Sızıntı Arşivi

Aralık 1979 · s. 16 · 3 dakikalık okuma

O'nun Şahidleri

B.N. · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

BİRİNCİ ŞAHİD:

Tevhit iki kısımdır. Mesela: Nasıl ki bir çarşıya ve bir şehre büyük bir zatın çeşitli malları gelse, iki şekilde onun malı olduğu bilinir. Biri: kısa ve avamcadır ki: “Bu kadar azim mal, ondan başka kimsenin haddi değil ki, sahip olabilsin.” Fakat böyle avamdan bir adamın nezaretinde, çok hırsızlık olabilir. Parçalarına çok adamlar sahip çıkabilir. İkinci çeşit odur ki, her denk üzerinde yazıyı okur, her bir top üstünde turrayı tanır, her bir ilim üstünde mührünü bilir bir surette “Her şey o zatındır.” der.

İşte şu halde her bir şey, O zatı, manen gösterir. Aynen öyle de, tevhit dahi iki çeşittir.

Biri: Avamca ve zahiri tevhittir ki, “Cenab-ı Hak birdir; şeriki (eşi, ortağı), nazırı (benzeri) yoktur. Bu kâinat onundur.”

İkincisi: Hakiki tevhittir ki, herşey üstünde Kudretinin sikkesini ve Âlemlerin Rabbi oluşunun mührünü ve kaleminin nakşını görmekle, doğrudan doğruya her şeyden O’nun nuruna karşı bir pencere açıp O’nun birliğine ve herşey O’nun dest-i Kudretinden (Kudret elinden) çıktığına ve Ulûhiyetinde (İlahlığında), Rububiyeti’nde (Rabliğinde) ve mülkünde hiç bir veçhile, hiç bir şeriki ve yardımcısı olmadığına, görmeye yakın bir yakin ile tasdik edip iman getirmektir. Ve bir nevi “huzur-u daimi” elde etmektir. (Biz de şu sözde, o halis ve âli hakiki tevhidi gösterecek şahitleri zikredeceğiz.)

BİR İHTAR: Ey sebeplere tapan gafil! Sebepler, bir perdedir. Çünkü izzet ve azamet öyle ister. Fakat iş gören İlahi Kudrettir. Çünkü tevhit ve celal öyle ister ve istiklali iktizat eder. Sultan-ı Ezeli’nin (Allah’ın) memurları, İlahi Saltanatın icraatçıları değillerdir. Belki o saltanatın dellallarıdırlar ve o Rububiyeti’n temaşa eden nazırlarıdırlar. Ve o memurlar, o vasıtalar; Kudretin izzetini, Rububiyeti’n haşmetini göstermek içindir. Ta (zahiren) adi ve değersiz (zannedilen) şeylerle Kudretin temas ve alakası görünmesin. Aciz ve muhtaç olan insanı bir sultan gibi, aciz ve ihtiyaç için, memurları şerik (eş ve ortak) edinmiş değildir. Demek, sebepler konulmuş, ta aklın zahir nazarına karşı Kudretin izzeti muhafaza edilsin. Zira aynanın iki yüzü gibi, herşeyin bir “mülk” ciheti var ki, aynanın renkli yüzüne benzer. Muhtelif renklere ve hallere medar olabilir. Biri “meleküt”dür ki, aynanın parlak yüzüne benzer.. Mülk ve zahir yüzünde, İlahi Kudretin izzetine ve kemaline uygun düşmeyen haller vardır. Sebepler, o haller hem merci hem vesile olmak için konulmuşlar. Fakat melekütiyet tarafında herşey şeffaftır, güzeldir. Kudretin bizzat alaka ve temasına münasiptir. İzzetine aykırı değildir.

Onun için sebepler, sırf zahiridir, melekütiyette ve hakikatte hakiki tesirleri yoktur. Hem zahiri sebeplerin diğer bir hikmeti şudur ki: Haksız şikâyetleri ve batıl itirazları, Mutlak Adil Cenab-ı Hakka Yöneltmemek için, o şikâyetlere, o itirazlara hedef olacak sebepler konulmuştur. Çünkü kusur onlardan çıkıyor, onların kabiliyetsizliğinden ileri geliyor. Bu sırra latif bir misal suretinde manevi bir temsil rivayet ediliyor ki; Hz. Azrail Aleyhisselam, Cenab-ı Hakk’a demiş ki: “Ruhları alma vazifesinde Senin kulların benden şikâyet edecekler; benden küsecekler.” Cenab-ı Hak, hikmet lisanı ile ona demiş ki: “Seninle kullarımın ortasında, musibetler, hastalıklar perdesini bırakacağım. Ta şikâyetleri onlara gidip senden küsmesinler.”

İşte bak, nasıl hastalıklar perdedir; ecelde zannedilen fenalıklara mercidirler. Ve ruhları almada hakikat olarak olan güzellik, Azrail Aleyhisselamın vazifesine aittir. Öyle de: Hz. Azrail dahi bir perdedir. Ruhları almada zahiren merhametsiz görünen ve rahmetin kemaline münasip düşmeyen bazı hallere merci olmak için, o memuriyete bir nazır ve İlahi Kudrete bir perdedir. Evet, izzet ve azamet ister ki, sebepler, dest-i Kudretin perdeler-i ola akim nazarında… Tevhit ve celal ister ki; sebepler, ellerini çeksinler hakiki tesirden..