Sızıntı Arşivi

Mayıs 1987 · 2 dakikalık okuma

Ölçü veya Yoldaki Işıklar

Sızıntı · ÖLÇÜ

Şiirin bir dış yüzü vardır ki, orada daha ziyâde kelimeler, cümleler, ölçü, edâ gibi hususlar hâkimdir.

İç yüzüne gelince; orada ruh, iç âleminde mayaladığı düşünceleri ifâde için, yerinde çiçeklerin çehresi ve kelebeklerin kanatları gibi en süslü ve zarif cümleleri, yerinde kıvılcımlar gibi düştüğü yerde yangın çıkaran kelimeleri ve yerinde de ney'in feryatlarına denk iniltiler meydana getirecek sözcükleri arar, bulur ve yerli yerine yerleştirir ki buna şiirin mûsikileşmesi de diyebiliriz.


* * *

Sırlar ve işâretler şiirin ana kaynaklarından birisi olması itibariyle, onda olduğundan daha fazla bir genişlik ve ihâta hissedilir.

Ama bu ihata yine de şiirin harîmi içinde ve onun surları ile çevrilidir.

Şiir tedailerin kollarında buudlaşıp rengârenk mânâ iklimlerine doğru yayılıp genişlerken dahi, yine kendidir.


* * *

Her sanat dalı gibi şiir de netice îtîbâriyle namütenahiyle sarmaşdolaş değilse kısır ve sönüktür. Sonsuz güzelliklere meftun insan rûhu, sonsuza tutkun insan gönlü, ebedden ve ebedîlikten başka bir şeyle tatmin olmayan insan vicdânı sanatkâra hep öteleri kurcalamayı fısıldamaktadır.

Kalb, ruh ve vicdanından yükselen bu inilti ve iştiyakları hissetmeyen sanatkâr, bütün bir hayat boyu eşyânın dış yüzünü taklidle uğraşır durur da, bir kerecik olsun bu tenteneli perdenin ötesini görmeye muvaffak olamaz.


* * *

Şiire, esas itibariyle düşünce ve duyuşun birbiriyle kaynaşıp bütünleşmesinden meydana gelen bir ton hâkimdir.

Ancak, insan bünyesindeki hipofiz bezi gibi, düşünce ve duygunun arkasında da onlara hükmeden ve her noktada kendilerini hissetdiren niyet ve nazar gibi iki mühim unsur vardır ki, bunlar bütün beyit ve mısralara birer renk olarak akseder; fikrin ayağının kaydığı yerlerde onun elinden tutar ve hissin önünde bir sihirli lâmba gibi hep yollara ışık saçarlar.


* * *

Şiir, kinleri, nefretleri, heyecan ve ızdırapları, ümit ve inkisarlarıyla içinde çimlenip gelişdîği toplumun solukları; şâir de, yerinde bu toplumun nefes borusu ve akciğeri, yerinde de dili dudağıdır.

Her şiir, kendine malzeme teşkil edecek olan, içinde yeşerîp geliştiği cemiyetin hususiyetleriyle müteâlâ edildiğinde anlaşılsa bile ona dâyelik yapan toplumu nazar-ı i'tibâre almadan, ondan birşeyler anlamak oldukça zordur.


* * *

Şiirde, şekil ma'naya, mana da şekile feda edilmediği, aksine her iki cephe de ruh ve cesed münasebeti içinde ele alınabildiği takdirde, her vicdanın sevip tabii bulacağı bir âhenge ulaşır o şiir.

Ve böyle bir şiir hakkında hayâlin teklif edeceği herhangi bir yeni motif de düşünülemez.