Ekim 1989 · 1 dakikalık okuma
Ölçü veya Yoldaki Işıklar
İbâdet; nazarî olarak, bilinen en büyük gerçeğin, insan vicdanında "hakk'a-l yakîn"e ulaşmasının en emin ve en selâmetli yoludur.
Şuurun, haşyet ve saygıyla kanatlanıp "yakîn" aradığı bu yolun her menzilinde insan ayrı bir vuslata erer.
Ömürlerini, hakikat adına nazarî meselelerin hikayeleriyle tüketen bir kısım gerçeğe kapalı ruhlar, bütün bir hayat boyu en fasih dillerin, en sihirli beyanların büyüleyici ikliminde yaşasalar dahi, bir çuvaldız boyu yol alamazlar.
İbâdet; insandaki iyilik, güzellik ve doğruluk düşüncesine kuvvet veren bereketli bir kaynak ve nefsin kötülük temayüllerini iyileştirip melekler âlemine çeviren sırlı bir iksirdir.
Hergün birkaç defa zikr-u fikriyle bu kaynağa müracaat eden ruh "insanı kâmil" olma yoluna girmiş ve bir ölçüde nefsin desiselerine karşı da siperini bulup mevzi'lenmiş sayılır...
İbâdet; cennete ehil hâle gelme keyfiyetini araştırma yolunda, insan ruhunda saklı bulunan meleklîk istidâdının geliştirilip inkişâf ettirilmesi, bedenî ve hayvânî isti'dâtların da zabt-u rabt altına alınması ameliyesinden ibarettir, Dünden-bugüne; ibâdet sâyesinde melekleri çok gerilerde bırakanlar olduğu gibi, ibâdetsizlikle yuvarlanıp aşağıların aşağısına sürüklenenler de az değildir.
İbâdet; Allah'ın ma'bud, insanın da kul olduğunu en kusursuz şekilde ifade etmenin adıdır.
Ve gerçek bir kulun, hakiki bir Ma'buda karşı, Yaratıcı ve yaratılan münasebeti içinde tavırlarının tanziminden ibarettir.
İbâdetin en faziletlisi Allah'ı bilip, Allah'ı sevmek ve insanlara faydalı olmaktır.
Bu zirvenin zirvesi de, doğruyu gösteren vicdan ibresiyle her işte Hakk'ın hoşnutluğunun gözetilmesi, "Festakim kemâ ümirte" sesiyle ihtizaza gelerek, bir mümin için ideal olan gerçek doğruluğun araştırılmasıdır.
İbâdet; insanın varlık, hayat, şuur, idrak ve iman gibi nimetlere karşı, mazhar olduğu bütün bu şeylerin diliyle bir teşekkürü; ibadetsizlik ise, mutlak bir körlük olmasa bile, kaba bir nankörlük olduğunda şüphe yoktur.
İbâdet; imanla hedeflenen dünya ve ukbâ saadeti gibi hususları elde etmek için, bizlere imânı emreden Zât'ın, açıp önümüze sürdüğü bîr vuslat yolu ve bir vuslat âdâbıdır.
Bu yolu bulamayanların, bu âdabı elde edemeyenlerin Hakk'a ulaşmaları mümkün değildir.