Mart 1988 · 2 dakikalık okuma
Ölçü veya Yoldaki Işıklar
Durgun sular yosun tutar.. işlemeyen uzuvlar kireç bağlar.. çağlayanlar hep tertemiz ve pırıl pırıldırlar. Bütün bir hayat boyu durup dinlenmeden mekiğini, kalbi ve kafası arasında hareket ettirenler, birgün ruhlarını cok güzel şeylerle çimlendirdiklerine şahit olacak ve talihlerine tebessüm edeceklerdir. Zira, ancak sürülen topraklar tohumda döl yatağı olabilir ve bakılan bağ ve bahçeler meyve verir.
Çocukların ta’lim ve terbiyesi, hanenin nizam, huzur ve ahengi itibariyle insanlık mektebinin ilk hocası kadındır. Kadına yeni yeni yerler arandığı günümüzde, bir kere daha Kudret elinin ona bahşettiği bu müstesna mevkiin hatırlanması sayesinde, bir kısım fuzuli arayışların önleneceği kanaatini beslemekteyiz. Namuslu, terbiyeli ve yuvasına bağlı bir kadının bulunduğu ev, Cennet köşelerinden bir köşedir ve orada duyulan seslerin, solukların da huri gılman nağmesinden ve kevser çağıltısından farkı yoktur. İnsan, süri zinetinin altında ezilmiş herhangi bir kadını görünce, kendi kendine “acaba, kadının iç zineti sayılan namus, iffet, fazilete de bu kadar değer veriyor mu?” diye düşünüyor. Kadını meleklerden daha ulvi yapan ve onu eşsiz bir elmas haline getiren onun iç derinliği, iffet ve vakarıdır. İffeti hakkında söz söylenen kadın kalp bir para, vakarsız ise alay mevzuu bir kukladır ki; böylelerinin öldürücü atmosferlerinde ne sağlıklı yuvadan ne de sıhhatli nesillerden bahsetmeye imkan yoktur. Üç çeşit kadın vardır: Sokak kadını, zevk kadını, ev ve hizmet kadını. Hafifmeşrep sokak kadını çamura düşmüş bir cevhere benzer, zevk kadını gözbağıcı iblislere, ev ve hizmet kadını ise sonsuzluk soluklayan Cennet Hurilerine. İç alemiyle fazilete uyanmış bir kadın, bulunduğu hanede kristal bir avizeye benzer. Onun her kıpırdanışında evin dört bir köşesinde ışıklar oynamaya başlar. Kendi ruh dünyasında karanlık düşüncelere teslim olmuş kadın kıyafetindeki talihsize gelince, öyle bir sis ve duman kaynağıdır ki uğradığı heryeri kirletir geçer. Kadının, elinden düşürmeden daima okuyacağı tek kitap, içtimai terbiye kitabıdır ki, henüz en mükemmeliyle yazıldığı söylenemez. Kendini hevesata salmış kadınları gördükçe, “kadının aklı kısadır” diyenleri çok müsamahalı görüyorum. Zannediyorum kadının reklam mevzuu haline getirildiğini görselerdi “buna evet diyen kadınların aklı yokmuş” diyeceklerdi. Eskiler “kadının elinde iğne, mücahidin elinde mızrak gibidir” derlerdi. Doğrusu ben bu sözde hiç de mübalağa görmüyorum. Kadının, başkaları için zevk metaı, eğlence mevzuu ve reklam malzemesi olduğu devirler hiç de azımsanmayacak kadar çoktur. Ne var ki, bütün bu tali’siz dönemler, şimdiye kadar hep onun dirilip kendini yenilemesinin ve özünü bulmasının başlangıcı olmuştur. Oğlana “mahdum”, kız çocuğuna da “kerime” derlerdi ki, göz bebeği ile aynı manaya gelen bu kelime, çok kıymetli, kıymetli olduğu kadar lüzumlu, lüzumlu olduğu kadar da en nazik bir uzvu bütün önemiyle ifade etmektedir.
“Eteğini tozdan-topraktan sakın” deriz. Bunun yanında bir gözbebeği olan kadının ne kadar korunup kollanması lazımgeldiğini, bilmem ki takdir edebiliyormuyuz...?
Faziletli kadının süsü, zineti namus ve iffeti olduğu gibi, en şayan-ı takdir ve hayranlıkla karşılanacak yanı da içtimai terbiyesi ve efendisine sadakatidir.