok üzerindedir ve giderek artmaktadır. 1996’da birinci basamak sınavına (ÖSS) 1 milyon 300 bin kişi girmiştir. Bu rakam 1997’de 1 milyon 400 bin düzeyindedir. 1995’de ÖSS’ye girenlerin %30,4’ü üniversitede okuma imkânı elde etmiş, aynı yıl üniversiteye yerleştirilenler içinde lise son sınıf öğrencilerinin oranı % 21,9 düzeyinde gerçekleşmiştir. Yani liseden üniversiteye sağlıklı ve düzenli bir akış olmamakta, üniversite kapısında sürekli yığılma ve tıkanıklıklar meydana gelmektedir. Bu sadece, lise son sınıf öğrencilerinin düşük başarı elde etmeleriyle açıklanacak bir durum olarak gözükmemektedir. İstediği bölüme birkaç denemeden ve yıl kaybından sonra girebilen veya ne istediğini ancak üniversiteye girdikten sonra anlayabilen öğrenci yüzdesi de yüksektir. Yine YÖK istatistiklerine göre, ÖSS’ye başvuruda bulunan adaylar o yılki lise son sınıf öğrencilerinin yanı sıra, daha önce sınava girip kazanamayanlar, daha önce kazandığı programı beğenmeyenler, daha önce yüksek öğrenim görmüş olup bir diploma daha almak isteyenler, sınava kendini deneme amacıyla girenler ve kendi hesaplarına dövizli olarak yurt dışında üniversite öğrenimi görmek isteyenlerden oluşmaktadır.

Diğer yandan 1996 yılında üniversite sınavında başarılı olup bir fakülte veya yüksek okula kayıt yaptırma hakkı kazanan 383 bin 974 kişiden 76 bin 274’ü kayıt yaptırmamıştır. Kazandığı bölümü beğenmeyerek kayıt yaptırmayanların oranının % 20’leri bulması üniversiteye giriş sürecinin sağlıksız oluşuna en son ve en tipik bir örnektir.

Ayrıca 1995’de Açık Öğretim programına yerleştirilenlerin üniversitede okuma hakkı kazanan toplam içindeki oranı % 43,7’dir. Bu grup, memuriyette derece yükseltme, askerlik hizmetini birkaç yıl geciktirme, öğrenci statüsü elde ederek çeşitli haklardan yararlanma gibi farklı amaçlarla Açık Öğretimi tercih ettiklerinden, bu durum, gerek Türkiye’nin gerçek üniversite yapısı, gerekse dünya standartlarına göre yapılacak bir karşılaştırma açısından sağlıklı bir kriter olarak gözükmemektedir.

- Anadolu Üniversitesi’nin, hedef ve fonksiyon-

EKSİK SAYFA

— Öğrenci ilkokuldan liseyi bitirinceye kadar izlenmeli ve her öğrenci için, üniversiteye başvururken yanında bulunduracağı, onbir yılı kapsayan bir temel eğitim dosyası hazırlanmalıdır. Bu dosya karne ve diplomanın yanı sıra öğrencinin başarısı, yetenekleri ve eğitimleri hakkında etraflı bilgiler vermesi bakımından üniversite aşamasında öğrencinin gireceği sınavları ve tabi tutulacağı sözlü mülâkatları tamamlayıcı nitelikte olacak, böylece daha gerçekçi, daha sağlıklı bir üniversiteye giriş süreci oluşturulabilecektir.

— Sonuçta, gerek orta öğrenim kurumlarının öğretim kadrosu ve alt yapı bakımından aynı düzeye getirilmeye çalışılması, gerek ortaokul aşamasıyla birlikte dolgun ve teşvik edici nitelikte bir burs sisteminin yaygınlaştırılmış olması, gerek liseden gelen çok sayıda öğrencinin sağlıklı bir değerlendirmeye tabi tutulması, gerekse haksızlıkların, eşitsizliklerin ve adaletsizliklerin en aza indirilmesi açısından geniş ve eşzamanlı bir çözüm paketi gerekmektedir.

b)Üniversiteye giriş

— Üniversiteye girişte, merkezi bir sınav yerine, her üniversitenin kendi sınavını hazırladığı, insani boyutu daha ağır basan daha sağlıklı bir tanıma, seçme ve yerleştirme süreci geliştirilebilir. Lise son sınıfta olup üniversiteye hazırlanan öğrencinin sağlıklı bir değerlendirmeye tabi tutulması gerekmektedir. Bir lise mezununun kalitesini bildiren belge sadece bir karne ve diploma olmamalı, lise başarısı da sadece ÖSS ve ÖYS’ye bir katsayı veya ek puan katkısı ile sınırlı kalmamalıdır. Yukarıda da değinildiği gibi lise mezunu her genç hakkında, temel eğitim döneminde, genci bütün yönleriyle tanıtan, sahip olduğu bütün kabiliyetleri gösteren detaylı bir dosya hazırlanmalıdır. Tabii burada öğrencinin lise başarısı, mesleki tercihi, özel yetenekleri, üniversitenin kendi kriterleri ve öğrencide arayacağı bazı nitelikler önem arzedecek, üniversiteye giriş, ağırlıklı olarak bir (veya iki) sınavın belirleyeceği bir süreç olmaktan çıkacaktır. Bu gibi ön tedbirler, soruna kaynak teşkil eden önemli eksiklik ve açıkların üniversite öncesinde giderilmesi ve öğrenci hakkında gerçekçi bir kanaat edinme imkânının oluşturulması anlamına gelmektedir.

— Üniversiteye liseden gelen öğrenci girme durumunda olduğuna göre liseden gelen sorunların da dikkate alınması gerekmektedir. Çünkü üniversiteye girişte sorunlar en aza indirilse, kalıcı çözümler getirilse bile, tamamlayıcı nitelikte tedbirler alınmadığı takdirde, bütün bunlar tek başlarına bir anlam ifade etmeyecektir. Üniversiteye giriş sürecinin sağlıklı işlemesi, üniversite öncesi orta öğrenim döneminin yeterli ve sağlıklı oluşuna ne ölçüde bağlı ise, üniversite öğreniminin verimli ve hedefine varıcı olması da söz konusu giriş sürecinin sağlıklı işlemesine bağlıdır.

c)Üniversite öğrenimi

— Üniversite sayısı, özellikle de ilk aşamada özel üniversite sayısı artırılmalı, vakıf üniversiteleri teşvik edilmelidir (liselerde gerçekleştirilecek reforma paralı olarak daha iyi motive edilen öğrencilerin sayısının artması, yeni ve kaliteli üniversiteler açılmadıkça, yani liselerden gelen dalgalar karşılanmadıkça, pek fazla bir anlam ifade etmeyecek, yığılmalar artarak devam edecektir).

— Mevcut devlet üniversitelerinin daha süratli atılım yapmasını sağlamaya, matuf olarak üniversiteler daha sağlıklı ve gerçekçi bir özerklik kazan-

— Geçmişte olduğu gibi her üniversite alacağı öğrenciyi kendisi sınava tabi tutmalıdır.

— Lise mezunu bir öğrencinin lise dosyası başvurduğu üniversitede oluşturulmuş bir üniversite kurulu ile başvurduğu bölüm tarafından incelenmelidir (bu kurullar her üniversite ve her bölüm bünyesinde oluşturulur)

— YÖK bünyesinde oluşturulacak ve her üniversitenin her bölümünden bir temsilci öğretim üyesinin katılacağı bilim kurulları (üniversitelerarası kurul benzeri) dünya standartları düzeyinde bir öğretim programı belirlemeli ve ülkedeki bütün üniversitelerin bütün bölümleri bu ortak programı takip etmelidir (bu programın üzerinde fazladan ders veya uygulama koymak isteyen serbest bırakılabilir).

—Üniversitelerin her yıl öğretim başarısını tespit etmeye yönelik olarak YÖK tarafından belirlenecek bir kurulun (ÖSYM benzeri) hazırlayacağı ve yılda bir kez yapılacak merkezi test sınavlarına her bölümün her sınıfı katılmalı (örneğin Makina Mühendisliği’nden Tarih’e kadar üniversitelerin bütün bölümlerinin 1., 2., 3. ve 4. sınıflarından seçilecek belli sayıda talebe veya bütün talebeler) ve belli bir başarı düzeyini tutturan üniversite, talebe ve buralardaki öğretim üyelerine devlet tarafından daha fazla mali yardımda bulunulmalı, değişik imkanlar tanınmalıdır. Bu uygulama, üniversitelerarası rekabeti, dolayısıyla verimi artıracağı, her üniversiteyi motive edeceği, hedef sahibi kılacağı ve kendi içine kapanıklıktan kurtaracağı gibi, kamu ve özel sektör kuruluşlarının eleman ararken daha gerçekçi ve sağlıklı bir burs ve istihdam politikaları izlemesini de sağlayacaktır. Bu rekabet şartlarında her üniversitenin kendisine daha fazla çeki-düzen vermek ve gerçekçi atılımlar yapmak isteyeceği, bunun için de daha fazla özerk olma ihtiyacı duyacağı unutulmamalıdır.

— Son tahlilde, isteyen her gencin dilediği bölüme (başarısına bağlı olarak) girmesinin kolaylaştırılması, bunun için de, girme şansını doğrudan üniversitenin ilgili bölümüyle bire bir muhatap olarak kullanması hedeflenmeli, planlar da buna göre yapılmalıdır. Bu uzun vadede sağlanabilir ve özel üniversitelerin teşvik edilmesi de buna yönelik olabilir.

Yukarıdaki çeşitli aşamalarla ilgili çözüm tedbirlerinin hiçbiri, tek başına alınması durumunda bir anlam ifade etmeyecektir. Sadece temel eğitim dönemi sorunlarına yönelik olarak çözüm arayışlarına girilmesi (MEB) veya tek başına üniversite sayısının artırılması veya üniversiteye girişin daha sağlıklı ve eşitlikçi bir prosedürle gerçekleştirilmesi sorunun çözümü için yeterli değildir. Çünkü sorun bütüncüldür. Sonuçta en önemli husus, Türkiye’nin temel eğitim, üniversite ve istihdam sorunlarında payı olan bütün faktörlerin ve tedbirlerin eş zamanlı ele alınması gerekliliği olarak ortaya çıkmaktadır

ofaruk@cbu.bayar.edu.tr