Ağustos 1991 · s. 295 · 6 dakikalık okuma
Modern Bilimin Yanlışları

Pekçok batılı , bilim adamı "modern bilimi" ve onun sunduğu araştırma metodlarını kainatı atomlardan ta galaksilere kadar uzayan çizgide açıklama ve anlama için tek doğru yol olarak görür veya kabul eder. "Bilimsel" çalışmaların nihâi gayesinin de herşeyî izah edebilecek tek bir teori veya teoriler manzumesi oluşturmak olduğuna inanır. "Modern bilimin" üreticileri bu insanlar da okur, düşünür, yazar, inanç ve hayal dünyalarında gezinirler. Neticede de oluşan düşüncelerini, modern bilimin faraziyelerinden oluşan süzgeçten geçirerek deneye tabi tutarlar. Zaman zaman da kütüphanelerinden veya laboratuvarlarından çıkarak bilimin ürünlerinden faydalanan, birinci elden onunla uğraşmayan kitlelere haberleşme araçlarından veya basın yayın organlarından seslenirler. Diğer deyişle, kendi dünyaları ile dışında kaldıkları dünyalar arasında bir haberleşme köprüsü kurarlar.
Son yıllarda bu haberleşme köprüsünün ne kadar sıhhatli ve güvenilir şekilde iki dünya arasında bilgi alışverişini sağladığı hususu çok sık konuşulur olmaya başladı.
Bilim dünyasından diğer dünyalara kurulan bu haberleşme köprüsünün nasıl çalıştığı" ... hususunda bu yazı bir ışık tutabilecekse, bu ışığın açtığı yolu devam ettirecek diğer kalemi bu konularda yazı yazmaya davet ediyoruz.
İşte size canlı bir misâl: (geçtiğimiz yıllarda bütün dünyada reklamı yapılan ve ülkemizde de meşhur edilen bu haberleşme köprülerinden biri olan "'Zamanın Kısa Tarihi" isimli kitabın yazarı Stepnen Hawking’in verdiği mesaj:
"Bilimin yegane gayesi bütün kainatı açıklayan tek bir teori ortaya koymaktır. Öyle bir teori ki, atomlardan gezegenlere, mikroorganizmalardan insana, leptojılardan dillere ve hissi münasebetlerimize kadar her şeyi açıklıyor. Ne kadar harika bir teori olur değil mi? Her soruyu cözer, her problemi halleder, bizi tereddüt ve şüphelerden kurtarır."
Hawking'in kitabında yazdığı ve haberleşme araçları için söylediği bu sözler gerçekten yazdığı eserlerinde mevcut mu? Veya böyle bir teoriye dair ayak izleri var mı? Kitabı okumaya devam edin; göreceğiniz şey, sadece genel rölativite teorisiyle, kuantum mekaniğini birleştirecek, birleşik bir teoriden ve onun etrafında yazılan şeylerden ibarettir. Ne acı ki bu teori, kitlelere yanlış şekilde, her şeyi izah edebilecek, kainatın başlangıç sırrını çözebilecek ve Yaratıcı'yı devreden çıkaracak veya kainatın bir köşesine sıkıştıracakmış gibi takdim edilir. Hakikatte ise onun bu teori etrafında yazdıkları, bize, mikroplar, diller. İnsanlar ve onların hissi münasebetleri hususunda pek bir şey ifade etmemektedir.
Bu tip cüretkâr ve abartmalı sözler ise bilim ve onun haysiyeti adına oldukça üzücü bir durumdur. Çünkü çoğu hakikî bilim adamı, haberleşme araçlarıyla popülerize edilen bilim haberlerini belli bir süzgeçten geçirdikten ve yorumladıktan sonra kabul veya reddeder. Söylenen sözün kim tarafından, hangi mevzuuda, hangi şartlar altında söylendiği her zaman dikkate alınır. Fert ve kitleler ise kitle kültürü içinde genellikle onların sözlerini İlk anda anlaşıldığı şekliyle alma eğilimindedir. Kitleler bilimin her soruya cevap verebileceği yönünde şartlandırılmaktadır. O halde bilim adına konuşanların, kullandıkları kelimeleri seçme mevzuunda daha dikkatli olmalarını beklemek ve gerekli tahşidatı yapmak hakkımız olmalıdır. Meselâ, Hawking'in yukarıda tek bir teori ile alakalı sözleri gerçekte çok yaygın temel bir İlmî araştırma metoduna ait bir faraziyeye dayanmaktadır. O da şu: "Bir şeyi en basit parçalarına bölüp formüle edebilirsek, onu açıklamış ve anlamış oluruz."
Bu tarz bir yaklaşım ile, bilim adamını veya çalışmasını hafife almak gibi bir düşünce içerisinde de değiliz. İfade etmek istediğimiz şey şudur:
Bilim genelde bütün kainatı açıklayacak bir teori veya teoriler bulup geliştirme yerine; kainatın sadece küçük bir köşesinde değişik seviyelerde cereyan eden fizikî, tabiî ve sosyal hâdiseleri anlama, açıklama, sistematik hâle getirme ve bunlardan genellemeler çıkarma gayreti veya faaliyetidir. Aslında bugün yapılan "bilimsel" çalışmalardan elde edilen neticelerin çoğu insanî seviyedeki mes'elelere çözüm getirmede pek başarılı olamamaktadır. Meselâ uzay çalışmalarına ve yeni silah teknolojileri geliştirme çalışmalarına ayrılan mali bütçe ve insan kaynağı bu nokta-i nazardan da israf olmaktadır. Zira, bilimin mes'elelere hangi bakış açısından ne seviyede ve ne kadar geçerli güvenilir izah ve açıklamalar getirdiği hususunun bilinmesi burada anahtar rolü oynamaktadır.
Varlıkların sınıflandırılmasına dair bilgilerimizi hatırlarsak en altta cansızlar, onun üstünde hayat sahibi bitkiler ve bunları da hayvanlar takip eder. Bitkilerde görülen büyüme, gelişme, çoğalma hususiyetlerinin yanında hayvanların hareket edebilme kapasiteleri, onları organizasyon kademesinde bir üstte çıkarır. Onların da üzerinde, yaratılmışların en şereflisi olan insan ve ona ait bir hayat mertebesi göze çarpar ki, fazladan olarak şuur ve akıl bu hayat mertebesine konulmuştur.
Kâinata böyle global (umumi) bir bakış tarzı, belki batının modern bilimine yabancı olabilir. Fakat ancak bu şekilde çok önemli bir hakikatin ucunu yakalamak mümkün olmaktadır. O da "Bütünün (küll) kendine ait parçalarının (cüz') toplamından farklı bir mahiyet arzetmesidir. Diğer deyişle küfün, külli olmasıdır. Cüz seviyesinde de cüz'ün külliye ait bir cüz'i olmasıdır."
Varlıkları kendini teşkil eden alt birimlere ayırıp izahında tıkanılan noktada bir ad takarak 'anladım' zannetmek kendi kendimizi aldatmaktan ibarettir. Meselâ bilim adamlarının sıkça söyledikleri, "Bu, moleküllerin ve maddenin özelliğidir. Kendiliğindendir. Kendiliğinden oluyor" sözleri bu tıkanıklıklara birer misâl teşkil eder. Aynı şekilde, boyu bir santimetreyi geçmeyen şuursuz ve zehirli bir arının eliyle o hârika balın teşekkülünü, moleküler seviyedeki davranışlarla izah etmek ve bunu yeterli görmekte benzer bir çıkmaza girmektir. Diğer deyişle, bütün ilmî izah ve açıklamaları sadece maddenin daha alt birimlerine irca ederek yapmak ve bir türlü âlem-i gayb üstünde tenteneli bir perde olan âlem-i şehadeti geçememek de; modern bilimin işin başında yakalandığı başka bir tuzakdır.
Hakikat ise karşımıza farklı şekilde çıkıyor. Modern Batı bilimî sadece belli tip soruları (nasıl?) cevaplayabilen insani bir faaliyet olarak tanımlanması gerekir. Aslında kim ve niçin soruları onun faaliyet sahasının dışında kalır. Onun en başarılı olduğu izah ve açıklama seviyesi, basit, cansız madde, enerji ve bunları meydana getiren alt birimlerdir. Bunun üzerindeki varlık mertebelerine yükseldikçe veya hayatın moleküllerinin organizasyonu arttıkça, bilimin doğru cevaplar üretme ve izah etme özelliği giderek zayıflar. Psikolojiye geldiğimizde ortada sadece bazı gözlemler ve bunların her zaman tartışmaya açık yorumlarıyla karşı karşıya kalınır.
Şimdiye kadar hiçbir psikolog modern bilimin çizdiği sınırlar içinde matematikçi rahatlığıyla insan davranışına dair bir teori ortaya koyamamıştır. Çünkü Batıda geliştirilen modern bilimin felsefi temelleri buna müsait değildir, içinde yaşadığımız cemiyet hayatına ait problemlerde de (ki burada insani münasebetler, politika (mikro ye makro) şahsi tercihler, ahlâki problemler vs. vardır.) modem bilim gerçek ma'nâda insanlığı mutluluğa götürecek çözüm getirememiştir. Aslında insanlık için en ehemmiyetli olan ve sosyolojinin çalışma sahasına giren bu insani mertebede, sosyolojiyi müsbet bir bilim olarak kabul etmeyenlerin bulunması da belki bîr fikir verme açısından enteresandır. Öyleyse, hayatın bu seviyesindeki mes'elelerine izah getirmek ve çözüm bulmak için başka pencereler ve bakış zaviyeleri aramak durumundayız..! Peki bilimi bir kenara mı bırakılım? Asla hayır. Fakat onun bize ne seviyede ne tür bir çözüm verebileceğini çok iyi bilmeliyiz. Modern bilimin insani seviyede yardımcı olabileceği şeyler, bize kullanışlı metaforlar temini; değişik bakış tarzlarına ve yorumlara karşı açık fikirli olma ve hakikati araştırmada iştiyaktı davranma gibi hususlardan ibaretdir.
Bilinmesi gereken diğer bir nokta da teorilerin mahiyetiyle alakalıdır. Bilim teorileri ortaya konduktan sonra, bazı tecrübelerle doğrulanır bazılarıyla da uyuşmaz. Zamanla da bu teorinin açıklayamadığı durumlar hasıl olur ve bunlar ihmal edilemez sayıya ulaşır. Bu da tutarsızlıkların fark edilmesini, açık yönlerinin bulunup daha mükemmel bir teoriyle değiştirilmesini, veya açık noktalan telafi edecek eklemeler yapılmasını mecburi kılar. Bu şeyler bilim dünyasında o kadar yaygındır ki, rahatça şunu söyleyebiliriz. "Her bilimsel"teorinin belirli bir ömrü vardır ve yerini daha iyi ve doğru olana bırakır."
Durum böyleyse, bizler oldukça kısa, fakat bizim için çok büyük öneme sahip tek sermayemiz olan hayatımızı, bu değişip duran ve doğruluk garantisi prensipte mümkün olmayan teorilere mi bina edeceğiz? Bugün bu soru insanların zihinlerini sarmış bulunmaktadır.
Netice olarak, bilim insanlığa sayısız faydalar sağlamış olmakla birlikte, dayandığı temel faraziyelerin gereği olarak çözümler üretebildiği zaman-mekân boyutu sınırlı kalmaktadır. Modern bilim, dayandığı felsefi temelleri yeniden gözden geçirip kainata bir kitap nazarıyla ve o kitabın Katib'inin tarif ettiği Ölçüler içerisinde (ma'nay-ı harfiyle) bakmadıkça; hiçbir zaman, kainatı külli (holistik) bir yaklaşım içinde tevhidi bir perspektifle açıklayamayacaktır. Bu yapılmazsa üst üste biriken insani problemlere de bilimin ve teknolojinin ürünleri çözüm olamayacak ve insanoğlu vahşice bir yaklaşım ve zalimce alınan kararlar istikametinde herşeyi yeniden şekillendirmeye devam edecektir