Mayıs 1981 · s. 16 · 1 dakikalık okuma
O'nu Arayan Seyyah
Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

Sonra dağlar ve sahralar,
fikrî seyahatte bulunan o yolcuyu çağırıyorlar. “Sahifelerimizi de oku
diyorlar. O da bakar görür ki: Dağların külli
vazifeleri ve umumî hizmetleri o kadar azametli ve
hikmetlidirler; akılları hayret içinde bırakır. Meselâ: dağların
zeminden İlâhî emirle çıkmaları ve zeminin içinde, dahilî inkılâblardan
meydana gelen heyecanını, gazabını ve hiddetini, çıkmaları ile teskin
ederek, zemin o dağların fışkırmasıyla ve menfeziyle teneffüs edip zararlı olan
sarsıntılardan ve zararlı zelzelelerden kurtulup dönme
vazifesinde üzerinde yaşayanların istirahatlarını
bozmuyor

Demek, nasıl ki, gemileri sarsıntıdan koruma ve muvâzenelerini muhafaza için; onların direkleri üstünde kurulmuş; öyle de, dağların, dünya gemisinde bu mânâda hazineli direkler oldukları çok âyetlerle ferman ediliyor. “Dağları direkler yaptık.”, “Dağları yerleştirdi.”, “Onda yerli yerinde dağlar yarattı..” gibi.
Hem meselâ: Dağların içinde canlılara lâzım olan her nevi menbalar, sular, madenler, ilaçlar” o kadar hikmetli, tedbirli, ikrâmlı ve ihtiyatlı olarak depolanarak hazırlanıp istif edilmiş ki, açıkça; kudreti nihayetsiz bir kadirin ve hikmeti nihayetsiz bir hakîmin hazineleri, ambarları ve hizmetkârları olduklarını isbat ederler, diye anlar. Ve sahra ve dağların dağ kadar vazife ve hikmetlerinden bu iki cevhere sairlerini kıyas edip, dağların ve sahraların bütün hikmetleriyle, bilhassa ihtiyat depolan cihetiyle getirdikleri şahâdeti ve söyledikleri tevhidi dağlar kuvvetinde ve sebatında ve sahralar genişliğinde ve büyüklüğünde görür” Allah’a inandım “der.