Sızıntı Arşivi

Temmuz 1979 · s. 15 · 3 dakikalık okuma

O'na İşaretler

B.N. · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

BEŞİNCİ İŞARET

Madem bir harf, kâtibini göstermeksizin olmaz. Sanatlı bir nakış, nakkaşını bildirmemek olmaz... Nasıl olur ki: Bir harfte koca bir kitabı yazan, bir nakışta bin nakşı nakşeden nakış, kendi kitabıyla ve nakşıyla bilinmesin...

Ey vesveseli arkadaş! Gel bu büyük sarayın nakışlarına dikkat et, bütün bu şehrin ziynetlerine bak, bütün bu memleketin tanzimatını gör ve bütün bu âlemin sanatlarını tefekkür et! İşte bak: Eğer nihayetsiz mucizeleri ve hünerleri olan gizli bir Zat’ın kalemi işlemezse, bu nakışları; sair şuursuz sebeplere, kör tesadüfe, sağır tabiata yenilse, o vakit bu memleketin her bir taşı, her bir otu, öyle mucizeler gösteren bir nakkaş, öyle bir harikulade kâtip olması lazım gelir ki, bir harfte bin kitabı yazabilsin, bir nakışta milyonlar sanatı yerleştirebilsin. Çünkü bak bu taşlardaki nakşa, (Yaradılış ağacının meyvesi olan insana, kendi ağacının programını ve fihristesini taşıyan meyveye işarettir. Zira Kudret kalemi, âlemin büyük kitabında ne yazmış ise, icmalini insanın mahiyetinde yazmıştır. Kader kalemi, dağ gibi bir ağaç ta ne yazmış ise, tırnak gibi meyvesinde dahi derc etmiştir. Her birisinde bütün sarayın nakışları var; bütün şehrin tanzimat kanunları var; bütün memleketin teşkilat programlan var. Demek bu nakışları yapmak bütün memleketi yapmak kadar harikadır. Öyle ise; her bir nakış, her bir sanat, o gizli Zatın bir ilan namesidir, bir hatemidir.

ALTINCI İŞARET

Gel, bu geniş ovaya çıkacağız. (Bahar ve yaz mevsiminde yeryüzüne işarettir. Zira yüz binler muhtelif mahlûkatın taifeleri, birbiri içinde beraber icat edilir, yeryüzünde yazılır. Galatsız, kusursuz, fevkalade bir intizamla değiştirir. Binlerce ilahi sofra açılır, kaldırılır; taze taze gelir. Her bir ağaç birer tablacı, her bir bostan birer kazan hükmüne geçer.) İşte o ova içinde yüksek bir dağ var. Üstüne çıkacağız, ta bütün etrafı görülsün. Hem herşeyi yakınlaştıracak güzel dürbünleri de beraber alacağız. Çünkü: Bu acib memlekette, acib işler oluyor. Her saatte hiç aklımıza gelmeyen işler oluyor. İşte bak! Bu bağlar, ovalar ve şehirler, birden değişiyor. Hem nasıl değişiyor!. Öyle bir tarzda ki: Milyonlarla birbiri içinde işler gayet muntazam surette değişiyor. Adeta milyonlar mütenevvi kumaşlar birbiri içinde beraber dokunuyor gibi pek acib değişmeler oluyor. Bak, o kadar alıştığımız ve tanıdığımız çiçekli-miçekli şeyler kayboldular. Muntazaman, yerlerine ve mahiyetçe onlara ben zer, fakat suretçe ayrı, başkaları geldiler.

Adeta şu ova, dağlar, birer sahife; yüz binlerle ayrı ayrı kitaplar içinde yazılıyor. Hem hatasız, noksansız olarak yazılıyor. İşte, bu işler yüz derece imkânsızdır ki; kendi kendine olsun. Evet, nihayet derecede sanatlı, dikkatli şu işler, kendi kendine olmak bin derece imkânsızdır ki; kendilerinden ziyade, sanatkârlarını gösteriyorlar, Hem bunları işleyici öyle mucizekar bir zattır ki, hiçbir iş, ona ağır gelmez. Bin kitap yazmak, bir harf kadar ona kolay gelir.

Bununla beraber her tarafa bak ki, hem öyle bir hikmetle herşeyi yerli yerine koyuyor ve öyle mükrimane herkese layık oldukları lütufları yapıyor; hem öyle ihsanperverane umumi perdeler ve kapılar açıyor ki, herkesin arzularını tatmin ediyor. Hem öyle cömertçe sofralar kuruyor ki, bütün bu memleketin halkına, hayvanlarına, her bir taifesine has ve layık, belki her bir ferdine mahsus ismiyle, resmiyle bir nimet tablası veriliyor. İşte dünyada bundan imkânsız bir şey var mı ki, bu gördüğümüz işler içinde tesadüfî işler bulunsun veya abes, boş ve faydasız olsun. Veya müteaddid eller karışsın veya ustası her şeye muktedir olmasın veya herşey onun emrine boyun eğmesin! İşte ey arkadaş! Haddin varsa buna karşı bir bahane bul!

B.N.