Sızıntı Arşivi

Nisan 1988 · s. 123 · 3 dakikalık okuma

Nimetler Zinciri

Arif Işıldar · jeo. Müh. · Jeoloji

Enerji insanın, hayatını devam ettirebilmesi, toplumların ise sanayi ve ekonomilerini ayakta tutabilmeleri için gereken en önemli maddi unsurlardan biridir. Her nimetin olduğu gibi enerjinin ve dolayısıyla enerji kaynaklarının da insan için taşıdığı ehemmiyetin hakkıyla idrak edilmesi, herhalde yok olmaları durumunda neler olabileceğini göz önüne getirmekle mümkündür. Ev, enerji kaynaklarının tükenmesi neticesinde ülkelerin ekonomileri altüst olacak, enerji ile elde edilen bütün üretimleri felce uğrayacak ve ülke kalkınması için çok lüzumlu bütün fiziki sistemleri işlemez hale gelebilecektir.

Tarihin ilk çağlarında kişi başına tüketilen enerjinin sadece beslenme, korunma ve bu ihtiyaçların karşılanması içi kaynak arama faaliyetlerinde gerekli olduğu ve günde 12.500 kj (kilojul) yani 3.000 besin kalorisi dolayında bulunduğu, ateşin keşfi ve yiyecek türünün artmasıyla bu değerin 32.500 kj (1 kg taşkömürü eşdeğeri)’ye çıktığı kabul edilmektedir. Buna göre ilk çağlarda 10 milyon olduğu sanılan dünya nüfusunun yılda yaklaşık 4 milyon ton taşkömürüne eşdeğer enerji tüketimi olmuştur. Miladın başında ise 250 milyon olan dünya nüfusunun kaydettiği enerji tüketiminin 150 milyon ton taşkömürüne karşılık geldiği tahmin edilmektedir. 18. yüzyılda kömürün metalürjiye girmesi, buhar makinelerinin tekstil sanayinde ve gemilerde kullanılması ile gelişen teknoloji, enerji tüketimini 19. yüzyıl sonlarında kişi başına günde 350.000 kj’ye çıkarmıştır. Günümüzde ise, sanayi toplumlarında bu rakam 1 milyon kj’nin üzerindedir.

1850’lerde dünya enerji tüketiminin % 90’ı odunla karşılanırken, odunun yerini giderek kömür almış, 20. yüzyılın başında ise kömürün enerji kaynağı olarak kullanım oranı % 80’e çıkmıştır. Bu tarihlerde odun ihtiyacının giderilmesi maksadıyla ormanlık alanların önemli oranda kıyıma uğratılması, ilerisi için tehlike sinyalleri veriyordu. Fakat sonsuz ilahi lütuflardan biri olan kömürün ehemmiyetinin anlaşılması ve yaygın olarak kullanılması imdada yetişmiştir. Kömür de zamanla yerini petrole bırakırken insanlık böylece yeni bir nimetle tanışmıştır. Zira gerek linyit, gerek taşkömürünün kullanılmasıyla bugün yılda 250 milyon ton kül, 60 milyon ton kükürt dioksit teneffüs ettiğimiz havaya karışmaktadır. Aciz ve her an ilahi yardıma muhtaç olan insan eğer petrol gibi bir nimete kavuşmasaydı hem teknoloji bugünkü durumuna ulaşamayacak, hem kömür rezervleri hızlı bir şekilde tükenecek bu kısa zaman aralığı ve kömüre dayalı o günkü teknolojik seviye yeni enerji kaynaklarının keşfi ve geliştirilmesi için yeterli olmayacak, ayrıca bugün insanlığı kara kara düşündüren hava ve çevre kirliliği meselesi tahmini güç buutlara varacaktı.

Petrol 1950—60’lı yıllarda kömürden 6 defa daha ucuz bir enerji kaynağı olarak sanayide büyük ölçüde kullanılır duruma gelmiştir. Fakat 1970’li yılların başında büyük artış gösteren petrol fiyatları ve termik santraller kömürü tekrar ön plana çıkarmıştır.

1980 yılında ise 7 milyar ton petrol eşdeğeri olan dünya enerji tüketiminin % 48’i petrol, % 26’sı kömür, % 18’i tabii gaz, % 6’sı hidrolik ve % 2’si nükleer enerji ile karşılanmıştır.

Dünya petrol rezervinin günümüzde bugünkü üretme usulü ile çıkarılabilecek olan kısmının yaklaşık 90 milyar ton, mevcut teknoloji ile ekonomik olarak çıkarılamayan rezervin ise 140—260 milyar ton olduğu tespit edilmiştir. 90—115 milyar ton arasında tespit edilen ekonomik vasıftaki petrol rezervinin talebi orta vadede devamlı surette karşılayabilmesi için, her yıl en az tüketilen miktar kadar yeni petrol kaynaklarının bulunması gerekmektedir. Bugünkü yıllık tüketimin üretilebilecek rezerve nispeti 1/38’dr. Her yıl aynı miktar petrolün tüketileceği kabul edilse bile, bu durumda, mevcut petrol 38 yıl yetecektir.

Dünya petrolünün büyük bir kısmı iki petrol bölgesinde toplanmıştır. Bunlardan birisi Basra Körfezi merkez olmak üzere Ortadoğu, diğeri ise Meksika Körfezi başta olmak üzere Orta Amerika bölgesidir. Ortadoğu petrolleri dünya rezervinin % 58’ini Orta Amerika petrolleri ise % 30’una yakın kısmını teşkil e- der. Bu durum, Ortadoğu’nun dünya için ne derece önemli olduğunu ve niçin ilgisini çektiğini açıklamaya yetmektedir.

Yakın bir gelecekte petrolün tükenecek olması ve yerini tam anlamıyla dolduracak bir enerji, kaynağının henüz geliştirilememiş olması sebebiyle konuyla ilgili kuruluşlar ve bilim adamları büyük araştırmalara girişmişlerdir. Ya büyük petrol kaynakları ya da petrolün yerine yeni bir enerji türü bulunmalıdır. İlk ihtimalin zayıf olduğu göz önüne alınırsa güneş enerjisinin ve ticari reaktörlerin tesisinin gerçekleşmesi durumunda füzyon enerjisinin meseleye uzun vadede çözüm getireceği söylenebilir.

Hakikatte önce fisyon ve daha sonra da füzyon enerjisinin keşfedilmesiyle, petrolün de bir gün tükeneceği fikrinin insanı endişelendirdiği zamanlarda nimetler halkasına bir yenisinin ekleneceğinin müjdesi ufukta parlamaktadır.

Jeo. Müh. Arif Işıldar