Kasım 1982 · 2 dakikalık okuma
Ölçü veya Yoldaki Işıklar
![]()
Alçak Gönüllülük
Yüzü yerde olanlar Hak katında da, halk katında da sonsuz pâyelere ulaşırlar. Burnunu dikip böbürlenenler, herkesi hakîr görüp çalım satanlar ise, hemen hemen her zaman halk tarafından istiskale uğramış; Hak tarafından da azaba çarptırılmışlardır.
* * * * *
İnsanın kendini beğenip büyük görmesi, aklının noksanlığına ve ruhunun hamlığına delâlet eder. Akıllı ve ruhen olgunluğa ermiş bir insan, mazhar olduğu herşeyi Yüce Yaratıcıdan bilir ve şükran hissiyle daima, onun karşısında iki büklüm olur.
* * * * *
Mütevâzi olma, Yaratıcının takdirine, halkın tahkir ve tekdirine karşı, insanın gönlüne hoşnutluk hissi kazandırır. Evet, baştan haddini bilip tevâzu kanatlarını yerlere kadar indiren birisi, insanlardan gelecek her türlü hor görmelere karşı en emin bir zırh içine girmiş, en sağlam emniyet tedbirini almış demektir.
Alçak gönüllülük, ferdin olgun ve faziletli olmasının; kibirlenip büyüklük taslamak ise, onun seviyesiz ve nâkıs olmasının alâmetidir. En kâmil kimseler, en çok insanlarla beraber bulunup, onlarla hem-dem olanlardır. En nâkıs kimseler ise, insanlarla beraber bulunmayı, onlarla düşüp kalkmayı gururlarına yediremiyen bednâm (1)talihsizlerdir.
* * * * *
Yaşadıkları toplum içinde, kadir ve kıymetleri bilinmeyenler, seciyelerin-deki tevazu sayesinde er-geç yükselir, şereflere ererler. Büyüklük kompleksine kapılanlar ise, toplum tarafından irdene irdene, yaşadıkları muhit içinde birer yabancı unsur hâline gelirler.
* * * * *
Bir insanın, insanlığa yükselmesi, onun tevâzuu ile, tevâzuu da, makam, mansıb, servet ve ilim gibi halkın itibar ettiği şeylerin onu değiştirmemesiyle, belli olur. Zikredilen hususlardan biriyle, düşünce ve davranışlarında değişikliğe uğrayan bir şahsın, ne tevâzuundan, ne de insanlığa yükselmesinden bahsedilemez.
* * * * *
Alçak gönüllülük, hemen bütün güzel huyların anahtarı mesâbesindedir. Onu elde eden, diğer güzel huylara da sâhib olabilir. Ona mâlik olamayan ise, gâliben diğer huylardan da mahrum kalır. Âdem Nebi (s) sürçüp düştüğü zaman, gökler ötesine ait yitirdiği herşeyi, tevâzuu ile yeniden elde ederken, aynı bâdirede yuvarlanıp giden şeytan, kibir ve gururunun kurbanı oldu.
* * * * *
Tekye ve zaviyelerde, hep yüzü yerde olanlar pervâz edip yükseldiler. Mektep ve medreselerde de daima alçak gönüllüler istifade etmesini bilip, toplumlarına faydalı oldular. Burnunu dikip, tekyeninâdâb ve usülüne riayet etmeyenler; birinin rahle-i tedrisi gönünde diz çöküp birşeyler öğrenmeyi gururuna yediremeyen talihsizler ise, hep mahvolup gittiler.
* * * * *
Kibir ve ululuk "Zât-ı Ulûhiyyetin" (3) sıfatlarından olduğundan, büyüklük taslayıp şımarıklık yapanlar, hemen herzaman O'nun kahhâr eliyle kıskıvrak yakalanmış ve helâk edilmişlerdir. Haddini bilip mütevâzi olanlar ise, yükselip onun huzuruna ermişlerdir.
* * *
(1) Bednâm: Kötü nâmlı.
(2) Rahle-i tedris: Ders verilen veya alınan rahle. Bir âlimden alınan ders. (3)Zat-ı Ulûhiyyet: Allahû Taâla.