Şubat 1989 · s. 11 · 4 dakikalık okuma
Muhteşem Koalisyon

Zübeyr Altıntaş
Çiçekli bitkilerin böcekler tarafından döllenmesi, bazen böceğin hürriyetinin geçici bir süre kısıtlanmasıyla mümkün olmaktadır. Buna en güzel misal teşkil eden Arum (Yılan yastığı, Dana ayağı) nevilerinde, böcekler bitki tarafından yakalanır ve dölleninceye kadar hapsedilirler. Ancak bu mecburi yaşayışta böceklere tatlı bir usare de ikram edilmektedir.
Arumlarda çiçek durumu kalın eksenli spadiks (mısır koçanı gibi) şeklindedir. Alt kısımda dişi, üstte erkek çiçeklerle bu ikisi arasında ve erkek çiçek kümesinin üstünde kıl şeklinde verimsiz çiçekler vardır. Uç kısmı uzun, etli ve şişkin olup bir çomak şeklindedir. Bütün bu yapılar da spata denen beyaz veya renkli bir taşıyıcı yaprak tarafından kuşatılmıştır. Bu yaprak, üst kısmı geniş ve açık, alta doğru daralıp tekrar genişleyen bir boru şeklindedir. (Resim 1)

Bu bitkilerde kendi kendine tozlaşmayı önlemek gâyesiyle dişi çiçekler erken olgunlaşmaktadır.
Dişi çiçekler olgunlaştığı zaman uç kısımda hızlı bir solunum başlar. Bunun sonucunda, bir taraftan dip kısımda sıcaklık artarken,diğer taraftan da leş kokusuna benzer bir koku etrafa yayılır. Bu kokuyu seven bazı leş böcekleri, kaygan olan taşıyıcı yapraklara değer değmez aşağıya doğru kayarak dibe düşerler. Aslında burası, ilkbaharın serin gecelerinde böcekler için sıcak bir barınaktır. Dışarısı ile 16°C'ye kadar varabilen bir ısı farklılığına sahip olan bu Arum çiçeğinin içine düşen böceğin, geri dönmesine artık imkân yoktur. Çünkü kıl şeklinde verimsiz çiçeklerin aşağıya doğru kıvrılması buna engel olmaktadır. Böcekler, burada erkek çiçekler olgunlaşıncaya kadar hapsedilir. Ama kesinlikle aç bırakılmazlar. Bitkilerin, dostâne şefkatle, kendilerine konan böceklere polen, bal özü gibi yiyecekler ikram etmeleri, hatta onları yağmurdan, gece serinliğinden korumak için sığınak görevi yapmaları da çok enteresandır. Erkek çiçekler olgunlaşmaya başladığında verimsiz tüyler pörsüyerek engel kalkar, yaprak sathı kayganlığını kaybederek pürtüklü bir hal alır ve böcekler de dışarıya çıkmaya başlarlar. İşte bu esnada erkek çiçeklerin polenleri üzerlerine dökülür ve başka bir Arum çiçeğine gittiklerinde de onun dişi çiçeklerinin döllenmesine sebeb olurlar.
Böceklerle tozlaşmaya bazı hallerde büyük ihtiyaç gösteren başka bir bitki grubu da Çuha çiçekleri (Primula sp.) dir. Çuha çiçeklerinde resimde görüldüğü üzere dişi organın stilus (boyuncuk) kısmının farklı uzunlukta olması durumu vardır. (Resim 2) Aynı nev'in bir ferdinde stilusu uzun çiçekler meydana gelirken, bir başka fertte ise kısa stiluslu, küçük papillalı ve büyük polenli çiçekler oluşmaktadır.

Kısa stiluslu çiçeklerin büyük polenleri, aynı çiçeğin stigma papillalarının aralıklarına uymadığından, çimlenme, dolayısıyla döllenme olmaz. Uzun stiluslu çiçeklerin büyük polenleri İse, aynı çiçeğin stigma papillaları aralıklarına uysa da bu defa stigma sıvısı kendisine verilen "çimlendirme!" emrine itaat ederek polenin çimlenmesine müsaade etmez ve tabii ki tozlaşma yine olmaz. İşte bu durumda, kısa stiluslu çiçeklerin iri polenlerini, uzun stiluslu çiçeklere, uzun stiluslu çiçeklerin küçük polenlerini de kısa stiluslu çiçeklere taşıyacak mûti bir aracıya ihtiyaç vardır. Bu aracı "Biz aşılayıcı rüzgârlar gönderdik." ilâhi buyruğunca rüzgar olabileceği gibi, yine aynı işle vazifeli böcekler de olabilmektedir. Tabii, bitkiler birbirlerinden uzakta bulunuyorlarsa böceklerin fonksiyonunun hayli ehemmiyeti olacağı muhakkaktır.
Buraya kadar bitkilerle hayvanların karşılıklı olarak, nasıl yardımlaştıklarını gördük. Bu arada böceklerin geçici de olsa bazen ne gibi zorluklara katlandıklarını müşahede ettik. Şimdi ise, birtakım bitkilerin bu gibi zorluklara katlanarak bazı hayvancıkları bir menfaat gözetmeksizin müşfikâne bir surette barındırıp beslemelerine dair bir misâl verelim.
Bitkilerde bâzen mazı diye bilinen anormal yapılar meydana gelmektedir. (Resim 3) Böcekler için emin bir yuva olan mazıların meydana gelişi kısaca şöyledir: Muayyen bir böcek nev'i, yine muayyen bir bitkinin yaprak veya genç sürgünlerini delerek yumurtalarını bırakır. Bu arada böcek bitkiye, hayatının yalnız bu devresinde kullanacağı bitki büyüme hormonu (oksin) türevi kimyevî bir madde zerkettiğinden, bitkinin o kısmında birtakım şişkinlikler meydana gelir ki, bunlara mazı denmektedir. Tıbbi ve ekonomik öneme haiz olan mazılar, normalde başka herhangi bir yolla meydana gelemezler.

Bu mazıların içerisinde kalan böcek yumurtalarından larvalar çıkar. Larvalar mazının iç çeperlerini yiyerek gelişir ve ergin hale gelirler. Ergin böceklerse mazının odunlaşan dış cidarını delemezler. Bu durumda onların ölmeleri beklenir. Ancak bitki, bu mükemmel annelik görevi esnasında hem beslediği, hem de emin bir yuva oluşturduğu bu böceklerin artık dışarıdaki nimetlerden de istifade etmeleri lüzumu hissettirildiğinden, her mazıda zamanında bir de kapak oluşturmuştur. Kolayca açılabilen bu kapak vasıtasıyla dışarıya çıkan böcek; kendisine bahşedilen program çerçevesinde yine muayyen bitkileri delecek, oraya yumurtalarını bırakacak ve onları ergin hale gelinceye kadar besleyip kollayacak, yeni mazıların oluşmasında aracı olacaktır. Bitkinin böcek tarafından ısırılmadığını düşünürsek, mazı şeklindeki bu mükemmel yapıların onun hayatının hiçbir devresinde normal olarak oluşmadığını görürüz. Öyleyse böcek ile bitki arasında çok hususi ve mükemmel bir yardımlaşma mevcuttur. Bu ise, hem böcek hem de bitkiyi çok iyi tanıyan, bütün işlerini bilen ve yaratan yüce bir iradenin mevcudiyetiyle kâbildir. Böcekler ve bitkiler arasındaki bu mânâlı muvazenenin insanımıza misal olması ümidiyle...