Sızıntı Arşivi

Haziran 1979 · s. 16 · 3 dakikalık okuma

O'na İşaretler

Sızıntı · KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNDE

İKİNCİ İŞARET

Gel bütün bu ovaları, bu meydanları, bu menzilleri süslendiren şeyler üstünde dikkat et. Her birisinde o gizli Zat’tan haber veren işler var. Adeta her biri birer tuna, birer mühür gibi, o gaybı Zat’tan haber veriyorlar. İşte gözünün önünde, bak; bir dirhem pamuktan (Tohuma işarettir. Mesela, zerre gibi bir afyon tohumu, bir dirhem gibi bir zerdali, bir kavun çekirdeği, nasıl çuhadan, kumaştan daha güzel dokunmuş yapraklar, patiskadan daha beyaz ve sarıçiçekler, şekerlemeden daha tatlı, köftelerden ve konserve kutularından daha hatif, daha leziz, daha şirin meyveleri Allah’ın Rahmet hazinesinden getiriyorlar, bize takdim ediyorlar...) ne yapıyor! Bak kaç top çuha, patiska ve çiçekli kumaş çık Bak, ondan ne kadar şekerlemeler, yuvarlak tatlı köfteler yapılıyor ki, bizim gibi binler adam giyse ve yese, kâfi gelir. Hem de bak, bu demiri, suyu, kömürü, bakın, gümüşü, altım; gaybı avucuna aldı, bir et parçası (Elementlerden canlı cismi ve nutfeden canlıyı icat etmeye işarettir.) yaptı; bak gör. İşte ey akılsız adam! Bu işler öyle bir Zat’a mahsustur ki, bütün bu memleket, bütün eczasıyla onun kuvvetinin mucizesi altında duruyor, her arzusuna ram oluyor.

ÜÇÜNCÜ İŞARET

Gel, bu hareketli antika sanatlarına (Hayvanlara ve insanlara işarettir. Zira hayvan, şu âlemin küçük bir fihristesi ve insanın mahiyeti, şu kâinatın küçültülmüş bir misali olduğundan; adeta âlemde ne varsa, insanda numunesi vardır.) bak! Her birisi öyle bir tarzda yapılmış; adeta bu koca sarayın bir küçük nüshasıdır. Bütün bu sarayda ne varsa, o küçücük hareketli makinelerde bulunuyor. Hiç mümkün müdür ki, bu sarayın ustasından başka birisi gelip, bu acib sarayı, küçük bir makinede yerleştirsin. Hem hiç mümkün müdür ki, bir kutu kadar bir makine bütün bir âlemi içine aldığı halde, tesadüfî veyahut abes, boş bir iş içinde bulunsun! Demek bütün gözün gördüğü ne kadar antika makineler var, o gizli Zat’ın birer mührü hükmündedirler. Belki birer tellal, birer ilan-nüme hükmündedirler. Lisan-ı halleriyle derler ki: “Biz öyle bir Zat’ın sanatıyız ki: Bütün bu âlemimizi, bizi yaptığı ve kolaylıkla icat ettiği gibi kolaylıkla yapabilir bir Zattır.”

DÖRDÜNCÜ İŞARET

Ey inatçı arkadaş! Gel, sana daha acayibini göstereceğim. Bak, bu memlekette bütün bu işler, bu şeyler değişti, değişiyor. Bir halette durmuyor. Dikkat et ki, bu hayret-nümü yaprakları, çiçekleri, meyveleri dokuyor, süslendiriyor, gördüğümüz camit cisimler, hissiz kutular; birer mutlak hâkim suretini aldılar. Adeta her bir şey, bütün eşyaya hükmediyor. İşte yanımızdaki bu makineye bak; (Makine, meyvedar ağaçlara işarettir. Çünkü yüzer tezgâhları, fabrikaları; incecik dallarında taşıyor gibi pişiriyor, bizlere uzatıyor. Hâlbuki çam ve katran gibi muhteşem ağaçlar, kuru bir taşta tezgâhını atmış çalışıp duruyorlar.) Güya emrediyor. İşte onun tezyinatına ve işlemesine lazım olan maddeler, uzak yerlerden koşup geliyorlar.

İşte oraya bak: O şuursuz cisim (Hububata, tohumlara, sineklere tohumcuklarına işarettir. Mesela, bir sinek bir karaağacın yaprağında yumurtasını bırakır. Birden o koca karaağaç, yapraklarını o yumurtalara bir rahmi mader, bir beşik; bal gibi bir gıda ile dolu bir mahzene çeviriyor. Adeta o meyvesiz ağaç, o surette ruhlu meyveler veriyor.) Güya bir işaret ediyor, en büyük bir cismi kendine hizmetkâr ediyor; kendi işlerinde çalıştırıyor.

Daha başka şeyleri bunlara kıyas et. Adeta her bir şey, bütün bu âlemdeki hilkatleri musahhar ediyor. Eğer, o gizli Zat’ı kabul etmezsen, bütün bu memleketteki taşında, toprağında, hayvanında, insana benzer mahlûklarda; o Zat’ın bütün hünerlerini, sanatlarını, kemalatlarını, birer birer (o şeylere) vereceksin. İşte, aldın uzak gördüğü bir tek mucizekar Zat’ın bedeline, milyarlar onun gibi muciznüma, hem birbirine zıt, hem birbirine misli, hem birbiri içinde bulunsun; hem birbirine misil, hem birbiri içinde bulunsun; bu intizam bozulmasın, ortalığı karıştırmasınlar.

Hâlbuki bu koca memlekette iki parmak karışsa, karıştırır. Çünkü bir köyde iki muhtar bir nahiyede iki müdür, bir şehirde iki vali, bir memlekette iki padişah bulunsa; karıştırır. Nerede kaldı, hadsiz mutlak hâkim beraber bulunsun!