Kasım 1982 · s. 27 · 5 dakikalık okuma
Karar Verme
Mesih Saraçoğlu · Din Ve Ahlâk

Karar verme herşeyden önce bir san'attır. Karar verecek idarecinin makul bir kimse olması ve belli bir "yetki" ye sahip bulunması şarttır. Bir başka deyişle, karar verme cesareti olanlardır ki, ancak onlar idareci olabilirler ve kararların isabetliliği derecesinde değer ve kıymet kazanırlar. Karar verilecek mevzuun baştan iyi tanınması ve tarif edilmesi, teferruatı diyebileceğimiz yanlarının dahi bilinmesi, gerek plan safhasında gerek fiiliyatta sapılacak patikaların güzel tarif edilmesi zaruridir. İlerisi için yapılacak tahminlerin doğru çıkmasını sağlıyabilecek bilgi ve tecrübe hamulesinden mahrum kişinin vereceği karar, ancak bir başka yanlış kararın verilmesine doğru atılmış bir adımdır.
Mevzuun iyi bir şekilde ortaya konulması, gelişmede çıkabilecek aksaklıkların çekinmeden ele alınması fikrî tartışma zemininin güzel kullanılması, kararda menfî puan verenlerin dahi, kararın bazı noktaları hakkındaki miisbet kanaatlarının kaydedilmesi muvafık olsa gerektir. Yani, karar verme makamında olanlar da, icra edenler de, kararın hayrına ve şerrine ortak olabilecek anlayışa getirilmelidir.
Başarılı karar verme - aynı zamanda istisnaları hesaba katarak - maddi imkanlara da bağlı sayılabilir. Kişilerin maddi, manevî doyurulması, vereceği kararların kalitesinde müessir olsa gerektir. Çeşitli imkânsızlıkların problemleriyle meşgul ve onları yenemeyen bir kafa, isabetli karar vermede güçlük çekecektir.
Verdiği kararların daima iyi netice vermesi, kişiye doğuştan verilmiş bir hususiyet olmakla birlikte, onu "eğitimle" de kazandırmak mümkündür. İnsan, maddî yapısını birtakım düzenli hareketlerle geliştirebildiği gibi, ona doğuştan verilmiş çekirdek halinde olan bazı kabiliyet ve duygularını da, onlara muvafık davranışlarla geliştirebilir. Haliyle teorik ve pratik eğitim birlikte olursa, onu istenen seviyeye ulaştırabilir. Üst seviyede bir sevk ve İdare âmirinin "çekirdekden" yetişmiş olması, kü-Çükten o yolda hazırlanmış bulunması herhalde daha iyi netice verecektir.
Kendi âmirlerine öncelikle olmak üzere, kendine güvenen, daha doğrusu vereceği kararların geçerliliğine İnanan İdareci, umumiyetle daha az hataya düşer. Gidilen yolda devam, herşeyden Önce inanmaya ve iradeye bağlıdır.
"Durum değerlendirmesi" her safhada yapılmalı. Bulunulan yer, her an ve her dakika, geçmiş ve geleceğiyle hatırdan çıkarılmamalıdır. Her çıkılan basamakta, vaziyet gözden geçirilmeli, çeşitli ihtimallerin kritiği yapılarak, koordinatlar iyi tesbit edilmelidir. Karar verme anında iyi düşünen, sonra kötü düşünmeyecektir.
Karar verme; mevcut olmayan bir "mutlak" için olmayıp, mevcut altarnatifler arasında en iyiyi tercih etme işidir. Bu bakımdan cemiyetin topyekün edebileceği ölçüler yoksa, iş, hayli zor olacaktır. İnsanların fıtratlarındaki farklılık ve duygularındaki sınırsızlık yüzünden, değerler izafî ve "doğru" çok olacaktır. Buna bağlı olarak da, verilen kararların tartışmaları sürüp gidecek, verilecek kararlar da tercihle bağlanamadan uzadıkça uzayacaktır.
Acele verilmiş kararların acısını tatmamış çok az İnsan vardır. "Nihat karar"a varmadan belli bir müddetin bulunması, veya gerekli devrelerden sonra son sözün söylenmesi daha muvafıktır.
Tatbiki mümkün olmayan kararların alınması da manasız ve boşunadır. Karar; "İzmir Körfezi temizlenecek ve temiz tutulacak" Çok güzel. Fakat kararın ne zaman verilmesi gerekirdi ve kim temizleyecek? Ne zaman ve ne kadar müddetle temizleyecek? Hangi İmkanlarla ve makinalarla temizlenecek? Mevcut temizleme işlemindeki hız, pislenme sür'atinden yüksek mi? Topyekün temizlemeye yardıma olunacaksa, (ki öyle olması icabeder), pislenmesine yardımcı olanlar hakkında verilmiş bir "karar" var mıdır? Mevcut şehir planı veya kurulmuş şehirde att yapının durumu nedir? En önemlisi de, İnsanımızın bu karara uymadaki kültür ve kabiliyeti nedir?
Karar: "Başkaları Ay'a gidiyor bizde güneş'e gidelim" bu da çok güzel. İnsanlığın kendileri için yaratılmış ve onların emrine verilmiş kürelerde dolaşmasından daha mâkul ne olabilir. İnsanların Güneş'e çıkıp külçe altın taşır gibi enerji taşıması çok uzak değil. Ama şu bizim henüz elindeki ders kitabını anlamaktan aciz lise bitirmiş yavrumuzla mı? Üniversite bitirdiği halde üç kitabı baştan sona bitirmemiş gencimizle mi? Söyleyin, hangi eğitimciyle, hangi doktorla, hangi teknik elemanla ve hangi idareciyle.
Çalışmanın "enayilik" sayıldığı, gayrı kanuniliğin, gayri ahlâki ligin telkin edildiği zamanımızda; alnı terlemeden, bileği yorulmadan , kafa sancısı çekmeden kazan anın mübah sayıldığı günümüzde, gerçek ten "toplumumuzun" yapacağı çok şey yoktur. Yanlış anlaşılmasın, kötümser değilim. Ancak, gerçeklerden kaçmanın, verilecek kararların isabetsizliğini arttıracağını vurgulamak istedim.
Karar; selahiyetsiz kişi tarafından verilmemelidir ve uygun kişiler tarafından icra edilmelidir. Kararı veren şahıs, kararın kendi mesuliyeti dahilinde olup olmadığına, kararın mütemmimlerinin üst veya alt kademelerde mevcut olup olmadığına dikkat etmelidir. Bir işletmenin genel müdürü, personel müdürünün bilgisine başvurmadan lağvedeceği bir servisin getireceği problemlerden, personel müdüründen çok kendisini mesul bilmelidir. Ancak, herhangibir servis kaldırılacaksa, bu mevzudaki etüdüde sadece o servisin İdarecisine vermek de hatalı olur. Zira tadilatın o idareciye getireceği şahsî zararlar onu yanlış değerlendirmelere sevk edebilir. Çözüm; belli bir üst seviyede idarecinin , veya yakın bir servis idarecisinin malumatına başvurmakla elde edilebilir. Burada altı çizilecek bir mevzuyu da dikkatlerinize sunalım: Bir idarecinin; küçük - büyük her mes'elede herkesin reyine müracaat etmesi, kendi kararsızlığını ve muhakeme azlığını ortaya koyacağından; kararları, yalnız mı, diğer kişilerle mi, yoksa her seviyede birçok kişiyle mi alacağını iyi tesbit etmelidir.
Alınan karardan dönülür mü?
Karar alınırken lüzumlu malzeme ve materyalden yoksun, gerekli kişilere danışılmamış ve aranan Ön kararlardan uzak, aynı zamanda icra yolunda ilerlemiş kararlardan pekala dönülebilir. Ancak, gelecek zararlar en aza indirilecek ve beraber göğüslenecektir. Bu nokta bütün idarecilerimize ve istikbalin idarecileri gençlerimize ehemmiyetle hatırlatılılır.
Endülüs Fatihi olarak tarihlere geçen Tarık (r.) vereceği kararı çok düşünmüş, verdikten sonraki ahvali de çok düşünmüş, kendi kararlılığının en küçük nefere kadar yansımasını istediği o sözler bilmem şu zamanın kulaklarını hâlâ çınlatmıyor mu?
Kendi ismini yazdığı boğazı geçer, bindiği gemileri yakar ve der: "Arkanızda düşman gibi bir deniz, Önünüzde deniz gibi bir düşman. Yaşamanız için ileri gitmekten başka çare yok. Kılıçlarınızdan başka sığınağa da sahip değilsiniz. Eğer bir an Önce işinizi bitirmezseniz günler uzar giderde hız ve aksiyonunuzu kaybedersiniz..."
Bu kararın etrafıdır, ilk cümlesidir, en son noktasıdır ve kararın bizzat özü ve ta kendisidir. Ve nesillerimize armağan edilen en güzel "kararsızlıktan kaçış" numunesidir.
Mesih Saraçoğlu
Muhterem Okuyucularımız
Zaman zaman sizlerden aldığımız mektuplar bazı açıklamalar yapmamızı zaruri kılmıştır.
1-Yayınevimizin İstanbul şubesinden sonra Ankara şubesi de açılmıştır. Neşriyatımızı bu şubelerden de temin edebilirsiniz.
2-Eski sayıların bir kısmı ve 1. - 2. ciltler kalmamıştır. Yeniden baskısı için çalışmalar devam etmektedir.
3-Mevcut sayıların cilt kapaklan yaptırılmış olup satış için piyasaya arzedilmiştir.
4-Okuyucularımızdan abone durumlarıyla ilgili sık sık mektup almaktayız. Abone şartlarımız her sayıda dergimizin "İçindekiler" kısmında belirtilmektedir. Ayrıca abonelerimizin adres değişikliklerini mutlaka bize bildirmelerini rica ederiz. Zira adres değişikliğinden ötürü gönderilen mecmualar iade edilmektedir.
T.Ö.V. YAYINEVİ