Sızıntı Arşivi

Mayıs 1995 · s. 164 · 3 dakikalık okuma

Omurganın Şekli Ve Hareketleri

Hacı Lüy · Anatomi

HACI LÜY

İnsanda baş ve gövdenin ağırlığını taşıyan ve destek görevi yapan omurga, düz bir sütun şeklinde olmayıp, çeşitli kısımlarında değişik yönlerde eğrilikler gösterir. Yan ta­raftan bakıldığında insan omurgasının, ikisi öne ve ikisi de arkaya doğru çıkıntı halinde olmak üzere dört eğriliği dikkati çeker. Bun­lardan servikal (boyun) ve lumhal (bel) par­çalarında bulunanlar öne doğru, torakal (göğüs) ve sakral (sağrı) parçalarında bu­lunanlar arkaya doğru çıkıntılıdır.

Hayvanlardan farklı olarak omurgamız, iki ayak üzerinde yürümemizi sağlayacak şekilde dizayn edilmiştir. Böylece hem daha kolay dengemizi sağlar, hem de daha rahat yürürüz.

Ana rahmindeki çocuğun omurgası, bu­lunduğu dar mekâna uyum sağlayacak bi­çimde açıklığı öne bakan tek bir kavis şek­lindedir. Yeni doğan bir çocuk, başını dik olarak tutamaz. Doğumdan sonra yaklaşık üçüncü ayda boyun bölgesi kasları ve omurga bağlarının gelişmesi ve kuvvetlenmesi ile boyun bölgesi başın ağırlığını taşıyabilecek hale gelir. Bu sırada omurganın boyun böl­gesinde, açıklığı arkaya bakan bir eğrilik meydana gelir. Bir taraftan başın ağırlığı, diğer taraftan omurgayı dik tutmaya çalışan kaslar ve bağların etkisiyle meydana gelen bu eğrilik, omurganın bu parçasını bir yay haline sokar ve başın ağırlığının taşınmasını ve den­genin sağlanmasını kolaylaştırır. Sinir sis­teminin gelişmesine paralel olarak çocuk önce başını, sonra gövdesini dik tutmaya ve otur­maya başlar. Bir müddet sonra, gövdenin ağırlığı ve kuvvetlenen sakrospinal (omurilik-bel-kalça bölgesi) kasların tesiriyle, omur­ganın bel bölgesinde açıklığı arkaya bakan ikinci bir eğrilik meydana gelir. Böylece bel bölgesi, gövdenin ağırlığını taşıyan ve den­genin sağlanmasına yardım eden elastik bir yay şeklini alır.

İki ayak üzerine kalkma neticesinde belde meydana gelen ve öne doğru olan çıkıntı, göğüs parçasında da devam etmiş olsaydı, karın ve göğüs boşluğunda bulunan ağır organlarımız fazla öne gelmiş olurdu ve bu durum dengenin sağlanmasını zorlaştırırdı. Bu elverişsiz durum, boyun ve bel bölgesini takip eden sırt ve sakral bölgelerde açıklığı öne bakan (birincilere zıt yönde) iki eğriliğin oluş­turulmasıyla önlenmiştir. Böylece gövdenin üst taraflarının ve göğüs boşluğunda asılı bu­lunan organların ağırlığı kısmen arka tarafa doğru çekilmiş olur. Hastalık yüzünden hiçbir zaman ayağa kalkamamış ve bütün hayatlarını yatakta geçiren kimselerde omurganın tipik eğrilikleri meydana gelmez.

İnsan omurgası yukarıda anlatıldığı gibi değil de dümdüz bir sopa veya sütun gibi veya tek bir kavis şeklinde olsaydı, eğildiğimiz zaman bütün ağırlığın etkisi kavisin en çıkıntılı noktasında toplanacak ve sadece bu kı­sım aşırı ağırlığın tesirinde kalacaktı. Birbi­rine zıt yönde eğriliklere sahip olan omurgada ise aynı ağırlık birçok kavislere dağılır ve bu şekilde ayrı ayrı parçalar üzerine tesir eden kuvvetler azalmış olur.

Aynı şekilde yürüyüş sırasında ağırlığa karşı topraktan gelen tepkinin büyük bir kısmı doğrudan doğruya kafatası tabanına iletilir ve her adım atışımızda kafamız ve beynimiz bü­yük sarsıntıya uğrardı. Bilhassa sıçrama sı­rasında artan tepkiyi azaltan elastikiyet ol­masaydı, kafatası tabanına tesir eden kuvvet çok fazla olurdu; hattâ omurganın üst ucu, ka­fatası kemiklerini parçalayarak beynin içine girebilirdi.

İnsan omurgasının, ayakta durup yü­rüyebilecek bir canlıya göre ayarlandığı anlaşılıyor. Omurga kemiklerinin, insan vücudu­nun ağırlığını dengeli bir şekilde taşıyarak, insana rahat yürüme imkânı sağlayacak şekilde olması, kendi kendine veya Darvincilerin iddia ettiği gibi dört ayak üzerinde yürüyen bir canlının evolusyonu neticesinde kavisli hale gelmesi düşünülemez. Kaldı ki, bu kavislerin, belli açıların üzerinde olmaması gerekir. Bazı hastalık durumlarında, meselâ kifozda (sırt kamburluğu), sırt bölgesindeki aşırı lordozda (bel kamburluğu) ise bel bölgesindeki kavis açılan küçüldüğü için rahat yürümek imkânsızlaşır. Yine skolyoz durumunda omurga yanlara doğru eğilir. Bütün bu hastalıklarda vücudun dengesi bozulur ve vücudun ağır­lığını taşıyan omurlararası eklemlerle kalça ve diz eklemlerinde bozukluklar meydana gelir. Demek insanı dimdik yürütmek isteyen Yüce Yaratıcı, onun omurgasını da buna göre dü­zenlemiştir. Yüce Rabbimiz’in engin rahmeti burada da imdadımıza yetişmekte ve diğer canlılardan üstün kıldığı insanoğlunu yüzüstü sürünmekten kurtarmaktadır.